bu vakitlerde şehir,
öksüz çocuklar kadar mahzun
ve işgal edilmiş ülkelerin caddeleri kadar yaslı ve sessizdir.
boynu büküktür isli sokak lambalarının
bu yüzden
hep bu vakitte
karanlığı bağrıma basmak gelir içimden.
kaldırımların başına uzanıp,
okşayıp örmek isterim gazelle bezeli saçlarını.
dinsin diye asırlık hasretleri,
tren yollarına koşmak
kavuşturmak isterim uzayıp giden raylarını
ya da
el sallamak;
sahipsiz ve gemisiz limanlara.
uykulu martıların yerine
şarkı söylemek isterim
dalgalara...
bu vakitlerde
bıçkılanmış dallar gibi
darmadığındır yıldızlar
bir cana adanmıştır sanki ömürleri.
sırasını bekler düşmek için, her biri.
vedalaştıklarını duyarım
masumdur, naçardır elleri
hicran ateşi yanar yüreklerinde.
ve terkedilmiş bir çocuk gibi
yüzüme bakar ay ışığı
çaresiz...
gözlerime dolar bütün semâ
ağlamak gelir içimden,
tam bu vakit.
sonra siz gelirsiniz aklıma
ıssız şehirler, öksüz çocuklar
gitmek için sırasını bekleyen yıldızlar gibi kederli
ama bir o kadar aydınlık yüzünüzle
oturur hayaliniz karşıma
yere değin eğilir bakışım
sessizdir soluğunuz
anlarım ki,
siz de gideceksinizdir az sonra
fayda etmez ciğerlerime sarı tütün
çatlar canımın çekirdeği
işte ben o vakit
gidişinizden evvel
ölmek isterim.
Alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla




