Tekrar selamlar arkadaşlar. Geçen yazıma yaptığınız yorumlardan yola çıkarak. Tarzım hakkında bir kaç şey değiştirmeye karar verdim. Şu an yayınladığımla beraber bir kaç tane daha eski yazım var. Zamanı gelince onları da koyucam. Yazıp bitirdiğim bişeye pek dokunmayı sevmediğim için, buna dokunmadım. Yeni yazılar için aklımda fikirler var yazınca onları da yazıcam. Yani bu da eskilerden gelen bir yazı diyeyim. (amma uzattım) Umarım onları da beğenirsiniz.
Şimdi okuyacağınız yazıyı aslında "Parasız da mutlu olunur" konusunu işlemek için yazmaya oturduğum zaman yazdım. Farkedeceğiniz gibi konum ilk amacından epey farklı. Gene de hoşuma giden bir yazı oldu.
İyi okumalar.
ve tabi yorumlarınızı bekliyorum
İyi Kötü Çirkin
SOLMA
Yalpalayarak yürüyordu zilzurna sarhoştu, yağmurun altında kalmıştı ve büyük ihtimalle üşütecekti.Üstündeki paçavralar onu bu soğuktan korumazdı. Görünce yolunuzu değiştireceğiniz tiplerdendi. Şiddetlice öksürdü belki 10. Kez kustu. Elindeki şişenin kalanını dikti. Bu sefer başaracaktı galiba...
O kadar iyi çalmıyordu bu mereti. Ama onu eline aldığı zaman kendini bir tanrı gibi hissediyordu. Sadece çalıp kendi yarattığı bu denizde boğulmak istiyordu. Fena da değildi gerçi ama onu bir kere dinleseniz ertesi gün aklınızda pek birşey kalmazdı herhalde.Kendisi de hatırlamazdı zaar. Asla böbürlenmezdi gitar çalmasıyla zaten çok da konuşmazdı. Ama en iyi kendi bilirdi kimsenin hiçbirşeyden alamayacağı zevki , o gitarından alırdı.Bu aklından geçtikçe diğer insanlara acırdı. Para, aşk, başarı peşindeki hırslı insanlara.Hiçbiri onu mutluluğuna erişemezdi. Erişmemişti de.
Kadıköyde küçük bir dairede yaşıyordu. Küçük derken gerçekten küçük bir evdi. Duvarları ta fi tarihinden kalma sahiplerinin yaptığı badanayla duruyodu-ki onların bile büyük çoğunluğu çıplak yere dökülmüştü.- Zamanının çoğunu geçirdiği bu sığınağı bir odadan ibaretti.Köşede şu eski tip çalıştığında çok gürültü yapan buz dolaplarından vardı. Bir tane elektrikli soba bu mevsimlik görevini yapmış, zamanı gelene kadar odanın kalanına küsmüş bir şekilde yüzünü duvara dönmüş duruyordu. Bir kaç yorganın üst üste konmasıyla oluşturulmuş yatağı onun yanında da kitapları duruyordu.
Odanın en uzak köşesinde ise gözü gibi baktığı gitarı duruyordu.Yanında anfisi CD çaları ve bir rahatsız edici derecede düzenle dizilmiş olan CD’leri duruyordu. Yandaki bir kutuyu da etraftan bulup topladığı ve bazılarını kendi yaptığı penaları doldurmuştu.Tüm bulnarın karşısında ise eski püskü bir tabure vardı. Elektriksiz kaldığı zamanlar, karanlıkta çalabilmek için anfisinin üzerine koyduğu mumlar odanın o köşesine bir mabet görüntüsü vermişti. Evin kalanıyla hiç bir alakası olmayan bu bölüm onun hayatının büyük bir kısmını öldürdüğü yerdi.
Hayatında sadece bir kere sevmişti. Çok aşık olmuştu belki ama sevdiği tek bir kız vardı. O da ölmüştü. Hayatıyla ilgili tek ilginç sayılabilinecek yan buydu her halde.O buna hiç üzülmemişti. Sadece onu özlüyordu. Saf özlem.Ama hiç ağlamamıştı.
Onunla tanışması hakkında yazılacak pek birşey yok. Tüm sıradan insanlarınki gibi sıradan bir tanışmaydı ve sıradan bir ilişki yaşadılar. Belki de gerçekten görülmeye değerdi ilişkileri. Hayır. Kimse Romeo ve Juliet’in aşklarını yaşamazdı. Shakespeare bile. Ama o kıza deli gibi aşıktı gene de. Bundan ikisi de bihaberdi.
Şimdi geriye dönüp baktığında aklında ilişkilerinden bir tek o gece kalmıştı. Yaz mevsimindeydiler. Ay ışığı kızın çıplak bacaklarını aydınlatıyordu.Esen rüzgar kıyafetlerini yavaşça hareket ettirirken ikisi de hareketsizdi .Yanlış hatırlamıyorsa sevgilisi gülümsüyordu ona.Birbirlerine yaklaştılar. Birbilerine yaklaşan her sevgili gibi öpüşeceklerdi.Onu öpmeden önce bunu düşünüyordu.Herşeyin aynı olmasına kızmıştı içinden. O zamana kadar utangaç davranan o olmuştu ama bu gece utanacak herşey esen rüzgarla gitmişti. Kıyafetleriydi utançları onları da çıkardı. İkisi de soyundu önce kıyafetlerinden kurtuldular sonra bedenlerinden. Ruhları da ilk kez olmak üzere birleşti. Sabah uyandıklarında bedeneleri de kenetlenmişti. Hayatlarının en güzel gecesiydi.
Bir kaç ay sonra da kız öldü. Bu kadar. Duyunca hiç bir tepki vermedi.Evine gitti.
Gitara başlaması da bu zamanlara denk geliyordu. Onun eksikliğini bir şekilde gidermek istiyordu. Belki başka biri... Yo o buna cesaret edemezdi. Ona onu hatırlatacak bir şey olmalıydı.Bir keresinde ona gitardan tarifi imkansız bir haz duyduğunu söylemişti. Bunu söylerken bile gözleri kapanıyor ve elleriyle kafasındaki müziği şekillendiriyordu. Gitarını odasındaki en uzak köşeye yerleştirirken aklından bunlar geçiyordu.
İlk başta tanrı biliyor ya gerçekten çok kötü çalıyordu. Çalmak bile denilemezdi buna. Sanki sessizlikten intikam alıyordu. Ancak bir süre sonra çaldıklarını beğenmeye başladı. Onu duyan insanlar da onu dinlemekten zevk alıyordu. Ancak onlar için o “şu gitar çalan çocuk” olmaktan öteye gitmemişti. Gitmesini o da istemiyordu.
Kafasında sürekli melodiler uçuşuyordu. Buzdolabının fişini çekmişti ses yapıyor diye. Kitaplarını okumayı bırakmıştı ve çok az uyuyordu. Gitar çalmadığı zamanlarda ise ya yemek yiyor. Ya da... Ya da onu düşünüyordu. Yüzünü aklına getirmeye çalışıyordu ama bir türlü gelmiyordu. Bunun nedenini hep merak etmişti. Sadece onu düşünüyordu ama onun hakkında belirleyici hiç bir detay aklında değildi. Sadece o gece çıplak bir beden ve gülümseyen bir dudak.Belki böylesi daha iyiydi. Özlemini böyle daha kolay yenebilirdi belki. Çaldığı hiç bir şey sevgilisi için değildi ama o farketmese de hepsinde o vardı.Bu gerçeği içten içe hisseder ama asla kendine itiraf etmezdi. Beyninin en uzak köşesinde dururdu. Ama bu his büyüdü... Bir gün dayanamadı sahip olduğu her şey tüm hayalleri onaydı ve onun içindi. Ama o yoktu. Ve o bu yükü artık taşıyamıyordu.Bunu anladığnda elinde gitarı vardı. Sakince gitarı yerine koydu ve uzaklaştı.
Sorun bir kız değildi-ki zaten bu kadar küçük bir insan da değildi- Sorun sevdiğini kaybetmenin acısı da değildi. Sorun şu ana kadar uyanamamış olmasıydı. Ona bir acı borcu vardı ve o bunu hiç çekmemişti. Onu görememesinin nedeni buydu. Kendini suçlu görüyordu ama bu önemli değildi. Bir şey hissetmeyi o gün bırakmıştı.Artık gitar çalmadığını söylememe gerek yok sanırım. Tek bir isteği vardı; ölmek.Ancak bu cinayeti zamanın üstlenmesini istedi. Sonunda hayatına devam etti. Ölümü bekleyerek. Diğer insanlardan farkı yoktu aslında. O sadece dünyanın kalanıyla beraber bu pislikte çürüdüklerinin farkındaydı.Bunu hissetmeyen herkesin yükünü ayrı ayrı kendi üstünde hissediyordu. ...ve her gün biraz daha çürüyordu ruhu da bedeni de.
...Uzun denemelerden sonra kapısını açtı. Yerdeki gitar parçaları ayaklarını kesti. Canı çok yandı ama umursamadı bu gece hayatının en güzel ikinci gecesiydi.Elindeki şişeyi odanın köşesine attı ve yerdeki paçavraların üstüne yığıldı.Uyudu. Sabah oldu, mevsimler geçti. Uyanmadı.
Ocul


LinkBack URL
About LinkBacks
) Umarım onları da beğenirsiniz.

Alıntı Yaparak Cevapla
