Şimdi okuyacağınız hikayeyi dürüst söylemek gerekirse çaldım. Şaka şaka
Dürüst söylemek gerekirse yayınlamak istemedim. Ancak eğer gelişeceksem beni tanımayan insanların yorumlarını almak daha etkili olacaktır. Epeydir hikaye yazıyorum. (Buna her gencin bir dönem geçirdiği karanlık emo hikayeler dahil değil. O dönemi utançla hatırlıyorum şimdi
) Yazı yazmayı ve paylaşmayı çok seviyorum. Hikayeme yapıcı ve yıkıcı (
) yorum yazarsanız çok mutlu olurum. İyi okumalar.
Zorunlu not: Pek çok alanda yazsam da mizah içerikli hikayelerimde şöyle bir his var: Biri mizah içerikli hikaye yazınca onun komik olduğu düşüncesiyle yazar. Şahsen ben yazdıklarıma gülsem de, "Bu hikaye komiktir." demek bana çok iddaalı hatta ukalaca gelir. Gene de bunun bir mizah hikayesi olduğunu söylemek isterim.
SAKALIMA SAHİP OLABİLRSİN AMA BEDENİME? ...BELKİ
Elimdeki derginin sayfalarını belki beşinci kez çevirdim. Bazı sayfalarda nispeten daha uzun süre duruyordum. Yazıları okumuyor mütemadiyen resimlere bakıyordum. Gazetesinin okuyup bana birinin baktığını hissedersem, temkinli bir şekilde; politika, spor ya da arabalarla ilgili olan ve ilgimi hiç çekmeyen sayfaları açıp onları okuyormuş gibi yapıyordum. Eğer bu göz hapsi sürerse arada bir kaşlarımı kaldırıp şaşırıyormuş gibi yapıp, kafamı sallıyordum. (Bence bu sayfalar dergiye bu gibi anlarda sığınılmak için konmuştu.) Altı üstü bir erkek dergisi okuyordum. (Bakış açısına göre kadın dergisi de denilebilinir tabi.) Ancak bu erkekler zümresinde, bu dükkanda, dükkan sahibi tarafından okunsun diye konulmuş bu dergileri okuyup, libido sahibi olduğumu belirtmekten nedense utanıyordum. Ancak okumaktan da kendimi alamıyordum. Müşterilerle aramızda tam bir soğuk savaş yaşanıyordu. Herkes dergiyi benim almamdan dolayı beni kıskanıyor, karşılığında ayıplayan bakışlarını üzerimde hissettiriyorlardı. Bu gerilimde sessizliği bozan tek şey makasın şak şak sesleri, televizyonda Kenan Doğulu’nun şarkı söylemesi, duvardaki kuşun ciklemesi ve de kalfanın yere düşen saç tomarlarını fırçasıyla süpürmesinden çıkan “ hırş hırş…” sesleriydi. Aslında sessizliği bozan çok şey vardı. Doğal olarak sessizlik falan da yoktu. Hatta gerilim de yoktu hepsi benim b*k yememdi. Bir dergi okutturmadı herifler.
Dakikalar dakikaları kovaladı. Sonunda sıra bana geldi. Benim işim zaten kısaydı. Sadece sakal traşı istiyordum. Berber sandalyesine oturduğumda berbere ilk kez doğrudan baktığımı fark ettim. Doğrudan bakmıyordum işte, aynadan bakıyordum da yüzünü falan ilk kez açık ve net bir şekilde gördüm. (Çok açık ve net bir yüzü vardı.) Adam hayatımda gördüğüm en kötü saç kesimine sahipti. Bunun şokunu çabuk atlattım. Ancak yeni şoklar kapıdaydı. Hayatımda ikinci kez gittiğim bu berbere sakalımın nasıl kesileceğini anlatacaktım:
-Ağabey sakalımı kısaltacağım. Bıyıklar da gidecek-aman kısalacak- bir de şu yanağımın üzerindeki yerleri komple alıcam.
(Madem bunları ben yapacağım niye berbere geliyorum.)(Sadece dergiler için mi?) (Yok canııım) ( Ya Hakkaten!…)
-Şimdi şuraları alıp, şuraları kısaltıyor muyum?
Eğer ilk “şuraları” ile ikinci “şuraları” yer değiştirse dediğimi tam olarak anlamış olacaktı ancak maalesef yanlış “şuraları” olduğundan konuşma bununla sınırlı kalmadı. Ona ikinci kez ve bu sefer boğazıma sarılan çarşafın altından, yasakları delercesine çıkardığım kolumun da desteğiyle kesilmesi gereken yerler hakkında bilgi verdim ve kendimi koltuğa bıraktım. Demin de bırakmıştım ama bu sefer bırakışımda “Bindik bir alamete gidiyoz kıyamete” havası vardı.
Berber amca sakalımı biraz kestikten sonra berbercilerin vazgeçilmezi o vitrinlerin silinmesinde kullanılan fırça gibi püskülüne uzandı. Yüzümün tozunu almaya başladı. Ben küçük şeylerden mutluluk duyan hayatla barışık, her olayda gülünecek bir şey bulan bir insan olduğum için (!) bu toz alma olayına cilveli cilveli gülmeye başladım. Berber de aynadan bana bakıyor bu cilveli gülüşlerime karşılık o da anlamlı anlamlı gülüyordu. İlk başta onunla aynı frekansta olduğumuzu düşündüğüm için bu anlık arkadaşıma memnun bir şekilde ben de gülümsedim. Ancak sağ yanağımdan sol yanağımı traş etmek için diğer tarafıma geçince bu anlamlı gülüşmelerin berber tarafından yanlış anlaşıldığının farkına vardım.
Berberlerin müşteriye değdirmesi sadece karikatürlerde oluyor zannetmiştim. Meğer filmlerde de oluyormuş. Bir de gerçek hayatta oluyormuş onu fark ettim. Bakışlarım bir anda donuklaştı. Berbere aynadan baktım. Gözümden bir damla yaş süzüldü. Yanaklarımdan aşağıya traş makinesinin bıçakları arasında parçalandı, kalbim gibi... Berbere bakmaya devam ederken “Konuşmamız lazım” dedim. “Sonuna kadar sabret” dedi. Traşın sonu gelmek bilmedi. Gözyaşlarım sicim oldu. Makinenin bıçakları paslanmaya yakın usturaya geçildi zaten. Çıkarken ona baktım. Konuşmanın zamanı gelmişti. Dudakları aralandı önce o bir şey söyleyecek gibi oldu. Ancak ilk hareketi benim yapmamı bekliyordu. Olduğum yerde zıplayıp. “Borcum ne kadar” diye sordum. “Beş versen yeter” dedi. Camekanda koskocaman SAKAL 5 YTL yazıyordu. Bana nasıl bir torpil yapmış olabileceğini düşününce birden tekrar ağlamaya başladım. Doğruca eve koştum. Evde sevgilime sarıldım ona da biraz ağladım. Sonra o “Sakalın güzel olmuş tatlım” dedi. Gözyaşlarım, salyam, sümüğüm birbirine karışmıştı. O iğrençlik içinde “Teşekkür ederim bir tanem” dedim. “Teşekkür ederim.”