Kevin Costner olayı, zaten magazindi ama işin suyu çıktı. AKP’nin her nedense Kevin Costner’lı “Kürt açılımı” yapmaya kalkmasının aslında bir yalan olduğu ortaya çıktı çıkmasına da, muhalefete muhalefet etmekten kendisini alamayan yandaş medya “Bu MHP’nin yaptığı da nedir böyle, tamam, AKP yanlıştı bu girişiminde ama MHP’nin yaptığı çok daha kötü” diyerek işin cılkını tam çıkardı.
Önce bir hatırlatma ve küçük bir medya eleştirisi yapmak istiyorum. AKP’li Edibe Sözen Hanım bir gün çıktı ortaya ve “Kevin Costner Demokratik (Kürt) açılımına destek vermek için Türkiye’ye geliyor” deyiverdi.
Anlı şanlı medyamız bu sözlerin üzerine atıldı, eli kalem tutan hemen herkes Kevin esprileriyle donattı köşelerini.
Herhalde 7 yıldır gazetecilik yapmayı unutan medyamızda bir kişi hariç kimsenin aklına “Kevin Costner gerçekten Türkiye’ye geliyor mu, Kürt açılımına destek verdiğini kime nasıl söyledi” sorularını sormak gelmedi.
Bu bir kişi bendeniz oluyorum. Merak ettim, Kevin Costner’ın Türkiye’deki temsilcilerini aradım. Ahmet San’la birlikte önemli prodüksiyonlara imza atan Cüneyt Ortan’la konuştum.
Ortan, Edibe Sözen’in kendilerini arayarak Kevin Costner’ı 3 Ekim’deki AKP kongresine getirtmek istediklerini söylediğini belirterek “Ancak bu tarihte Kevin Costner’ın Avrupa Turnesi nedeniyle Almanya’da olacağını, 15 Ekim’de ise Türkiye konseri olduğunu söyledik” dedi.
Bunun üzerine Edibe Sözen’in “Acaba demokratik açılımı destekler mi?” diye sorduğunu anlatan Ortan “Biz de Costner’ın menajerini aradık. Kendisinin ‘Kevin demokrat bir kişiliğe sahiptir neden desteklemesin’ sözlerini Sözen’e aktardık” diye konuştu.
Bütün bunları köşemde yazdım. Belli ki kimse gerçekle ilgilenmedi ve “Kevin sululuğu” devam etti.
Derken MHP “Kevin Costner’ın menajeri ile konuştuk, kendisi demokratik açılımın Türkiye’nin iç işi olduğunu, bir film starının böyle bir konu içinde olamayacağını söyledi” açıklamasını yaptı.
Edibe Sözen de bunun üzerine “Kevin Costner’ın açılımı desteklediğini bana Türkiye temsilcileri söyledi” diyerek topu Ahmet San’a attı. Öyle ya da böyle. Sonuçta AKP’nin Kevin Costner adına söylenmiş bir yalanı var ortada. Bir başka siyasi parti ise bu yalanı ortaya çıkarıyor.
Çıkarıyor çıkarmasına da yandaş meyda atağa kalkıyor ve MHP’yi “hafiflikle” suçluyor “magazin konusu yaptılar” diye saldırıyor.
Komik bir ülkeyiz. Yalan söyleyenler korunup savunulurken, yalanı ortaya çıkaranlar eleştiriliyor.
*****
Şikâyetten şikâyet!
Trafikteki haksız cezalara yönelik yazı yazdım ya, her taraftan yağmur gibi yakınma geliyor. Bir okurum Ramazan’da iftardan sonra baklava yemek için Karaköy’deki Güllüoğlu’na gittiklerini, yoldaki iki sıra park nedeniyle arka sokağa park ettiklerini anlatan mesajında “Geniş yol bomboştu. 15 dakika sonra geldiğimizde arabanın camında ceza pusulası vardı. Oysa aynı anda ön tarafta iki sıra park etmiş olan ve trafiği de aksatan araçlara hiç ceza yazılmamıştı” diyor.
Okurum bu durumu polisin internet sitesindeki şikâyetler bölümüne bildirdiği yazısında “İki sıra park eden araçlara hiç ceza yazılmaması manidar” dediğini de belirtiyor.
Bu yazı polisin internet sitesinde yayınlandıktan iki hafta sonra bir polisin kendisini aradığını belirten okurum “Polis cezayı yazanın kendisi olduğunu belirttikten sonra yazımda hakaret unsuru olduğunu ve beni savcılığa şikâyet ettiğini de söyledi” dedi.
Okurum “Haksızlığı en kibar biçimde üstelik polisin kendisine bildirmek bile suç olmuş da haberimiz yok” diye yakınıyor.
*****
Benzin masrafımı yarıya düşürdüm
Uygulayanlar elbete biliyorlar, ama bir öneri olarak anlatmak istiyorum. Benzin masrafınızı hiçbir katkı maddesi kullanmadan ciddi biçimde azaltabilirsiniz.
Bugüne kadar her gün aşağı yukarı aynı yerlere gittiğim, ara sıra daha uzak mesafelere de kullandığım arabama haftada bir benzin alıyordum.
Ayvalık’tan İstanbul’a dönerken, erken çıktığımı ve Bandırma’daki deniz otobüsüne hayli zaman olduğunu fark ettim. Bunun üzerine daha yavaş gitmeye karar verdim. Daha yavaştan kastım, en rahat yolda bile yasal hız sınırını aşmamaya çalıştım.
Bandırma’ya vardığımda bir baktım ki, benzin göstergesi şaşırtıcı biçimde neredeyse doluya yakın duruyor.
Bunun üzerine İstanbul içinde de aynı yöntemi uygulamaya başladım. Yaptığım şu: Kent içinde asla yasal hız sınırı 50 kilometreyi geçmiyorum. Bir aracın önüne geçmek için gaza fazladan basmıyorum. Normal hızda gidince ikide bir frene basmam da gerekmiyor.
İnanmayacaksınız belki ama ilk kez tam iki hafta sonra yeniden benzin aldım.
Açıkçası kent içinde, tabii trafik çok sıkışık değilse yasal hızla gitmekle biraz hızlı gitmek arasında zaman açısından hiç fark yok.
Bir gün denedim, gazeteden eve bir kere yasal hızla bir kere de yol buldukça basarak geldim. İnanın sadece birkaç dakika fark etti. Deneyin, göreceksiniz.
*****
Arıcıların yaşantısını görseniz ağlarsınız
Her iş elbette yapan için zordur, meşakkatlidir. Marmaris ormanlarında gidip gördüğüm arıcıların durumu gerçekten çok zor.
Aslına bakarsanız arıcıların nasıl çalıştığı hakkında hiç bilgim yoktu. Sadece bal yemeyi severim, hele iyisi olursa.
Gidip görünce o bir kaşık balın içindeki emeği de anlamış oldum. Arıcıların sabit bir yeri yok. Mevsime göre kovanlarını yükledikleri gibi kamyona ülkenin dört bir yanını geziyorlar.
Kovanlarını kimi zaman ormana, kimi zaman uçsuz bucaksız çayırlara yerleştiriyorlar. Sonra bir çadır kuruyorlar. Ne su, ne elektrik var. Çoğunun yakın bir köye gidecek aracı da yok.
Yakındaki köy muhtarı geliyor para istiyor, ormancı kira almak için tepesinde dikiliyor, hırsızlara ve soygunculara karşı ise yapılacak pek bir şey yok.
Dağ başında ne bulurlarsa yiyorlar, bazen ateş bile yakamıyorlar. Bu, yılın 9 ayı böyle sürüyor.
Tabii önemli bir eksiklik arıcılık kanununun olmayışı. Devlet arıcılara ne yer gösteriyor ne de kolaylık sağlıyor. Oysa arıcılık bölgeleri belirlenebilir, elektrik ve su getirilir, ihtiyaçların giderilmesi için önlemler alınır. Bu sayede denetim yapılır. Kaçak ve hile önlenir, güvenlik sağlanır.
Kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
