Dün Dünya Bankası ve IMF yöneticilerini protesto eden gruba polisin uyguladığı “orantısız müdahale”yi eleştirdim.

Bazı okurlarımız da bu yazım nedeniyle beni suçladı.

Nasıl olurmuş da bankaları basan, camları çerçeveleri indiren, motolof kokteyli fırlatan teröristleri savunurmuşum?

***


Hiçbir zaman teröristleri savunmadım savunmam da...

Sadece tüm protestocuları “terörist” olarak gören ve aşırı şiddet kullanarak püskürtmeye çalışan zihniyeti eleştirdim.

Taksim ve civarındaki gösterilere 2 bin kişi katıldı.

Çoğunluk küreselleşme karşıtlarından, çevrecilerden, DİSK üyesi işçilerden ve KESK üyesi memurlardan oluşuyordu.

Bunlar sadece IMF’yi, Dünya Bankası’nı ve küreselleşmeyi protesto eden pankartlar taşıyordu.

Onların arasına sızan en fazla 100 kadar militanın amacı ise farklıydı:

Yakıp, yıkmak, polisi tahrik edip ortalığı savaş alanına çevirmek...

Ne yazık ki amaçlarına ulaştılar.

Çünkü polisimiz, her zaman olduğu gibi “tahrik” olmaya dünden hazırdı!

***


İddia ediyorum ki... Emniyet güçlerimiz, bu 100 militanın kim olduğunu tek tek biliyor.

Başta 1 Mayıs kutlamaları olmak üzere her yasal mitingde ortalığı karıştıranlar bunlar...

İETT otobüslerini ateşe verenler bunlar...

Varoşlara barikat kurup, lastik yakanlar bunlar...

Dün, havai fişekle helikopter düşürmeye kalkışanlar da bunlar!


İyi de; olay çıkaran fanatik taraftarları önemli maçlardan önce evlerinden tek tek alan ve maç bitinceye kadar gözetim altında tutan polis, artık benim bile kılıklarından kıyafetlerinden ezberlediğim bu adamları, neden bu tür gösterilerden önce gözetim altına almıyor?

Neden, gösteriler bitinceye kadar onları karakollarda misafir etmiyor?

Neden gösterilerin olgunluk içinde geçmesini sağlamıyor?

Dinci göstericiler şeriat bayrakları açarken onları şefkat ve nezaketle seyreden polis, neden bu bir avuç profesyonel militanı bahane ederek, her demokratik gösteriyi bu topluma zehir ediyor?


***


Ne polis düşmanıyım, ne de terörizm yanlısı...

Ama bir avuç gözü dönmüş militan her gösteriyi karıştıracak, polis de ortalığı savaş alanına çevirecek diye, demokratik haklarımızdan vazgeçmeye de asla sıcak bakmıyorum!

Ne yapalım yani? İktidarda olmayan bütün partileri terörist, bütün dernekleri anarşist, bütün sendikaları yağmacı mı ilan edelim?

Düşünce, ifade, protesto ve gösteri haklarımızdan vaz mı geçelim?

***


Sayın Emniyet Genel Müdürü:

Tüm dünyada bu tür önemli gösteriler öncesinde, toplumun huzurunu bozdukları daha önceki olaylarda tespit edilmiş yüzlerce kişi gözetim altına alınırken, acaba polisimiz son gösteriden önce 1 kişiyi olsun karakola çağırdı mı?

Çağırmadıysa...

Demokratik haklarını kullanmak için meydanlara dökülen herkesi hiçbir ayırım yapmadan “terörist” ilan edip hırpalamak, çağdaş hukuk devletine yakışır mı?

*****


GÜNÜN SORUSU

IMF ve Dünya Bankası’nın İstanbul Zirvesi dün sona erdi.

Türkiye’nin kazancı ne oldu?

*****


Costner desteği balon mu?

İktidar partisinin Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen, ABD’li sinema oyuncusu Kevin Costner’ın “demokratik açılımı desteklediğini ve çok yakında bu amaçla Türkiye’ye geleceğini” öne sürmüştü ya...

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Costner’ın Uluslararası Halkla İlişkiler Temsilcisi ile telefon ve internet aracılığıyla iletişim kurmuş...

Kendisine gelen yanıtta, Costner’ın Türkiye’nin iç politik meseleleri hakkında kendisini konuşmaya ehil addetmediği ve bu konuda hiçbir zaman bir yorumda bulunmadığı belirtilmiş...

Edibe Sözen de bu açıklamaya, “Kevin Costner bizi aradı, Oktay Vural da Kevin Costner’ı aramış... İşte; aramızdaki fark bu” diyerek yanıt vermiş...

Yani; Costner’ın, Türkiye’deki açılıma destek vermek için çırpındığını yinelemiş!


***


Kimin haklı olduğu elbette ortaya çıkacak...

Ama ben yine de merak ediyorum:

Açılıma destek vermeyenleri “lekeli” ilan etmeye gönüllü bu kadar yerli artistimiz (!) varken, acaba ithal artiste neden gerek duyuldu?

http://haber.gazetevatan.com/haberde...ryid=4&wid=102