• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    sadece konuk alara adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-03-2004
    Mesajlar
    6,811
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10

    Yaşlılar Giderek Yalnızlaşıyor

    Türkiye'de yaşlılar giderek yalnız yaşamak durumunda kalıyor. Bu durum depresyon, kaygı bozukluğu ve bunama gibi sorunları beraberinde getiriyor... “1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü”nde Türkiye'deki yaşlı kesimin durumunu masaya yatırdık...

    Son yıllarda ortalama yaşam süresinin uzaması ile dünyada ve dolayısıyla Türkiye'de yaşlı nüfusun oranı artıyor. Nüfusun yaşlanması ile birlikte, bu nüfusa özel sorunlar ortaya çıkıyor, bunlar da yeni tutum ve hizmet gereksinimlerini gündeme getiriyor.
    Farklı toplumlarda yaşlı bireylere bakış ve yaşlılığa yüklenen anlamlar farklıdır. Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer ve Geriatrik Psikiyatri Bilimsel Çalışma Birimi Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Erden Akı'nın yaptıkları açıklamalara göre, bazı gelişmiş ve batılı toplumlarda, yaşlının üretime katılımının azalması ile birlikte “değerinin” ve “işlevinin” azaldığı, dolayısıyla toplum için bir yük oluşturduğu düşünülüyor. Japonya gibi bazı toplumlarda ise yaşlıların statüsünün daha yüksek olduğu ve saygı duyulduğu görülüyor. Genellikle yaşlılara ilişkin zıt görüşler bir arada bulunabiliyor; yaşlılar ya “güçsüz, yetersiz, talepkar, işe yaramayan” bireyler ya da “bilge, tecrübeli, sözü dinlenir kanaat önderleri” olarak görülebiliyor.

    Türkiye'de Yaşlıların Statüsü Hızla Değişiyor

    Bizim ülkemizde de yaşlının toplum içindeki saygınlığı ve statüsü günümüzde hızla değişiyor. Kentleşme, geniş aileden çekirdek aileye geçiş, kadınların çalışma hayatına katılması, ekonomik zorluklar, büyük kentlere göç ve bunun getirdiği yükler sonucunda, eskiden ailenin temel bir parçası olan ve aile içinde söz sahibi olan yaşlılar, artık aileye yük olarak algılanmaya başlandı. Yaşlı bireyin hızla değişen dünyaya, teknolojik değişimlere ve yeni yaşamın gerektirdiği hıza adapte olamaması, yaşlı hakkındaki kanıyı olumsuzlaştırıyor. Bu süreçte yaşlılar giderek daha sıklıkla yalnız yaşamaya, ekonomik sorunlarla ve sağlık sorunlarıyla uğraşmaya, toplumdan yalıtılmaya ve özgüvende azalma ve kendilik algısında olumsuzluklar yaşamaya başlıyor. Ne yazık ki kimi zaman toplumun çeşitli kesimlerinde, basında ve medyada bu olumsuz görüşler paylaşılabiliyor. Yaşlılık ve getirdiği tüm değişimler olumsuz olarak algılanıyor, bu olumsuz algılar sağlıkla ilgili kurum ve kişileri de olumsuz etkileyebiliyor...

    Yalnızlık ve Yoksulluk Riski Artıyor

    Yaşlı bireyler uygun yaşam koşullarına sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürme olanağına sahip olsalar bile kentleşme, çekirdek aileye geçiş, yaşlılara yönelik kamusal nitelikli barınma olanaklarını yeterli olmayışı gibi nedenlerle giderek daha fazla oranda yalnız yaşamak durumunda kalıyor.
    Yaşlıların önemli bir bölümü yoksulluk riski altında ve yaşlı bireylerde yoksulluk, genç nüfusa göre daha sık rastlanan, daha ağır yaşanan bir ekonomik ve toplumsal sorun durumuna gelmiş durumda. Yaşlı nüfusun önemli bir kısmının sosyal güvenceden yosun olması, güvencesi olanların da gelir düzeylerinin düşük olması nedeniyle yaşam koşullarını düzenlemekte zorluk çekmeleri yaşlıların döneminde yaşanan zorlukları ikiye katlıyor. Ekonomik sorunlar yaşlıları ruhsal olarak olumsuz etkiliyor, hareket yeteneklerinin, günlük beceri ve işlevlerinin azalmasına yol açabiliyor. Bunun yanı sıra yaşlılıkla birlikte gelen bazı kısıtlılıklar nedeniyle yaşlılar kendilerine özgü önemli bazı hizmetlere, eşlik eden akut veya kronik hastalıklar nedeniyle zaman zaman ya da sürekli bir destek ve bakıma gereksinim duyabiliyor. Bir çok ülkede yaşlılara uzun dönemde farklı düzeylerde bakım hizmeti sunan kurumlar yer alıyor. Ülkemizde henüz bu kapsamda yaşlılara yönelik düzenlenmiş bir sistem bulunmuyor. Ancak artan yaşlı nüfus nedeniyle bu tür hizmetlerin planlanması, sunumu ve finansmanı konularında yeni projeler geliştirmek gerekiyor.

    Yaşlılar Depresyon Kıskacında!...

    65 yaş üstündeki bireylerde major depresyon yaygınlığının yüzde 2-4, anlamlı düzeyde depresif belirtilerin görülme sıklığının ise yüzde 10-15 oranında olduğu bildiriliyor. Tedavi ve bakım ortamlarında ise erişkin nüfusta olduğu gibi yaşlılarda da depresyon sık görülüyor, bakımevlerinde bu oran yüzde 40’lara dek çıkabiliyor. Yaşlıda depresyon işlevsellikte azalma, intihar ve sağlık hizmetlerinin fazladan kullanımı gibi sonuçlara yol açabiliyor. Alzheimer hastalığı gibi bilişsel işlevlerde kayba yol açan hastalığı olan bireylerde depresyon sıklıkla yineleyerek daha olumsuz sonuçlara yol açıyor. Ayrıca eşlik eden depresyon ve kaygı bozuklukları fiziksel hastalıkların gidişi üzerinde de olumsuz etkilerde bulunabiliyor. Kadın olmak, düşük sosyoekonomik düzeye sahip olmak, yalnız yaşamak, sosyal destek azlığı, kronik fiziksel hastalık varlığı, günlük yaşam etkinliklerinde başkalarına bağımlı yaşama gibi etkenler depresyona yatkınlığı artırıyor. Yaşlılıktaki depresyonla ilgili en önemli yanlış, depresyonun normal ve olağan kabul edilmesi... Toplumda yaşlılıkla gelen yeti yitimi ve kayıplara bağlı olarak yaşlı insanların çökkün, mutsuz olmaları gerektiği şeklinde birtakım yanlış kanılar bulunabilir. Oysa depresyon hangi yaşta olursa olsun ruhsal bir bozukluk olarak ele alınması gereken, tedavi edilmediğinde ciddi yitimlere neden olabilen bir durum. Hekimlerin tanı koyma ve tedavi uygulamada yaşadığı zorluklar, eğitim ve deneyim eksikliği ya da tedavinin gerekli/etkili/anlamlı olmadığı yönündeki yanlış kanıları da yaşlılık depresyonlarının tedavisinde diğer önemli engellerdir.


    Kaygı Bozukluğu ve Bunamaya da Sık Rastlanıyor

    Yaşlılarda kaygı bozuklukları da sıklıkla rastlanan psikiyatrik bozukluklar arasında yer alıyor. Genellikle bu sorun depresyona eşlik ediyor veya depresyona ikincil olarak ortaya çıkıyor. Yaygın kaygı bozukluğu olan bireyler sıklıkla doktora başvurmaz ve tedavisiz kalırlar. Kaygı bozuklukları da tedavi edilmediğinde işlev kayıplarına yol açıyor.
    65 yaşından sonra demans (bunama) görülme sıklığı da her yıl 2 kat artıyor, 85 yaş ve üzeri bireylerde demans görülme sıklığı yüzde 30- 50 arasında değişiyor. Kişinin zaman içerisinde belleğinin bozulması ile birlikte karar verme, yargılama, konuşma, kendi bakımını sağlama ve günlük işlerini yürütme gibi temel işlevlerini etkileyerek bireyi bağımlı ve sürekli bakım gereksinir hale getiren önemli bir sendrom olan demans, erken tanındığında ve tedaviye başlandığında ilerlemesi önlenebilir ve kişinin daha uzun süre bağımsız yaşaması sağlanabilir bir hastalık olarak belirtiliyor. Demans sendromu, kişinin bağımsız yaşamasını engellediği için, ciddi ve sürekli bir bakım hizmetini de zorunlu kılıyor.

    Evde Özel Bakım Modeli

    Dünyada özel ve resmi bakım kurumları giderek gelişiyor, son dönemlerde ise evden başka bir ortamda, uzun süreli bakımın olumsuz sonuçları görülerek evde bakım hizmeti modelleri geliştirilmeye başlanmış durumda. Ülkemizde bu alanda gelişmeler henüz başlangıç aşamasında. Giderek daha fazla sayıda özel bakım kuruluşları açılıyor, ancak bu kurumlara ulaşım kişilerin ekonomik güçleri ile orantılı. Birçok yaşlı birey bu türde bakım hizmetine ulaşamıyor ve aile içinde bakılıyor. Ancak ailede özellikle kadınların yükü artıyor; annelik, eş olma, sürekli bir işte çalışma ve ev işlerini yürütme yükümlülüğünün yanı sıra yaşlı bakımını da üstlenen kadınlar, bakıcı tükenmişliği ve depresyonu yaşamaya başlıyor. Bu nedenlerle yaşlı bireyler için kurumsallaşmış evde bakım hizmeti modelleri oluşturulması kaçınılmaz olarak belirtiliyor. Bu hizmeti yalnızca ekonomik gücü olan değil gereksinimi olan tüm bireylerin alması gerekir. Yaşlılara yaşadıkları çevreden soyutlanmadan, aileleri ve tüm yaş grubundaki bireylerle iletişim kuracak ve sosyal etkileşim yaşayacak koşullar sağlamak yaşam kaliteleri ve sağlıkları için son derece önemli...
    2006 yılı verilerine göre ülkemizde toplam 201 kurumda 17394 yaşlıya kurum bakımı sunuluyor. Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında bu rakamların düşük olduğu belirtiliyor.

    Yaşlı Nüfusa Dair İstatistikler

    Son yıllarda ortalama yaşam süresinin uzaması ile dünyada yaşlı nüfusun oranı artıyor. Ortalama yaşam süresi 20. yüzyılın başında 40 civarında iken, 1950-2000 yılları arasında özellikle hızlı bir artış göstererek 66 yıl oldu. 2050 yılında ise ortalama yaşam süresinin 76 yıl olması bekleniyor. 1998 yılında yaşlı nüfus oranı tüm dünyada yüzde 10’ken, bu oranın 2025 yılında yüzde 15'e ulaşması bekleniyor. 2000 yılında dünyada 600 milyon olan 60 yaş üzeri nüfusun, 2050 yılında 2 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Gelecek 50 yıl içinde yaşlı nüfusun artışının özellikle gelişmekte olan ülkelerde olması bekleniyor.
    Ülkemizde Devlet İstatistik Enstitüsünün nüfus sayımı sonuçlarına göre, 65 yaş üzeri nüfus 1985’de yüzde 4.2 iken, 2000 yılında bu oran yüzde 5.6 olarak saptandı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre 21.01.2008 tarihinde Türkiye İstatistik Kurumu tarafından bildirilen rakamlara göre Türkiye nüfusunun yüzde 7.1’i 65 yaş ve üzerinde... Türkiye genç bir nüfus yapısına sahip ancak dünya nüfusunun global olarak yaşlanması ile birlikte, ülkemizde de yaşlı nüfus giderek artıyor. 2020 yılında yaşlı popülasyonun Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 7.7’sini oluşturacağı öngörülüyor. Nüfusun yaşlanması ile birlikte, bu nüfusa özel sorunlar ortaya çıkıyor, bunlar da yeni tutum ve hizmet gereksinimlerini gündeme getiriyor.


    alıntıdır....

  2. #2
    sudenazlı.. <span style='color: #FF0000'>_NAZ_</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-03-2009
    Mesajlar
    3,951
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    gerçekten butür konuları okuyunca, izleyince inanılmaz üzülüyorum..yaşlılarımız bizim anne ve babalarımız dayılarımız dedelerimiz degilmi..bizden degilmi...biz onlardan degilmiyiz..bir gün bizlerde yaşlanıcaz bunu düşünmezmi hiç insanlar..çok okuyoruz gazetelerde,tvlerde izliyoruz ana babasını sokaga atan bakmayan evlatları..onlar hiç anne baba olmayacaklar'mı yada onlar hiç yaşlanmayacaklar'mı..yazık valla bu zihniyetteki insanlara..besle büyüt yeme yedir içme içir sonra o evlat bir gün büyüsün seni tanımasın.ne acı bir durum dimi..malesef günümüzde çok yaşanıyor bunlar..karısı isterse anne baba silinebiliyor..ama hiç düşünmüyorlarki bir gün onlarda evlat sahibi olacak aynı şeyi evlatlarıda onlara yapacak..

    onlar bizim başımızın tacı her zaman kalbimizde,evimizin en güzel yerinde onların yeri olmalı..biyerlere geldiysek onlar sayesindedir bunu düşünerek hareket etmeliyiz..cennet anne ve babaların ayagı altındadır onlara bir off demenin bile biyük vebali vardır..

    bir anne 10 evlada bakarda,10 evlat bir aneye bakmaz...(ne kadar dogru bir söz dimi)

    bu konuda çok doluyum ve hassasım konu için çok tşk ederim alara...
    görelim mevla neyler,neylerse güzel eyler..

  3. #3
    sadece konuk alara adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-03-2004
    Mesajlar
    6,811
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    sudeciğim ben teşekkür ederim güzel içten yorumun için ...

    elbette bizlerde yaşlanacaz yaşlanıyoruzda çevremizdeki yaşlı insanlara daha bir özen göstermek gerek ama yaşam koşullarımı ?

    insanların daha bencilce yaşamayı istemelerinden dolayı mıdır ki bu yaşlı insanlara yeterince ne sevgimizi veriyoruz nede ilgimizi ne yazık ki ,,,

    oysaki bizlerde bir gün bu dönemleri yaşayacaz değil mi?

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Taş Hastalıkları giderek yaygınlaşıyor
    2005 Konuları bölümünde De sousa tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 18.08.05, 10:21

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •