Kürt açılımı” adıyla başlatılan girişimin ne olduğu Türkiye’de anlaşılmış değil. Buna rağmen önce DTP’lilerin “ne olduğunu biliyorlarmış gibi” yaptıkları açıklamaları duyduk, sonra onlara da “konuşmama” emri gelmiş gibi hepsi birden sustular ama muhalefet partileri ile halk Başbakan’ın yaptığı her “üstü kapalı” konuşma sonrasında açılmayan açılımı tartışmaya devam ediyor.

“Hazmettire hazmettire” deyimine takılıyor, “bedeli ne olursa olsun” üzerinde konuşuyor, Kevin Costner’a “Biz öğrenemedik sen nasıl anladın da neyi destekliyorsun” diye bozuluyor, “vatan söz konusu olunca bu millet hiçbir şeyi hazmetmez” yorumları geliyor.

“Bundan sonra bulgur yerine hazım için soda mı dağıtacaklar” esprisi yapanlar çıkıyor. Uzun lafın kısası içeriği kesinlikle bilinmeyen soyut bir açılımı tartışıp duruyoruz günlerdir. Ve öte yanda Başbakan Erdoğan’ın kendi ülkesinde açıklamadığı, açıklamadan destek istediği projeyi (eğer varsa) ABD’de görüşeceği haberleri veriliyor.

Biz bu filmi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Anayasa değişikliği tasarısında da görmüş, aynı tartışmayı yaşamıştık. Nedense Türkiye’de olan (ve yabancı basına da konu olan) olayların, gelişmelerin açıklaması, tartışması muhalefet partilerinden bile önce AB’ye ve ABD’ye taşınıyor... Önden onların fetvasını, baskısını duyuyoruz, en sonunda da olayın açıklamasını...

“Kısa, orta, uzun vadeli çözüm” nedir, bedelinin yüksek olduğu anlaşılan açılımın içinde neler var, Erdoğan ABD dönüşü açıklasa da “Baykal’a mektup”tan veya “onlardan destek isteme”den önce herkes neye destek istendiğini anlasa...

Açılımların, değişikliklerin sonuçlarını kendisi taşıyacak olan halkın ABD’den önce buna hakkı olmalı!

*****

Sel felaketinin faturası!

İstanbul Belediyesi’nin ve iktidarın çok önceden çözüm üretmesi gerekirken bunu yapmadıkları için, yine ciddi ihmaller sonucunda İstanbul’da yaşanan sel felaketi 40 can kaybının yanında, gencecik insanların ölmesi, nice hayallerin sönmesi yanında devlete de 80-90 milyon dolarlık maddi kayıp getirmiş.

Ne gam? Unutuldu bile, artık sözü dahi edilmiyor.

Peki kim ödüyor bu kaybolan milyon dolarları (ve onun kat kat üstünde milyon TL’leri)?

Tabii ki sen ben o, biz siz onlar... Yani sadece seçime yatırım yapan, bir “seçim süreci”nden diğerine koşan, siyasi polemiklerle tartışmalarla zaman tüketen hükümetlerin ihmal, hata faturalarını ihmali yapanlar değil, halk ödüyor. Zamlarla, vergilerle, türlü çeşitli yöntemlerle...

Hatası olan ve hatta bunu itiraf edenlere ise hiçbir yaptırım yok... Bir toplum sorularına ısrarla cevap istemeyi, sorgulamayı, üç günde unutmamayı, yargıdan “suça ceza” talep etmeyi öğrenmedikçe hep ödemeye mahkûmdur.

Ödenen bedeller para da olabilir, başka şeyler de!

*****

Bir ülkeyi temsil dikkati!

Bundan önceki hükümetler ve cumhurbaşkanları döneminde kadın bakanların, başbakan ve cumhurbaşkanı eşlerinin kıyafetleri, özellikle dış ziyaretlerde giydikleri kıyafetler incelenir, irdelenir, yazılırdı. Artık bu yapılmıyor. Pardon, ilk kez “yapılamıyor”.

Kimsenin eli varmıyor. Nedenini varın siz düşünün. Ben yine de bir kadın yazar olarak “hafiften” bir eleştiri getirmek istiyorum... Emine Erdoğan’ın ABD’de G-20 zirvesinde giydiği kıyafet maalesef Türkiye’yi temsilen pek parlak değil. Haydi sadece “Türkiye’yi temsilen” de demeyelim, dünyanın en zengin başbakanları arasında olduğu söylenen bir başbakanın eşi olarak bir değil birkaç modacıya kıyafet yaptırıp seçmesi mümkün Emine Hanım’ın. Oysa beyaz, bol ve yerlere kadar uzanan eteği, aralıklarından beyaz elbisenin göründüğü, kolları fazla uzun tutulduğu için bazı fotoğraflarda elinde siyah eldiven varmış görüntüsü veren dantel ceketi ile oldukça demode, özensiz bir kıyafet giymiş. (Michelle Obama’nın lider eşlerine verdiği yemekte giydiği kıyafet çok daha iyiydi.) Sorumlusunun “bir modacı” olduğunu bile düşünmek zor.

Boyu uzun olmadığı için yerlere kadar bol bir etek ile uzun ceket boyunu daha da kısmış. Lacivert, siyah gibi koyu renkte, düz hatlı bir etek ile aynı renk ceket ve içine giyilen renkli bir bluzla sade-düz bir şıklık yaratması mümkündü. Hatta aynı dantel ceketi yine lacivert etek üzerine giyse (ve ten rengi bir ayakkabı ile çanta seçse) bile daha doğru bir tercih olurdu.

Bence Emine Hanım kesinlikle farklı modacılarla çalışmalı. Bu fotoğrafların dünyanın en çok okunan gazete ve dergilerinde çıktığını, diğer ülkelerde de eleştirileceğini unutmamalı.

kynk

Dışarda yazılan bir proje zaten