Bir gece vakti,
düş ile gerçek arası ansızın uyanıyorum
soğuk yatağına uzandığım
buz gibi kaderimden irkiliyor, korkuyorum.
Omzuma dokunan küçük bir el sıcaklığında
dönüp yüzüne bakınca
elbisesinden tanıyorum başucumda duranı.
Aklımda kalan tek güzel anım
anımdaki, o küçük kız...
Kırmızı çiçekli beyaz elbise, kırmızı pabuçlar
beyaz çoraplar ve kırmızı kurdele.
--Hiç unutmam annemin beni o gün nasıl hazırladığını..
"Kalk hadi… gidiyoruz!"
"Nereye?" diyemiyorum,
hatta konuşamıyorum, ama anlaşıyoruz bir şekilde
"Lunaparka" diyor gözlerimin içine düşmüşçesine.
Lunaparktayız.
Çocukluğumda bir kez gittiğim,
ikincisinin olması için günlerce dua ettiğim lunaparkta.
İşte yine orada!
o koskocaman bölmeleri,
içime kıpırtı bırakan gıcırtılı haliyle
karşımda dönme dolap...
Küçük elleriyle tuttuğu gibi beni
dönme dolapta alıyoruz soluğu.
Biniyoruz ve "hooopp, yıldız yolculuğuna göklere".
gökten bir yıldız tutuyor avuçluyorum,
öpüyor göklere uçuruyorum....
ardından "dileklerimi gerçekleştirin ha, unutmayın!" duası ile.
Yavaşlıyor dönme dolap, biliyorum duracak !.
yalvarıyorum en tepedeyken, dön/me dolap diye.
"dönerse" zaman geçecek
"durma dolap!" diye dua ediyorum
"durursa" sona erecek hayaller, rüya bitecek.
Dön/me dolap!
inadına hayatın, çaresizliğin inadına, her şeyin inadına...
dur/ma dolap!
Dönersen rüyam bitecek,
durursan uyanmam gerekecek
soğuk, buz gibi yatağında kaderimin yine...
dön..me...
Alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


