RTE yeni bir demokratik kural daha getirdi.

Bir örnekle açıkladığına göre, yapmayı planladığı bir yaptırıma karşı çıkanlar asla o yaptırımdan, öne sürdüğü görüşlerden yararlanamayacaklar.

İstanbul’a 3. bir köprü gerekli mi değil mi, nerede

yapılacağı tartışma konusu.

Başbakan, 3. köprüye “ihtiyaç” olduğunu… “birinci ve ikinci köprüye karşı çıkanların” ama sonradan “utanmadan, sıkılmadan bu köprüler üzerinde seyahat ettiklerini” söylüyor.

Yeni kural bütünüyle CHP’lileri kapsıyor, zira Güneydoğu’da Zap üzerine köprü yapmak varken:

1970’lerde Boğaziçi Köprüsü’nün yapımına Ecevit’in Genel Sekreter Yardımcısı Besim Üstünel ve ünlü gazeteci Abdi İpekçi Boğaziçi Köprüsü’ne karşı çıktılar.

CHP’yi her fırsatta suçlayan RTE’nin bu söylemine göre başta Genel Başkan Deniz Baykal, partinin irili ufaklı bütün üyelerinin birinci köprüden geçmek hakkından mahrum edilmeleri gerekiyor.

İkinci köprü Özal zamanında yapıldığına ve o sırada CHP’den itiraz gelmediğine göre, Baykal ve CHP’liler karayoluyla İstanbul’a gelirlerse… birinci köprü Boğaziçi Köprüsü’nü kullanamayacaklar… Asya’dan Avrupa’ya utanmadan sıkılmadan ancak ve ancak Fatih Köprüsü üzerinden geçebilecekler!

***

Her konuyla ilgili derin bilgisini hemen her gün sergileyen Başbakan’a -ola ki fazla önem vermeyeceği- tarihsel bir gerçeği anımsatmak gerekiyor.

Başta CHP, hemen her kesimin sert muhalefeti ile karşılaşan ilk köprünün yapılacağı açıklandığında Başbakan Süleyman Demirel’di.

prü yapılırken genel seçime gidildi. Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Demirel, genelde ülkeye her açıdan yararlı olacağına İstanbul halkının inanacağına güveniyor; İstanbul’da seçimi büyük ölçüde kazanacağına inanıyordu.

Ne oldu biliyor musunuz Bay RTE?

Demirel, İstanbul’da seçimi yitirdi ve… köprüye karşı çıkan CHP kazandı!

Bu tarihsel örnek RTE’ye köprü hizmetlerine fazla güvenmemek gerektiğini acaba anlatabilir mi?

***

Diyeceksiniz ki, Başbakan böyle küçük örneklerle ilgilenmez ve… aklında, önünde böyyük sorunlar ve çözümleri vardır; örneğin sağa sola saça saça tanınmaz hale getirdiği açılımın içinden nasıl çıkacağını düşünmektedir.

ABD’de “Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunlarından tutun da tüm etnik unsurların sorunlarına varıncaya kadar bu sorunlar üzerinde duracağız” dedi mi, dedi: Şimdi çık işin içinden bakalım!

Zira Çerkezler, Lazlar, Gürcüler, Kürtlere vaat ettiğin gibi, “kimliklerinin devletçe tanınmasını ve anadillerinin devlet güvencesi altına alınmasını” istiyorlar.

Bırak bu yeni sorunu bir yana, Demokratik Toplum (Kürt) Partisi’nin mahkeme kararına ve anayasaya karşın ifade vermeye gitmemekte direnen birkaç üyesiyle başlayan yeni kargaşaya bir çare bul!

AKP’nin anayasa hukukçusu Burhan Kuzu’nun haber kanallarında açıkladığına göre, ağır ceza mahkemesinin DTP’li milletvekillerinin zorla getirilmesi kararı “yargıya aykırı” değil.

Çünkü, mahkeme kararı anayasanın 14 ve 83. maddelerine dayanıyor.

Terör örgütünü övme suçu seçimden önce işlenmiş ve o sırada DTP’li milletvekilleri alabildiğine istismar ettikleri dokunulmazlık zırhı ile korunmuyorlar.

AKP’liler de teslim ediyorlar. RTE’nin önünde tek çıkar yol var:

Anayasanın ilgili maddelerini değiştirerek DTP’lilerin yargıdan kaçmalarına olanak tanımak!

Bu noktada RTE, Meclis’te çoğunluk bende, dilediğimi yaparım diyemiyor.

RTE’nin her derde deva dehası bu sorunu çözmeye yetmiyor!

Çıkar tek yol bu; lakin RTE bu olanağı kullanamıyor, anayasayı değiştirecek adımı atamıyor.

DTP’liler de yargıya gitmeyeceklerini söylüyorlar.

Dokunulmazlıkları inceleyen karma komisyondaki 439 dosyanın 270’i DTP’lilerle ilgili…

Bu rakam bile bu parti vekillerinin kimliği hakkında bir fikir vermiyor mu?