KORUYUCULARA YÖNELİK PROPAGANDALAR
MARDİN'in Mazıdağı İlçesi'ne bağlı Bilge Köyü'nde meydana 44 kişinin acımazsızca katledildiği saldırının ardından koruculuk sisteminin yeniden gündeme gelmesi ve ‘kaldırılması' tartışmaları Türkiye'nin öne çıkan yeni gündemi olmuştur.
44 kişinin hayatını kaybettiği saldırı elbette tüm Türkiye'nin yüreğinde derin bir acı oluşturmuştur. Katliama devletin PKK'ya karşı mücadelede görevlendirdiği ‘koruyucu' adının ve silahlarının karışması ise acının durumunu daha farklı bir boyuta getirmiştir.
Koruyuculuk sistemini tartışmaya açabilmek amacıyla pusuda bekleyenler için 44 kişinin hayatını kaybettiği katliam bir fırsat olmuştur.
Türkiye'deki ‘Koruyuculuk sistemine' en çok karşı çıkan PKK terör örgütü ve yandaşlarıdır. Çünkü devletinin yanında, milletinin bölünmez bütünlüğü için mücadelelerini sürdüren koruyucular, bölgenin doğal refleksi durumundadır.
Çoğu Kürt kökenli vatandaşlarımızdan oluşan bu koruyuculuk sistemi, PKK'nın askerimizden, polisimizden daha çok alerji duyduğu sistemdir. Çünkü Kürtçülük adına terör yaratan örgüte karşı, askerimizin yanında Kürt kökenli vatandaşlarımızın büyük bir desteği söz konusudur.
Kürt kökenli binlerce koruyucunun ve bu koruyuculara bulaşan aşiretlerin PKK'ya karşı mücadele etmesi ve PKK'ya geçit vermemesi, terör örgütünün birçok sinsi tezgâhını ve propagandasını zafiyete uğrattığından hedeflerine koruyuculuk sistemini almaları gayet doğal görülmektedir.
PKK'nın siyasi kanadı olmayı misyon edinmiş DTP'nin sıfır oy aldığı MARDİN'in Mazıdağı İlçesi'ne bağlı Bilge Köyü'ne ziyaret gerçekleştirerek, koruyuculuk sistemini eleştirmesi ve katliamın acısını bile PKK'nın taleplerine yönelik bir propagandaya çevirmeye çalışması niyetlerini gözler önüne sermektedir.
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk "Devletin silahını alanlar kendini devletin yerine koyarsa böyle vahim sonuçlar doğar. Koruculuk sistemi devlet güvenlik güçlerinin yerini asla tutamaz" sözleri ile tartışmaya açılan koruyuculuk sistemine göndermelerde bulunurken, savunduğu terör örgütünün çoluk- çocuk, genç-ihtiyar demeden on binlerce masum bölge insanını, askerimizi, polisimizi, koruyucuları öldürmesini de gayet doğal gören bir duruşun sahibidir.
Koruyuculuk sistemi içinde hata yapan koruyucuların hatasını genelleme bir hale getirerek koruyucuların etkinliğini kırmaya çalışan bölücü zihniyet, bölgede kendilerine alan açmaya çalışmaktadır.
Türk askerinin yanında yiğitçe mücadele eden koruyucular, PKK için bu manada rahatsızlık vermektedir.
PKK'nın siyasi alandaki savunucusu DTP'den hiç kimsenin katliama kurban giden 44 kişiye üzüldüğünü sanmıyorum.
Çünkü savundukları terör örgütü PKK'nın başındaki ALÇAK, Güneydoğu Bölgesi'nde kendisine destek vermeyenler için "HEP'e destek vermeyen Kürdün tavuğuna kadar öldürün" ve "Otoritemizi kabul etmeyenlerin evdeki faresine kadar başını ezin, göçertin. O topraklarda tarafsız kimse olmaz, ya bizdendir yada düşman" şeklinde talimatlar vererek, PKK'ya katliamlar yaptırmıştır.
Bu mantıkla baktığımızda, DTP'nin kendisine bir oy vermemiş bu köydeki katliama üzüntü duyması mümkün değildir. Bilge köyünü ziyaret eden heyet içinde bulunan DTP'li Sırrı Sakık'ın gözyaşları dökmesi de timsah gözyaşlarından başka bir şey değildir.
Bölgedeki Kürt kökenli vatandaşlarımıza şirin gözükmeye çalışmanın en sahte pozudur o...
DTP'li heyetin Bilge köyü ziyareti tartışmaya açılan koruyuculuk sistemine katkıda bulunmaktan başka bir şey değildir. Yoksa kim ölmüş, kim yetim, kim öksüz kalmış umurlarında değildir.
Şimdilerde Milliyet Gazetesi'nden Hasan Cemal'in yaptığı söyleşilerle
‘demokrasi ve özgürlük kahramanı' gibi takdim ettiği, PKK'nın önde gelen alçaklarından Murat Karayılan, geçtiğimiz yıllarda koruyuculuk sistemine
"Koruculuk, Kürdistan tarihinde kara bir lekedir" şeklinde tepki gösteriyor ve devamında
"Bu kritik ve hassas süreçte Kürt özgürlük hareketine karşı yine saldırıda bulunanlar artık affedilmeyecek ve ailesi üzerinde kara bir leke oluşturacaktır. Biz affetsek bile önümüzdeki nesiller onları affetmeyecektir. Bunun için kimse alnına kara leke sürmesin." Sözleri ile devletinin yanında yeralan koruyucuları açıkça tehdit ediyordu.
Koruyuculuk sistemini kaldırmak için tartışma yaratanlara bu sözler referans oluyor herhalde...
Koruyuculuk sistemi içinde hata yapanlar varsa, onlar kanun çerçevesi içinde cezalandırılmalıdır. Hata yapanlar var diye, koruyuculuk sistemini kökten kaldırmaya çalışmak PKK'nın düşüncesine destek vermektir.
Koruyuculuk sistemi üzerinde tartışmaları alevlendirenlere baktığımızda da hep bu çevreler olmaktadır.
Koruyuculuk sistemi tamamen kaldırılsın ya da pasifize edilsin, PKK için o gün bayram olacaktır. Özel Harekât konusunda da koruyuculara yapılanlar gibi kampanya başlatılmış ve Özel Harekât bölgede genel manada pasifize edilmişti.
PKK ile mücadele edilirken, PKK'nın rahatsız olduğu unsurları pasifize eden anlayış Türkiye'de çok ilginç bir şekilde itibar görmektedir.
Koruyucuların PKK'ya karşı yiğitçe mücadele verip, askerin yanında şehit ve gazi olması bu ülke için fedakârlıktır. Devlet bu fedakârlığı görüp, koruyuculara her manada sahip çıkıp, onları PKK'nın propagandasını yapanlara karşı yem etmemelidir.
Yıldıray Çiçek / Ortadoğu