Başka ülkeleri örnek gösterip Türkiye’de toplumsal kansere dönüşen kimi sorunları küçültmek sadece bizimkilere özgü mantıksal bir rahatsızlık olsa gerek.
Örneğin işsizlik ülkemizin önde giden sorunlarının başında geliyor.
Hükümet başkanı dünyayı sarsan, ülkemiz ekonomisini de vuran krizin bizi teğet geçtiğinde hâlâ ısrar ediyor.
İftar yemeğinde buluştuğu görsel ve yazılı medyanın yöneticilerine çeşitli konular üzerinde görüşlerine açıklayan Başbakan; ülkemizin işsizlik konusunda Avrupa ülkelerine oranla ne kadar “daha iyi durumda” olduğunu yinelemiş.
Diyor ki: “Şu an ülkemiz işsizlik noktasında AB ülkelerinden çok daha iyi noktada.”
Örnekler de veriyor. “İspanya’da işsizlik yüzde 18, İngiltere de tarihinin en büyük işsizliğini yaşıyor.”
Ya Türkiye? “Yıl sonu itibarıyla Türkiye’de tahmin yüzde 14 civarında!”
Öyleyse? Şu Avrupa’ya bakın. İşsizlik almış başını gidiyor. Yatın kalkın bugünkü durumumuza dua edin demeye getiriyor.
***
Pekâlâ Başbakan; mademki böyle buyuruyorsunuz. İşsizliği sorun yapmayalım.
- Devlet İstatistik Kurumu’nun açıkladığına göre -16 milyon kişinin açlık sınırında yaşadığı Türkiye’de yılda 200 kişi- Afrika’nın geri kalmış ülkelerinde görüldüğü gibi beslenme ve vitamin yetersizliğinden yani açlıktan ölüyor.
Lütfen şu soruyu yanıtlamak zahmetine katlanır mısınız:
İnsanların açlık sınırında yaşadığı başka bir ülke gösterebilir misiniz?
Gösteremezsiniz, Bay Başbakan! Demek oluyor ki… bu ülkede açlıktan ölüm insanlara teğet geçmiyor!
***
Sadece işsizliği ortadan kaldıracağınızı vaat etmediniz; devlet bütçesinin açık vermeyeceğini de kamuoyuna sürekli pompaladınız.
Hatta yanlış anımsamıyorsak bir yıl -nasıl olduysa- bütçede gider ile gelirin denk olduğunu iftiharla ilan da etmiştiniz.
Ama bu yıl… Genel ve yerel seçimlerde bütçe olanaklarını partinizin oy alması uğruna kullandınız ve şimdi görünen köy kılavuz istemiyor:
Bütçe açığının bu yıl 62.8 milyarlara ulaşacağını bakanlarınız açıklıyor.
***
Gazeteler her gün halkın dinlediği masalları bir kez daha sütunlarına geçirmek istemediler ve iftar yemeğindeki bilinen açıklamalarınıza -Milliyet dışında- çoğu gazete geniş ölçüde sütunlarını açmadı.
Açılım gibi, güvenlik güçlerinin operasyonlarına devam edeceği gibi, önce teröristlerin silah bırakması gibi görüşleriniz dışında… bir başkası var ki, dikkat çekiyor.
“Hiçbir zaman terörist başı ve illegal bir örgütü muhatap almayacağınızı” yinelerken; Demokrat Toplum (Kürt) Partisi ile görüşmenizde “Lütfen söylemlerinize dikkat edin” dediğinizi açıklıyorsunuz.
PKK’nin şehir yapılanmasında görev alan 10 DTP’linin tutuklanması üzerine partinin Meclis grup başkanvekili Selahattin Demirtaş’ın gazetelerde çıkan demecini herhalde gördünüz.
“… Kürtler bu yapılanları kabul eder mi? Kabul etmeyeceğimizi göstereceğiz. Önümüzdeki günlerde bu tarihi saldırılara karşı nasıl bir tarihi direnişe geçeceğimizi hep birlikte bütün dünyaya göstereceğiz…” diyor.
İmralı’dakini muhatap almayacağınızı söylerken Bay Demirtaş, “Açılım olacaksa Apo’ya saygı duyacaksınız” diye açıklamalar yapıyor.
Bir başka DTP’li, vekil Hamit Geylani; üstelik hukuk devleti olduğunu sürekli vurguladığınız Türkiye’de soyadları B ile başlayan Orgeneral Başbuğ, Baykal ve Bahçeli’yi “Türkiye’nin üç belası” olarak suçlayan -yalanlandığına tanık olmadığımız- bir demeç veriyor.
Savcılıklar harekete geçiyor mu? Hayır!
***
Bu ve bunun gibi kışkırtıcı, devleti tehdit eden kimi söylemler gırla.
Uzun açıklamalarınız arasında tek bir cümle var ki, onaylamamak olanaksız.
Söylemlerinize dikkat ediniz diye uyardığınız DTP’liler; -diyorsunuz ki- “Peki söylemlerine dikkat ediyorlar mı? Hayır. Bakıyorsunuz bir gün farklı, başka bir gün daha farklı konuşuyorlar.
Ondan sonra açılım sürecini destekliyorlarmış… Ee bu nasıl desteklemektir? Bunu anlamakta zorlanıyoruz…”
Bu sözlerinize bakarak bizler de sizi anlamakta güçlük çekiyoruz:
DTP’liler uyarılarınıza karşın bildiklerini okuyorlar.
Kışkırtıcı, bölücü söylemlere, eylemlere karşı yakınmaktan başka… Peki ama siz ne yapıyorsunuz?
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla