• Reklam
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    19-08-2009
    Mesajlar
    13
    Karizma Gücü
    0

    Büyük gölgeli küçük adamlar- eren erdem

    BÜYÜK GÖLGELİ KÜÇÜK ADAMLAR



    Gölgeler insanı aldatır Gölgelerin oluşturduğu sanı, gölgenin
    oluşmasını sağlayan ''nesne'' kavrandığında, yok oluverir



    Esas muteber olan, nesnenin kendisi, aldatan ise gölgesidir



    Gölgeler, insanlık tarihi boyunca ''egemenleştiği'' her dönemde,
    insanlık büyük bedeller ödemiş, fiili olarak günümüzde de bu duruma
    müsaade edildiğinden halen ödemektedir



    Gölgeler, insan fıtratının bünyesinde var olan hiçbir gerçeği
    yansıtmaz Sadece bir ''karanlıktan'' ibarettir İşin en ilginci ise,
    yeryüzündeki her rengi ihtiva edebilecek bir nesnenin gölgesi dahi
    ''karanlıktır''



    Yüce Yaratıcı ile insan arasındaki münasebet, bu ikili ilişki
    nazarında ele alındığında ortaya bambaşka bir görüntü çıkacaktır



    Asırlar boyunca dışlanmış, inanç sistematiğinin bünyesinde yer
    edinmemesi adına hertürlü yönteme maruz bırakılmış olan Kuran'ın
    sayfalarında veri taraması yaptığımızda, ortaya çıkan ''insan'' modeli
    ile günümüzde egemen anlayış halini alan ''Kuran dışı dinciliğin''
    ürünü olan ''insan'' ı kıyas ettiğimizde, ortaya çok farklı bir sonuç
    çıkacaktır



    Gölge açılımını bu şekilde daha iyi kavrayabiliriz J



    Günümüzde mübahlaştırılan, beşeri ihtirasları ''dinselleştirme''
    sapıklığını, Kuran çok sert bir dille eleştirmektedir



    Din kurumu, ilahi mekaniğin madde-mana dialektiğini kavramış zihinlere
    atfettiği, araç mahiyetinde bir düzenleme kurumudur



    Bu kurumun suistimali neticesinde ortaya çıkan durum şöyledir;



    Çoğunluğunun dindarlık iddiası taşıdığı bir toplumun ''fakr'u
    zaruret'' içerisinde kıvranışı, ve buna rağmen yine aynı iddiayı güden
    ''servet sahiplerinin varlığı'', ve tüm bu sınıfsal ayrılıklara rağmen
    ''dini özgürlüklerin bu ölçüler dahilinde yaşanmadığı iddiası''



    Birilerinin dini özgürlüğü sadece ''başörtüsü'' olmuş ise, bu durum
    yeterince açık bir şekilde ''dinin yok olma arefesinde'' olduğunu
    gösterir



    Din, var olduğu süreç dahilinde, hiçbir zaman ''sistem içi''
    olmamıştır Sistem içi; beşeri ölçülerin ve kıstasların(algının)
    ürettiği tahakküme verilen genel addır Bu yaklaşımı ısrarla reddeden
    din, öncül olarak; sistemin ''beton duvarlarını yerle bir etmiştir!''



    Bu realiteyi yok etmek için inşa edilen ''Arap-Emeci dinsizliği'',
    dini; Küresel sorunlara müdahale etmeyen bir oyuncak haline getirerek,
    şekilperest bir dincilik akımı üretmiştir



    Çünkü, dinin yıktığı sistemi yeniden inşa etmenin tek yolu budur! Aksi
    düşünülemez!



    Şunu samimiyetle iddia ediyorum; geleneklerin etkisinden kurtulmak
    sureti ile ''Kuran''ı okuduğunuzda, sorunun ''Ben merkeziyetçilik'' ve
    bunun ürettiği yığıncılık olduğunu net biçimde göreceksiniz



    Bunun için size bazı deliller de sunacağım elbette;



    (MEÂRİC suresi 17 ayet) Çağırır, sırtını dönüp uzaklaşanı,

    (MEÂRİC suresi 18 ayet) Mal toplayıp kasada yığanı,

    (MEÂRİC suresi 19 ayet) Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak
    yaratıldı



    (HÜMEZE suresi 2 ayet) Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan,
    insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin
    (hümeze ve lümezenin) vay haline!

    (HÜMEZE suresi 3 ayet)Sanır ki, malı sonsuzlaştıracaktır kendisini

    (HÜMEZE suresi 4 ayet)Hayır, iş, sandığı gibi değil! Yemin olsun ki
    fırlatılıp atılacaktır o kırıp geçirene, yalayıp yutana/Hutame'ye



    (ENBİYÂ suresi 13 ayet) Kaçmayın, içinde servet şımarıklığına
    düştüğünüz yere, meskenlerinize dönün ki, hesaba çekilebilesiniz



    (MÜ'MİNÛN suresi 64 ayet) Sonunda, servet ve refahla şımarmışlarını
    azapla yakaladığımızda, hemen bağırıp dövünmeye başlarlar



    (ZUHRUF suresi 23 ayet) İşte böyle! Senden önce de hangi kente bir
    uyarıcı göndermişsek oranın servetle şımarmış kodamanları mutlaka
    şöyle demişlerdir: "Biz atalarımızı bir ümmet/bir din üzerinde bulduk;
    onların eserlerine uyarak yol alacağız"



    Zuhruf Suresinde bulunan ayette gördüğünüz gibi, ''elçilere ilk tepki,
    servet sahiplerinden gelmiştir'' Çünkü, elçiler, serveti ''Allah
    yolunda, yani halk için harcamaya çağırmış, bu servet biriktiren
    yığıcıların düzenini bozmuştur''



    Kuran, bu dağıtımı ''infak'' olarak tanımlamış, ''ihtiyaçtan artan
    paranın dağıtılması'' olarak sınırlamıştır(BkzBakara Suresi
    219ayet)



    Yani, elde edilen gelirin, ihtiyacınızdan artan kısmının ''Allah
    rızası için dağıtılması öngörülmüştür'' Peki, Allah rızası için
    dağıtım nasıl olur ?



    (BAKARA suresi 215 ayet) Sana, neyi infak edip vereceklerini
    soruyorlar De ki: "İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar,
    yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır Hayır
    olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir"



    Allah'ın rızası, bu dağıtımın yapılması sureti ile oluşan durumun
    adıdır Allah'ın rızası, süslü camiler yaptırma, yanlı okullar açma,
    sistem ile göbek bağı olan finans kuruluşları inşa etme ile değil, bu
    sistematiğin karşıtı olan ''kitlesel dağıtımı'' öngören adımlar atma
    ile mümkündür



    Çünkü, bireyi-bireyciliği öngören sistematiğin mensupları ile göbek
    bağını kopartmamak sureti attığınız hiçbir adım, ''din dairesi içinde
    olmayacaktır''



    Şimdi gelin de bunu anlatın!



    Ya zekat ne derler, zekat verdikten sonra neyi dağıtacağız, malının
    1/40'ını yılda bir kere verdikten sonra, istediğin gibi malını
    kullanabilirsinvs derler



    Elbette diyecekler, aksi halde bu yalanı nasıl meşru kılabilirsiniz ?



    Kuran'da zekat'ın ölçüsü hakkında hiçbir ayet yoktur 1/40 oranı,
    Kuran'da geçmeyen, Emevilerin Yahudi ulemaya uydurttuğu bir masaldır



    Bunu ısrarla savunacaklar varsa, hertürlü ilmi münazaraya varım,
    getirin delillerinizi, ben ise Kuran ile geleceğim!



    Aynı zamanda Kuran'ın yoğun eleştiri sunduğu karşı misyonun
    önderlerine yapılan atıfları iyi anlamak gerekir;



    "Kahrolsun Ebu Lehep iktidarı; kahrolsun!

    Zenginlik ve iktidar onu kurtaramayacak!

    O kıpkızıl bir ateşe atılacak!

    Çenesi düşük karısı da yanında olacak!

    Gerdanında fitillisinden bir de ip olacak!" (Leheb; 111;1-5) (Rİhsan
    Eliaçık)



    Hedeftekilerin tamamı, ''kendisinin nesnel gerçekliği hakkında bir
    fikri olmayan, Büyük gölgelerin küçük insanlarıdır''



    Bu realiteyi ihmal edersek, din dediğimiz olgu, içi boş bir oyuncak
    halini alır Dileyenin, kendi arzularına yönelik kurgulayabileceği bir
    kurum, bir araç haline dönüşür



    Genel olarak, günümüzdeki muhaliflerin bütünü ; ''dini siyasete alet
    ediyorlar'' biçiminde bir çıkış yapmaktadır Ancak, eksik olan olgu
    şudur; kendileri de dini, onların algıladığı ölçüler dahilinde ele
    almakta ve bunun gerçek din olduğu sanısı ile hareket etmektedirler



    Vahyin dininin gerçek yüzüne dair hiçbir adım atmayan, hatta
    gerektiğinde; dinin gerçeklerinin açığa çıkmasını istemediğinden
    cellatlaşacak ''sömürü bezirganları'' kadar sertleşebilen muhaliflerin
    bu tutumu, toplumları ''GAYYA kuyusuna'' hapsetmektedir



    Muhammedi çıkış, öncesinde tekerrür etmiş çıkışlara paralel olarak,
    yeryüzündeki oluşların bütününün özünce cereyan eden; ''sahte benlik/
    gölge ile evrensel akıl arasındaki mücadelenin timsali konumundadır''



    Bu realiteyi idrak etmeksizin atılacak her adım, Küresel hegemonyanın
    çıkarlarına hizmet edecektir



    Makaleyi çok fazla uzatıp, veri yağmuruna tutmayacağım; ancak
    okuyuculara önerim; ''Ebuzerr Gıffari''yi okuyup anlamalarıdır



    Peygamberin en yakın sahabelerinden olan bu şahıs, sermaye yığıp kendi
    çıkarları için kullananlar ile yaptığı mücadele nedeni ile, Rebeze
    çöllerinde ölüme terk edilmiş ise, birileri ''Dindarlık adına
    Dinsizlik'', Müminlik adına Müşriklik yapıyor demektir



    Hemde Allah'ın elçisi Muhammed adına yapılan bu hayasızlığı anlamak
    mümkün değil



    Küresel Kapitalizm ile kolkola yürüyen, halkın çıkarlarını
    gözetmeksizin mal yığan bozguncuları başımıza dindar diye getiren
    halkımızın cehaleti ortadadır



    Allah'tan hepsine ''basiret'' diliyorum

    EREN ERDEM
    http://wwwbagimsizyorumcom/?mxz=YaziD&hid=16

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Gölgede ki eşsiz mucize,

    25:45 - Rabbinin gölgeyi nasıl uzatmakta olduğunu görmedin mi? Dileseydi onu elbet hareketsiz de kılardı. Sonra biz güneşi, ona (gölgeye) delil kılmışızdır.

    Yani demek ki neymiş,küçük adamların da büyük gölgeleri olabiliyormuş.Ama günümüzde stadlarda insanların 4 gölgesi oluyor haliyle.Sanırım asıl mucize bu olsa gerek.

    De, gölgeyi nasıl hareketsiz kılar Allah buna akıl sır ermiyor?Projektörler o dönemde bilinmediği için olsa gerek güneşten başka gölgeye sebeb olan maddelerde bilinmiyordu haliyle.Bu ise bambaşka bir mucizedir.

    Küçük adamlara duyurulur.

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    19-08-2009
    Mesajlar
    13
    Karizma Gücü
    0
    Değişim üzerine ‘’düşünceler’’(1)



    Küçük bir çocuğun minik kediye dokunduğunu görürsün. Ansızın bir tokat patlar ensesinde!



    ‘’Çek elini’’. Koruma içgüdüsü sandığımız bu algısal dayatma, çocuğun; özgürlüğü doyasıya yaşamasının önündeki en güçlü engel halini almıştır. Süreç içerisinde, ne kedi kalır gönülde, ne de dayatanın terminolojisinde olmayan başka bir şey…



    Tabiatımızın en güçlü güdüsüdür ‘’bağımsızlık’’. Ancak bu duyguyu unutalı çok oldu. Bizler, bağımsızlığı ‘’nefsani arzuları özgürce fiiliyata dökme’’ sanmakta olan bir toplumuz. Dolayısı ile, anlamlarımız ve yargılarımız bütünü ile çelişki ve saçmalıkla doludur. Bu öylesine vahim bir boyuta ulaşmıştır ki; ‘’kendimiz dışındaki –hiçbir şey – için aynı özgürlükleri istemez, adeta; at gözlükleri ile tüm kainat etrafımızda dönermişcesine takılıveririz kaos ve hengame bataklığına.



    Çağımızın en büyük sorunu bu merkez etrafında cereyan eden basit problemciklerin ‘’bireysel ve toplumsal beka sorunu üretmesine’’ dayalı olarak açığa çıkmış olmasıdır. Yani, temelde belli bir süreç içerisinde hayata geçirilmiş ‘’kasıtlı’’ bir yozlaşma sürecinin doğurduğu tabi bir neticeyi, sorun olarak adlandırıyor ve hayıflanıyoruz.



    Değişmek, hiçbir zaman kolay olmamıştır. Çünkü; geliştirilen algı; her zaman ‘’güdü ve tabu’’ haline gelmiş, bu minvalde ‘’sürüleştirilen toplumlar’’ adeta kendi çıkarlarına yönelik olan değişimlerin karşısında olmuştur. Çünkü, sürü; çobanın arzularına tapınan bir yığındır.



    Mevcut konjonktür gereği meseleyi başka bir form dahilinde incelemek istiyorum.



    Yaşadığımız Dünya, sürekli üretim ve tüketim düzleminde dışavurumların tespiti ile dolu bir alemdir. Bu alem; üretim sürecinde ortaya koyduklarının, tüketim sürecinde sömürülüşüne defalarca kez şahit olmuş, sürekli aynı iz ve belirişler ile ‘’tekerrürlere’’ dayalı bir süregeliş içerisinde halık olmuştur.



    Öyledir ki; tarihi(gerçek tarihi) doğru verileri bütünleştirmek sureti ile incelediğimizde, tarihin iki ayrı düşüncenin çatışmasının ürünü olduğunu görebilmekteyiz.



    Bunlardan biri; aydınlanmacılık, öteki ise sürü psikozudur. Yeryüzündeki problemlerin hemen hemen bütünü; egemenlik ve bu egemenliğin temelini oluşturan ‘’meta’’ sorunundan ibarettir. Meta, güç demektir. Çünkü, varlık aleminin bünyesinde var olan her unsurun ‘’karşılıklandırılışı’’ ile birlikte açığa çıkmış, üretim ve tüketim dengelerine müdahale eden fikriyatın oluşmasına vesile olmuş ‘’tehlikeli bir araçtır’’.



    Aydınlanma, hiçbir etkiye maruz kalmaksızın ‘’tabii olana dönüş’’ demektir. Aydınlanma, belirli bir kalıbın içerisinde, ‘’yeni anlam ve kavram üretme’’ manası biçilmiş bir kavram olsa da, realiteye dönüş, ana farkındalık olarak izah edilmesi gereken ‘’kilit’’ bir ifadedir.



    Mesela, Fransız İhtilalinin temelindeki aydınlanma, tabii olmayan sistematiğe müdahale ederek ‘’tabii koşulları üretme çabasının özünü yansıtır’’. Ancak, gerçek manası ile aydınlanma, kalıplar üstü kalabilmek demektir. Kötüyü ortadan kaldırım, kötünün iyisini koyma, aydınlanma değil; sadece ‘’süsleme’’dir.



    Dolayısı ile, aydınlanma süreçlerini iyi analiz ettiğimizde tarihte çok ciddi aydınlanma süreçlerinin var olduğunu söylemek imkansızdır.



    Bir çelişkiden bahsetmek isterim;



    Özellikle görüşleri itibari ile ciddi saygı duyduğum bir şahsiyet olan ‘’Mir Seyit Sultan GALİYEV’’in yaşamı süresince savunduğu görüşlerin bütünü, mevcut konjonktürde bağlı kaldığı ‘’değer ve yargılara’’ dayalı olarak ortaya çıkmış görüşlerdi. Nedenine geldiğimizde; hiçbir surette ‘’İslam’’ karşısında olmayan bir görüş olan, Dialektik Meteryalizmi ele alırken, ‘’yozlaşmış ve uysallaştırılmış’’ olan Emevi dinciliğini de ‘’İslam’’ olarak kabul etmek demek; iki çelişkili kavramın ortasında boğularak can vermek demektir.



    Yani gelen olarak, dinin gerçeğini ve sömürü karşısında paylaşımın nasıl olacağını izah yöntemini, belirli kalıplardan çıkmaksızın kavramak imkansızdır.



    Bu noktada devreye giren en etkin unsur ; ‘’Evrensel Akıl’’dır.



    Kuran’da bu gerçek ‘’yunus 100’’ de net biçimde ifade edilir; ‘’Allah aklını kullanmayanların üzerine rics/pisliği yağdırır’’…



    Bugün, çağımızın en temel sorunu ‘’kalıp ve ezberlerin’’ diktasında yol aldığı gerçeğini dahi kabul etmeyişidir.



    Bunun en net delilini bir örnek ile ifade edeyim;



    AKP ile birlikte tavan yapan ‘’dinci akım’’, Kurani ve Muhammedi İslam’ın hiçbir yerinde yer edinemeyecek kadar dindışıdır. Bunu defalarca kez makalelerimizde ‘’ilmi veriler sunmak sureti ile ifade ettik’’.



    Bu kanadın anlattıklarını ‘’gerçek din’’ olarak kabul edip benimseyen diğer kanadın ürettiği muhalefet, sadece bir çırpınış olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir husus üzerinde tartışılırken ; ‘’e tabi öylede, yine de laiklik gereği olmaz!!’’ gibi söylemleri sıkça işittiğimiz bu süreç, adeta iki kutbun da acizliğini gözler önüne sermektedir.



    Ne dinciler ‘’Kurani ve Muhammedi İslam’’ın dairesi içerisindedir. Ne de, ben aydınım diyerek kendisini yaftalayıp, belirli ideolojik kırıntıların kendisine yüklediği önyargılar hasebi ile ‘’dini, öcü olarak görüp incelemeyen’’ ve bu dinci güruhun söylemlerini din saymak sureti ile ‘’karşıt duruş sergileyenler’’ bilimsel duruş dairesi içerisindedir.



    Kısacası, rezaletin daniskasını gözlerimizle gördüğümüz halde, çoğunluk olarak ortaya koyduğumuz basiretsizlik altında ezilmekteyiz…



    (EN'ÂM suresi 116. ayet) Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar.



    Kuran’ın bu ayeti, ilginç bir iddia ortaya atmaktadır. Yeryüzündekilerin çoğunluğu seni saptırır. Bu, her daim evrensel aklın mensuplarının ‘’azınlık’’ olacağının haberidir. Kaldı ki, ‘’lastik ayakkabı ile okula giden kız çocuklarının olduğu bir ülkede, namussuzca mersedes marka arabalara binen şahsiyeti kırık din pehlivanlarının’’ dindar olduğunu zaten düşünmüyoruz.



    Dindarlık, camide namaz kılmak sureti ile günah çıkartmak. Sonraki süreçte, algı üreten, sömüren ve dayatan sistematik ile halvet olmak manasına getiriliyorsa, bu ‘’İslam’’ dininin değil, başka bir dinin dindarları için söyleniyor demektir…



    İslam, ‘’s-l-m’’ kökünden gelen, barış,esenlik,refah,huzur,güvenli bölge,parçalanmayan ve bölünmeyen kitle..vs. manalara gelen bir kelimedir. Arapça da ‘’başına MA eki koyduğunuz kalıpların bütünü, o işin içinde bulunma halini yansıtır’’. Yani, MA ve SELAM, Muslim olarak karşımıza çıkar ki, bu kelimenin manası; yukarıdaki fiillerin içinde olan kişi demektir.



    Bu kişinin, Irak’ta 3 milyon insanı mağdur bırakmış, kendi ülkesinin iç işlerine ‘’gerdek maymunu’’ gibi burnunu sokan ‘’emperyalist devletler’’ ile müttefik olması, Kurani ölçüde imkansızdır.



    Kuran, bu müttefiklere ‘’Münafık’’, yani ‘’Mümin görüntülü müşrik’’ demektedir. Bugün, Türk halkının aldatıldığı DİN olgusunu kullanan odakların bütünü, İmam Ali’nin deyimi ile ‘’Din elbisesini tersten giymiş müşriklerdir’’…



    Nedenine gelelim;



    Son 7 yıllık süreçte ülkemizde yaşanan olayların tamamı, Amerikan-Yahudi oligarşisinin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu reel gerçeğin faili olan ‘’idris kılıklı iblisler’’, topluma ‘’din elbisesini tersten giyerek caka satarken’’, vakıflar kanunundan petrol yasasına, Ermenistan ile sınır kapılarının açılmasından KİT’leri peşkeş çekmeye kadar, hertürlü işbirliğine girişmiş, verilen tavizler ve dışarıdan pompalanan Küresel sermaye kırıntılarına teslimiyet ile adeta ‘’Şeytan ile kan kardeşi olmuşlardır’’.



    Kuran’ın Salat dediği, ve ilk rüknu ‘’Bağımsızlık’’ olan bir fiiliyatın yakından uzaktan içine girmeyen bu çarpıklık, toplumlara ‘’uysallaştırılmış dinciliğin İslam adı altında pazarlanması sureti ile’’ şirin gösterilmiştir.



    Mesela;



    (TEVBE suresi 34. ayet) Ey iman sahipleri! Şu bir gerçek ki, hahamlardan ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıkabasa yerler ve Allah'ın yolundan geri çevirirler. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara korkunç bir azap muştula.



    (TEVBE suresi 35. ayet) Gün olur, cehennem ateşinde onların üzerine lav dökülür de bununla onların alınları, böğürleri, sırtları dağlanır: "İşte egolarınız için yığdıklarınız. Hadi tadın biriktirmiş olduklarınızı!"



    (MEÂRİC suresi 18. ayet) Toplayıp kasada yığanı/depolayanı.



    Gerçek İslam, referansını Kuran’dan alır. Bu din, tarihin başından beri var olan ‘’tevhid’’ inancının özüdür. İnsancı ve akılcıdır. Toplumsal sınıflar karşısında elde ettiği başarıları düşündüğümüzde bunu daha net görebiliriz. İbrahim Peygamber’in tepkisi, taş ve tahta putlara değildi. O putlar üzerinden işleyen, servet-sermaye merkezli sisteme, o sistemden vazgeçemeyen oligarşiye idi. Çünkü, Allah’ın; taş ve tahtaya üstünlük sağlama gibi bir egosu olmaz.



    Mekke’de ki çoktanrıcıların tamamı; Allah’ın varlığını kabul eden; ancak iktisadi düzlemde oluşturdukları ‘’SÖMÜRÜ SİSTEMİNİ’’ ayakta tutma adına putlar inşa etmiş ve bunları belli gayeler için kullanmakta olan bir toplum idi. Muhammedi Devrim, mistik yönü kadar, toplumsal-sosyolojik yönü ve iktisadi yönü ile de ön planda olmalıdır.



    Sonraki süreçte, yıkılan sistemin kırıntılarından beslenen antik oligarşi, kendi sistemini İslam içerisinde dirilterek, Allah elçisine yalan söz isnad etme işine girişmiş, Devrimci İslam yok edilmiş, yerine ‘’toplumla ilgilenmeyen ritüel dinciliği getirilmiştir’’.



    Devrimci İslam, sermaye yığan elitleri, yerden yere vurup, onların hanedanlığına balta indirirken, uysal İslam ; içini boşalttığı kavramların ardına sığınarak, toplumları ‘’Kuran’’dan kopartmış, ve kendi ürettiği tahakkümlere esir kılmıştır.



    Bu durum günümüzde aynen devam etmektedir.



    Devrimci İslam, sınıfsız ve düzlemsiz bir toplumu ideal olarak belirlemiş, bu yönde bir halk devrimi üretmiştir. Ancak uysal İslam ise, altın işlemeli kubbelerin altında fetva veren, Yahudi menşei ruhbancılığı üreterek; algılara müdahale etmek koşulu ile ‘’sömürüyü mübah kılmıştır’’.



    Günümüzde, Küresel Sömürü sisteminin öyle ya da böyle bir tarafında konumlanıp, din adına tavır ve duruş sergileyen bütün kişi ve zümreler; bu soytarılığın 21.yy’da ki temsilcisi konumundadırlar.



    Onların anlattıklarını ‘’din’’ sanmak sureti ile dinin tamamına karşı olanlar ise, bu soytarılığın başarısını tescilleyen; yapay kutuplar içindeki zavallılardır.



    Şekilperest, ataperest, ecdatperest dincilik; varlığının enerjisini, sürüleştirdiği kitlelerin partizan ve fanatik ruhundan alır. Bunun ürettiği ‘’kalabalık; karanlıktır’’ denklemi, tarihte; gerçek İslam adına fiiliyat üreten tüm aydınları katletmiştir.



    Öyle ki, Türkiye’nin Kurtuluş mücadelesini dahi küfür sayacak kadar azıtan bu şahsiyetsiz hareket, günümüzde egemen anlayış olarak karşımıza çıkmaktadır.



    Peki aydınlanmanın bu noktadaki yeri ve önemi nedir ?



    Kavram ve olguların özüne inmedikçe; iki kutuplu sürecek bu çatışmanın galibi kim olursa olsun, yığınların üzerinde keyif çatan halk düşmanları tek kar eden güruh olacaktır.



    White House’nin avlusunda istavroz çıkartan Haçlı komutanlarının bu işte parmağı olduğu aşikardır. Onlar; SÖMÜRÜ ideolojisi üretme hususundaki uzmanlıkları ile bilinir…



    Ne yapmalı dersiniz ?



    Bunu daha sonra cevaplarız nasipse.



    Bugünlük bu kadar…



    Saygılarımla.


    http://www.bagimsizyorum.com/?mxz=YaziD&hid=16

  4. #4
    N@néLémoN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2008
    Mesajlar
    825
    Karizma Gücü
    5
    Süslü laflara karnımız tok;Müslümanı eleştirmek kolay.çözüm nedir? onu söyleyin.Çözümü üretip hayata geçirmenin çabasını veremiyorsanız sizin de "yeryüzü cenneti" vaad eden "İttifak" '(Yahudi önde gelenleri ve Tapınak geleneğine bağlı Masonlar) ın yelpazesindeki ve tabii aynı zamanda kapitalizmin uşaklığını yapan felsefe yazarlarından bir farkınız kalmaz.
    evrimmasali.sitemynet.com

    Onlar, önce Avrupa'ya Dİn dışı toplumu yedirdiler ama kendi uydurdukları dinden asla taviz vermediler;İşte 500 yıllık gerçek Tarih yenimasonikdüzen

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı N@néLémoN tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Süslü laflara karnımız tok;Müslümanı eleştirmek kolay.çözüm nedir? onu söyleyin.Çözümü üretip hayata geçirmenin çabasını veremiyorsanız sizin de "yeryüzü cenneti" vaad eden "İttifak" '(Yahudi önde gelenleri ve Tapınak geleneğine bağlı Masonlar) ın yelpazesindeki ve tabii aynı zamanda kapitalizmin uşaklığını yapan felsefe yazarlarından bir farkınız kalmaz.
    Çözüm,okumak,öğrenmek,anlamak,hissetmek,empati kurmaktır.Daha sonra kendi kararını kendin vermektir.Arap emperyalizminin uşaklarına karşı direnişimiz devam edecektir.

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    09-07-2009
    Mesajlar
    1,402
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3
    Alıntı DÜZEN tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Çözüm,okumak,öğrenmek,anlamak,hissetmek,empati kurmaktır.Daha sonra kendi kararını kendin vermektir.Arap emperyalizminin uşaklarına karşı direnişimiz devam edecektir.
    Sevgili Duzen'in yazdiklarina ek olarak ;
    Bir kere aklinizi kullanmaya basladiniz mi yani kul ve kole olmaktan ciktiginiz zaman once dinin baskisindan sonra da karsiniza cikacak olan tum baski ve yanlislara karsi koyacak gucunuz olacaktir. Iste o zaman insanlik kulluktan cikip cennetini kendisi yaratacaktir.

    Herseyi yaraticidan beklemeyelim kendi cennetimizi yapabiliriz, bizler bu Dunya'yi cennet yapabiliriz. Ilk adim da aramizda kavga cikmasina neden olan ve bizleri ayiran dinlerin yururlukten kalkmasi ile mumkun olabilir.
    Cunku herkes inandigi dinin ustun oldugunu savunup ustunluk taslarsa bir yere varamayiz. Birlik olmamizda ki ilk engel budur, gerisi zaten gelir akilli insanlarin cogunluk oldugu bir Dunya'da emperyalistler de barinamaz.
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ


    Bir insanı zorla susturmak ona bahşedebileceğiniz en büyük onurdur. Onun size karşı olan mükemmelliğini kabul ettiğiniz anlamına gelir. - Joseph Sobran

    Bir kimsenin dusuncesini aciklayamamasi koleliktir. -Euripides

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    26-05-2009
    Mesajlar
    1,038
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı Sacred Women tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Sevgili Duzen'in yazdiklarina ek olarak ;
    Bir kere aklinizi kullanmaya basladiniz mi yani kul ve kole olmaktan ciktiginiz zaman once dinin baskisindan sonra da karsiniza cikacak olan tum baski ve yanlislara karsi koyacak gucunuz olacaktir. Iste o zaman insanlik kulluktan cikip cennetini kendisi yaratacaktir.

    Herseyi yaraticidan beklemeyelim kendi cennetimizi yapabiliriz, bizler bu Dunya'yi cennet yapabiliriz. Ilk adim da aramizda kavga cikmasina neden olan ve bizleri ayiran dinlerin yururlukten kalkmasi ile mumkun olabilir.
    Cunku herkes inandigi dinin ustun oldugunu savunup ustunluk taslarsa bir yere varamayiz. Birlik olmamizda ki ilk engel budur, gerisi zaten gelir akilli insanlarin cogunluk oldugu bir Dunya'da emperyalistler de barinamaz.
    Dinsizlikte ırkçılığa karşıda bir ilaç varmı?Dinsizleştirdiğin insan,ben üstün ırkım derse,veya ben çok zekiyim milyarlara varan aptalla bir değilim daha çok kazanma kabiliyetim var derse?....O kadar kolay,herkes dinsiz oluyor dünya cennet,bunu niye insanlık akıl edemedi hayretr.teşekkürler.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •