Ekonomik darboğaz içerisinde yaşayan binlerce aile var.

Hepsi belirsizlik girdabı içinde kıvranıyor.

Üstelik neredeyse her ailede bir işsiz var.

Bu tablo, bilhassa Türk Milleti’nin en önemli değerlerinden biri olan aile kurumunu, aile saadetini sarsıyor.

Bunu söylemek kehanet olmasa gerek…

Yaşanan ağır tahribat, yaşanacak olan yeni ve daha büyük sorunların habercisi…

Bilhassa gençler, işsizlik ve yoksulluk içerisinde, kalıcı ve köklü çözümlerin dile getirilmediği ve giderek sorunların biriktiği bir ortamda yetişiyor.

Eğitimini sürdüren milyonlarca genç, gelecekte “diplomalı, meslek sahibi mesleksiz” olacağını bile bile okuyor.

Diğer taraftan sanki çözümmüş gibi, yeni üniversiteler açılıyor.

Ailelere devlet tarafından ya da özel sektör tarafından “umut tacirliği” yapılıyor.

Türkiye’nin dört bir tarafında “kontrollü öğretmen açığı” var. Kontrollü dediysek, öğretmen adaylarına “çağdaş köle” muamelesi yapan anlayışı işaret ediyoruz. Yani adam kadro alamadıysa, sözleşmeli ya da vekil olma hakkı yoksa, ücretli öğretmenlik yapmaya zorlanıyor.

Takip ediyorsunuz… Adalet mekanizmasında ciddi zaaflar var.

Üstelik toplumda yaşanan yozlaşmadan dolayı, adi ve yüz kızartıcı suçların, gasp, hırsızlık ve tecavüzün, insan ticaretinin, uyuşturucu ve silah kaçakçılığının, akıl almaz derecede işlenen vahşi cinayetlerin gün geçtikçe sayısı artıyor.

Yaşanan ağır tahribat, beraberinde sadece yoksulluğu değil, yozlaşmayı, ahlaksızlığı, kimliksizliği, değersizliği de getiriyor.

Artık nesiller kimlik ve kişilik bozukluğu içerisinde yetişmeye mahkûm hale getiriliyor.

Zengin olanın daha zengin olması gerektiğine, fakir olanın fakirliğin erdemine inanması gerektiğine işaret eden zalim bir sistem var.

Bunca sorun, dert, kafa karışıklığı, umutsuzluk içerisinde yaşayan milyonlarca vatandaşımız varken, millet iradesinin temsilcisi olan mevcut AKP iktidarı ne yapmaktadır?

Şimdi dilimin ucuna geliyor, söylemeyeyim diyorum ama hadi sakin sakin söyleyeceğim…

“Dindar Cumhurbaşkanı” geldi geleli en büyük icraatını “Ermenilere” yönelik olarak yaptı…

En az onun kadar “dindar olan başbakan” da, bölücülerin ağzı ile konuşarak en büyük açılımını “kürt açılımı” olarak nitelendirdi.

Bölücü pkk terörünün nerede kamp kurduğunu, hangi yollardan, hangi ülkelerde kaynak bulduğunu, terör ortadan kaldırılmadan hiçbir adımın sonuç getirmeyeceğini, tam aksine terörün muhatap alınmasının bu ülkeye son derece pahalıya malolacağını söylemekten dilimizde tüy bitti…

Üstelik şehit cenazeleri kaldırmaya devam ediyoruz.

Bu muhteremler, bu milletten milyonlarca oy alırken, Obama ile görüşeceklerini mi söyledi?

Washington’dan, Brüksel’den, Londra’dan gelecek olan “açılım projelerini” mi dile getirdi?

Bu ülkenin geleceğine ipotek koyulmaya kalkışılıyor, ülkenin kimliği, sınırları, niteliği küresel derebeylerinin isteği doğrultusunda yeniden tanımlanarak “dizayn” ediliyor.

Bu muhteremler millete, bunların taşeronu olacaklarını mı anlattı?

Millet yoksulluk içerisinde takatsiz kalmış, tepkileri yumuşatılmış, sindirilmiş ve sesi kısılmış bir şekilde gelişmeleri ekranların ya da gazetelerin yansıttığı kadarı ile takip ediyor.

Bu muhteremler de senin inancını ve samimiyeti sömürerek, devre, devrana hâkim oluyor.

Ama artık anlayın be kardeşim…

Bu muhteremler 7 yıllık tek başına iktidarlarını her şekilde sürdürmenin derdindeler… Bunun yolu da senin verdiğin oydan geçiyor amma aynı zamanda “küresel derebeylerinin” istek ve taleplerini emir telakki etmekten geçiyor.

Öyle “mıy mıy” konuşup, karınlarından homurdananlara aldanırsan, bu gösterdiğimiz tablo “çok karamsar ve abartılıdır.” Ama dikkatlice bakarsan, bunu söyleyenlerin “tuzu kuru” ve “keyfi gıcırdır.” Bunlar her devrin adamı olabilme özelliğine sahiptir. “Börek suratlı, soğan başlı” tiplerdir bunlar.

Yok ben bunlardan memnunum, işimi gördüler, “beraber yürüdük” falan diyorsan, şakşakçılığa devam edersin…

Bu ülkenin de içi boşaltılarak, kaosa ve gerginliğe sürüklenmeye devam eder.

Anlat anlat nereye kadar…?

Hezeyan, hamaset, kuru gürültü, boş lakırtı… Karnımız tok bizim…

Diyeceğim çoktur amma, anlayan anlasın deyip geçerim.

Tam da şimdi Attila İlhan’ın “Aysel” şiiri geldi aklıma…

Ben onu değiştireyim;

Türkiye, git başımdan…

Seni seviyorum…

Ülkü Ocakları