Tekrar selam! Arkadaşlar blog işine girmek istedim. Ancak internet düşmanlığım benden intikam almak istemiş olacak ki; istediğim hiçbir şeyi yapamadım. Neyse zaten burdan yayınlamak daha zevkli.
Okumaya başlamadan önce bakalım başkaları hikayelerim hakkında neler demiş:
Ocul'un yazısını okudum ve hayatım değişti. Eski günlerim gözümde tekrar canlandı. Bana bu mutluluğu yaşattığı için kendisine minnetlerimi sunarım.
Hıncal ULUÇ
Ocul gene yapacağını yapmış tamamiyle bir görsel şölen.(yıldız yoktu...)
NewYork Times
Dersinin başına dön gene çakıcan matematikten.
Babam(Bir görsel şölen)
Tüketici Sorunları
Bir öğrencinin vazgeçilmez besin maddesi olan makarnayı sepete atıyorum. Sepette bir öğrenciye ait diğer vazgeçilmez öğeler ise şöyle: Tombo 0,5 uç ekonomik paket, erkek dergisi, iki tane mizah dergisi, tuvalet kağıdı, ketçap, mayonez ve de cif. Arkadaşım benimle beraber yanımda benim baktığım raflara bakıyor. Gofretlerin ambalajlarının büyüsüne kapılmış bir şekilde reyon reyon dolaşıyoruz. Arkadaşım gofret reyonunda “Çukulat da alalım mı lan” diyor. “Alalım” diyorum. Ancak bu düpedüz yalan beraber almayacağız ben alacağım çukulatı. Ayrıca ben zaten abur cubur yemeği sevmiyorum. Traştan bana gofreti uzattığında "Yok ya sağ ol" deyip ekmeğine yağ süreceğim. Tabi bu arada ekmekle yağı da ben almış olacağım. Arkadaşım için bu alış-veriş çok heyecanlı. Ekonomiye can verme esprileriyle bulunduğu mekandan malzeme çıkararak beni ve çevresini memnun etmeye çalışıyor. Ben de şimdi böyle anlatınca “Hepinizden farklıyım ben ya…” görüntüsündeymişim gibi oldum. Ancak öyle değil. Arkadaşımın esprilerine “AHAHAHAUYHAHAUHAHA” diye uygarlık dışı tepkiler veriyorum. Sonra iki erkek olarak yan yana durduğumuzdan alış verişteki veriş kelimesinden yola çıkarak cinsel içerikli esprileri yapmaya ilk ben geçiyorum. Arkadaşım biz bu esprilere beraber koparken, çakal gibi benim sepeti dolduruyor. Sepet ağırlaştıkça üstüme bir ciddilik çöküyor, gülmeyi bırakmamla sepet de ağırlaşmayı bırakıyor ancak hafiflemiyor da. Ben ve ağır sepetim kasa kuyruğuna giriyoruz. Hayatta böyle gerilimli anlar vardır. Öldürdüğünüz insanın annesiyle mahkemede karşılaşmak kadar gerim olmayan gerilimler. Onlarla ancak komik içerikli yazılarda ya da bardaki kızı eve atmaya çalışan bir gencin "AHIA AHIA" efektleriyle yaptığı esprilerde karşılaşılır. İşte ben de o tarz bir gerilime doğru ağır sepetimle ilerliyorum. İki tane kasa var... Bir tanesi kapalı. "İşte bu gerilimi yaşamak istemiyorum" diyorum kendi kendime.Yakınlarda güzel bir kişi var. Belki "Ne gerilimi?" diye sorarak olası bir konuşmayı başlatabilir diye biraz daha sesli olarak tekrar ediyorum. "Ne gerilimi?" diye soruyor arkadaşım. "Yok bir şey" diyorum. "Paran yoksa ben yardımcı olayım" diyor. Bu esnada çantasında cüzdanını arıyor (ve bu sırada eliyle sürekli ceket cebindeki şişkinliği ört bas etmeye çalışmakta) "Yok var param" diyorum ve sıraya doğru ilerliyorum. Eğer "Ne gerilimi?" sorusunu istediği kişi sorsaydı açıklayacak olacağım gerilim şuydu:
O kasa ben sırada beklerken açılırsa, o tarafa geçilmeli mi yoksa sırada mı kalınmalı paradoksuna (evet paradoks) kapılacaktım. Alacağım kararın sosyal ve mantıksal sonuçları olacaktı. Bir kere üniversitenin yani bir ilim irfan merkezinin marketindeydim. “BAHALEHOY” diye öbür sıraya geçersem belki sırayı kapardım ancak –arkadaşım başta olmak üzere- diğer ilim irfan merkezi üyeleri tarafından hoş karşılanmazdım. Hatta yürüyen banttan dergilerim geçerken “çık” “çık” sesleri ona eşlik ederdi. Bununla beraber sırada kalırsam enayi durumuna düşebilirdim. Sazanlık ve enayilik arasında gidip gelmek istemiyordum. Tek istediğim dergilerimi alıp odama çıkmaktı. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Sırada diğer uygarlarla beklemeye başladım. Biri arkamdan sırtıma vurmak suretiyle dikkatimi kendi üzerinde toplayarak: “Afedersiniz benim sadece bir tane eşyam var biraz acelem de var da ben önden geçsem olur mu?” diye sordu. Ona düşünmeden “Evet tabi ki.” diye cevap verdim. Cevabı verirken “düşünmeden” yazdığımı fark ettiniz mi? Ne güzel. Düşünmeden cevap vermemde soru sahibinin kız olmasının büyük bir etkisi vardı. Şimdi efendim ben sapık diye tabir ettiğimiz insanlardan değilim. Elbet bir erkek gelseydi de ona sıramı verecektim. Ancak düşünecektim. Hatta eşyalarının fazlalık ya da azlık oranına göre “buyurun” uma hayıflanmalar serpiştirecektim.
Her neyse kız gerçekten de elindeki tek dergiyle önüme geçti. Aynı dergiyi aldığımızı görünce, bunu ona bir şekilde belirtmek istedim. Aynı anda mal gibi sırıtıp, yer verirken bir yandan da aldığım diğer eşyalar tomarının altındaki dergiyi çıkarmaya çabalıyordum. Dergiyi çıkarınca kaldırıp kendi yüzümle kızın yüzü arasına tuttum. Onun yüzünü göremiyordum. Ancak bu hareketime bir karşılık vermemesinden, jestimi fark etmediği sonucuna vardım. Başlamıştım duramazdım. Bir espriye gayet entel bir şekilden keh keh keh diye güldüm. Hala tık yoktu. Dönüşü olmayan bir yola girmiştim. Gereğinden fazla kaldırdığım dergimin arkasından ağzımdan tükürükler saçarcasına kuvvetli bir kahkaha patlattım. Kahkaham oldukça uzuyordu. Hala bir tepki gelmeyince “Seviyorum Uleyyn!” diye bağırarak dergiyi bir Romeo, bir Kerem, bir Mecnun çılgınlığıyla aşağıya indirdim. Kız gideli çok oluyordu. Arkadaşım “abi hadi sıra sende” dedi.
Bir aşk macerası daha böyle son bulmuştu. Uzun ciddi ilişkiler kuramayan ben için güzel bir maceraydı. Arkamda –her zaman olduğu gibi- bir kırık kalp daha bırakmıştım.
Kasiyer kız “Mikros kartınız var mı?” diye sordu. Bari sisteme iki çakayım diye. Sinirle “Olsa burada durmazdım herhalde” dedim. Evet, lafımın ortasına geldiğimde saçma sapan bir şeyler söylediğimin farkındaydım. Ancak dilime hakim olamadım. Bunları sinirli bir şekilde söylemem ise bana ciddi bir hava katmıştı. Bu da zeki olma ihtimalimin yok olmasını sağladı. Bütün bunların üzerine arkadaşım “abi tamam” deyince okuldan kaydımı aldırma planları yapmaya başladım.
Arkadaşım yanımdan kasanın torba kısmına geçip hazırda bekledi. Torba kısmında beklemek zordur. Torba kısmı çetindir. Hata kabul etmez. Torba kısmına geçip de hata yapmayan yoktur.
Veletkenden babamın üzerimde kullanabileceği bir silahtı torba kısmı. Alınan eşyalar evde gireceği odaya göre ayrı torbalara konulur. Ezilecek eşyalar yukarı ezilmeyecek eşyalar aşağıya yerleştirilirdi. Aynı zamanda fazla ağır olduğuna karar verdiğimiz eşyalara yeni bir torba koymak gerekirdi. Bütün bunlar hızlı bir şekilde yapılmalıydı. Bütün bunları babam benden yapmamı bekliyordu. Çocuk olmamın yanında kendi fabrika ayarım olan sakarlığın da eklenmesiyle ben, torbaların ağzını bile açamazdım. Ben doğada milyonlarca yılda tükenen bu canavarlarla boğuşurken daha fazla tüketim çılgınlığı siyah banttan akardı. (Bu sene ne tüketim çılgınlığı yaptı be) Bütün bunları beceremeyince babam kasiyerin de duyabileceği bir şekilde “Bırak” derdi. Ben yaparım. Eğer mekanda bu işi yapabilmesi için bir kalfa bekliyor idiyse işte o zaman acım bir kat daha artardı. Ben sadece işi beceremeyen biri değil. Aynı zamanda “o çocuk” kadar bile olamayan bir insandım. Zaten hayatta hiçbir şeyi beceremiyordum. Ama çocuk… İşte o çocuk ilerde milyon dolarlık çeklere imza atabilecekti. Bense torba açmaktan aciz bir insandım.
İşte bu hissiyatlar içerisinde arkadaşımın torbayı açmasını bekliyordum. Arkadaşım ilk torbayı gerçekten güzel bir şekilde açmıştı. Bense çakal gibi hata yapmasını, onu bozmayı bekliyordum. Pusuda bekleyen şey gibi... Şey… ummm… Tilki gibi. Arkadaşım sonunda beklediğim hatayı yaptı: Yanlış boy torbayı açıp paketlemeye başladı. Kendimi fazla kaptırdığım için ukalaca “Oğlum mal mısın sen?” diye sordum. Gereğinden fazla tepki vermiştim. Bugün bu kasada bir cenabetlik vardı. Arkadaşım “Abi tamam sakin ol bak” dedi. Bunu sakin bir şekilde söylemişti ve daha da kötüsü herkes duymuştu. Sakin söylemesi insanlara onun ne kadar ulvi bir kişilik olduğu ipucunu veriyordu. Bense bencilin, garibin tekiydim. “Pardon” deyip parayı ödeyip çıktım. Peşimden arkadaşım kasayla kapı arasında gofretini yemeye başlamış geliyordu.
Banka oturduk. Arkadaşım “oğlum kızı gördün mü beni kesti laaan” dedi. “Görmedim dergiye dalmıştım” dedim. Gofreti uzattı. “İster misin?” dedi. “Yok, sağol istemem” dedim.


LinkBack URL
About LinkBacks
. 

Alıntı Yaparak Cevapla