Siyaset erbabının ve uzantılarının çetelerle ilgili gözaltıları bana, doğrudan bir ilişkisi olmaması gerekse de... Siyasete girip de “zenginleşmeyen” çok az insanın bulunduğunu bir kez daha anımsattı.
Bu bitmez tükenmez “hizmet aşkı” ne hikmetse genellikle sonunda büyük bir servete dönüşüyor.
Osmanlı’da da öyleydi...
Saray’da yükseldikçe paralar pullar, hanlar hamamlar artardı.
Şimdi de arsa rantlarından, himaye gören uyuşturucu kaçakçılığına kadar çeşitli “işler” siyasetle koyun koyuna.
Bir ülkede yeterli üretim ve evrensel hukuk olmayınca her türlü rezillik oluyor.
Geçmişte de tüm yolsuzlukların kaynağı devlet rantları oldu.
***
Geçen gün Eser Karakaş’ın çok isabetli bir şekilde iki gün üst üste yazdığı gibi, siyasal sistemin Kamu İhale Yasası’nı “bize benzetmeye” yönelik sarsılmaz koalisyonunu görmek, insanın umudunu kırsa da...
Umarım şimdi çete, eş, hısım, akraba, takım taklavat ilişkisini saydamlaştırmaya yönelik atılım...
Devletin ekonomideki her türlü patronluğuna son verecek ve piyasadaki üretim rekabeti dışında kimsenin avantayla zenginleşmesine olanak tanımayacak bir radikal düzenlemeyle biter.
Biterse, siyaset, zenginleşmenin ve Saray’a sızmanın bir yolu değil, “insan odaklı” bir toplum yaratmanın aracı hale gelecek.
Üstelik de “seçme-seçilme” gibi bir vatandaşlık hakkını hiç kimse ömür boyu sürecek bir geçim aracı haline getirmeyecek.
***
Siyasetten nemalananları zenginleştiren devlet rantlarının ortada dolaştığı ve bunun üzerinden suiistimallerin çetelik hale geldiği ülkemizde, dünkü konulardan biri de Almanya’daki seçimler ile Türkiye’nin AB ilişkileriydi.
Büyük çoğunluğun siyasetin maddi ve manevi rantlarından nemalanmayı asıl hedef yaptığı Türkiye’de, Alman seçimleri ile bizim AB sürecini değerlendirme çabası gözüme çok iyi niyetli ama hedefi şaşmış bir çaba olarak göründü.
Çünkü...
Türkiye’nin AB üyeliği, dış ülkelerdeki seçimlere değil, “İlerleme Raporu”nda sıralanan reformların hayata geçirilmesine bağlı.
Son dört, beş yıldır reform çabasını aksatan Türkiye’nin AB üyeliği, bizi sonuna kadar destekleyenlerin tümü tek başlarına iktidara da gelse gerçekleşmez.
Benim “yönetilen” bir Türkiye Cumhuriyet’i vatandaşı olarak izlediğim tek şey, “AB İlerleme Raporu”nda sıralanan, sel baskınında ölümden devlet rantlarındaki soyguna, tüm melanetleri yok edebilecek olan “düzenlemelerin” yapılıp yapılmadığı...
Bunu izleyip, sıkı sıkıya sorgulamak yerine, dışarıdaki seçimler üzerinden AB üyeliğini sorgulamak, yönetimi “denetlememekle” eş anlamlı.
Önce, Türkiye Devleti çoktan yapması gereken reformları gerçekleştirsin de, elalemle sonra uğraşalım.
Yönetimi pas geçip, elalemi öncelikli sıraya almak, bilinçli ya da bilinçsiz “ben bu işi istemiyorum” anlamına gelir.
***
Almanya’daki seçim sonuçları Türkiye’nin AB ilişkilerini nasıl etkiler?
Etkilemesini istemiyorsanız ya da olumlu etkilemesi arzusundaysanız, “Kamu İhale Yasası’nı” AB normlarına uygun hale getirin.
Bakın nasıl büyük bir değişim olacak.
Üstelik de siyaset erbabı veya hısım akraba da “soygunculuk” suçlamasıyla polis-adliye arsında ring seferine çıkmaktan kurtulacak.
Ama “kişisel servetleri” büyütmeyecek bir siyasete heves eden olur mu, onu bilemem...
kaynak
Herkesimde ne yazıkki böyle durumlar oluyor


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla