BÜYÜK GÖLGELİ KÜÇÜK ADAMLAR
Gölgeler insanı aldatır Gölgelerin oluşturduğu sanı, gölgenin
oluşmasını sağlayan ''nesne'' kavrandığında, yok oluverir
Esas muteber olan, nesnenin kendisi, aldatan ise gölgesidir
Gölgeler, insanlık tarihi boyunca ''egemenleştiği'' her dönemde,
insanlık büyük bedeller ödemiş, fiili olarak günümüzde de bu duruma
müsaade edildiğinden halen ödemektedir
Gölgeler, insan fıtratının bünyesinde var olan hiçbir gerçeği
yansıtmaz Sadece bir ''karanlıktan'' ibarettir İşin en ilginci ise,
yeryüzündeki her rengi ihtiva edebilecek bir nesnenin gölgesi dahi
''karanlıktır''
Yüce Yaratıcı ile insan arasındaki münasebet, bu ikili ilişki
nazarında ele alındığında ortaya bambaşka bir görüntü çıkacaktır
Asırlar boyunca dışlanmış, inanç sistematiğinin bünyesinde yer
edinmemesi adına hertürlü yönteme maruz bırakılmış olan Kuran'ın
sayfalarında veri taraması yaptığımızda, ortaya çıkan ''insan'' modeli
ile günümüzde egemen anlayış halini alan ''Kuran dışı dinciliğin''
ürünü olan ''insan'' ı kıyas ettiğimizde, ortaya çok farklı bir sonuç
çıkacaktır
Gölge açılımını bu şekilde daha iyi kavrayabiliriz J
Günümüzde mübahlaştırılan, beşeri ihtirasları ''dinselleştirme''
sapıklığını, Kuran çok sert bir dille eleştirmektedir
Din kurumu, ilahi mekaniğin madde-mana dialektiğini kavramış zihinlere
atfettiği, araç mahiyetinde bir düzenleme kurumudur
Bu kurumun suistimali neticesinde ortaya çıkan durum şöyledir;
Çoğunluğunun dindarlık iddiası taşıdığı bir toplumun ''fakr'u
zaruret'' içerisinde kıvranışı, ve buna rağmen yine aynı iddiayı güden
''servet sahiplerinin varlığı'', ve tüm bu sınıfsal ayrılıklara rağmen
''dini özgürlüklerin bu ölçüler dahilinde yaşanmadığı iddiası''
Birilerinin dini özgürlüğü sadece ''başörtüsü'' olmuş ise, bu durum
yeterince açık bir şekilde ''dinin yok olma arefesinde'' olduğunu
gösterir
Din, var olduğu süreç dahilinde, hiçbir zaman ''sistem içi''
olmamıştır Sistem içi; beşeri ölçülerin ve kıstasların(algının)
ürettiği tahakküme verilen genel addır Bu yaklaşımı ısrarla reddeden
din, öncül olarak; sistemin ''beton duvarlarını yerle bir etmiştir!''
Bu realiteyi yok etmek için inşa edilen ''Arap-Emeci dinsizliği'',
dini; Küresel sorunlara müdahale etmeyen bir oyuncak haline getirerek,
şekilperest bir dincilik akımı üretmiştir
Çünkü, dinin yıktığı sistemi yeniden inşa etmenin tek yolu budur! Aksi
düşünülemez!
Şunu samimiyetle iddia ediyorum; geleneklerin etkisinden kurtulmak
sureti ile ''Kuran''ı okuduğunuzda, sorunun ''Ben merkeziyetçilik'' ve
bunun ürettiği yığıncılık olduğunu net biçimde göreceksiniz
Bunun için size bazı deliller de sunacağım elbette;
(MEÂRİC suresi 17 ayet) Çağırır, sırtını dönüp uzaklaşanı,
(MEÂRİC suresi 18 ayet) Mal toplayıp kasada yığanı,
(MEÂRİC suresi 19 ayet) Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak
yaratıldı
(HÜMEZE suresi 2 ayet) Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan,
insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin
(hümeze ve lümezenin) vay haline!
(HÜMEZE suresi 3 ayet)Sanır ki, malı sonsuzlaştıracaktır kendisini
(HÜMEZE suresi 4 ayet)Hayır, iş, sandığı gibi değil! Yemin olsun ki
fırlatılıp atılacaktır o kırıp geçirene, yalayıp yutana/Hutame'ye
(ENBİYÂ suresi 13 ayet) Kaçmayın, içinde servet şımarıklığına
düştüğünüz yere, meskenlerinize dönün ki, hesaba çekilebilesiniz
(MÜ'MİNÛN suresi 64 ayet) Sonunda, servet ve refahla şımarmışlarını
azapla yakaladığımızda, hemen bağırıp dövünmeye başlarlar
(ZUHRUF suresi 23 ayet) İşte böyle! Senden önce de hangi kente bir
uyarıcı göndermişsek oranın servetle şımarmış kodamanları mutlaka
şöyle demişlerdir: "Biz atalarımızı bir ümmet/bir din üzerinde bulduk;
onların eserlerine uyarak yol alacağız"
Zuhruf Suresinde bulunan ayette gördüğünüz gibi, ''elçilere ilk tepki,
servet sahiplerinden gelmiştir'' Çünkü, elçiler, serveti ''Allah
yolunda, yani halk için harcamaya çağırmış, bu servet biriktiren
yığıcıların düzenini bozmuştur''
Kuran, bu dağıtımı ''infak'' olarak tanımlamış, ''ihtiyaçtan artan
paranın dağıtılması'' olarak sınırlamıştır(BkzBakara Suresi
219ayet)
Yani, elde edilen gelirin, ihtiyacınızdan artan kısmının ''Allah
rızası için dağıtılması öngörülmüştür'' Peki, Allah rızası için
dağıtım nasıl olur ?
(BAKARA suresi 215 ayet) Sana, neyi infak edip vereceklerini
soruyorlar De ki: "İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar,
yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır Hayır
olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir"
Allah'ın rızası, bu dağıtımın yapılması sureti ile oluşan durumun
adıdır Allah'ın rızası, süslü camiler yaptırma, yanlı okullar açma,
sistem ile göbek bağı olan finans kuruluşları inşa etme ile değil, bu
sistematiğin karşıtı olan ''kitlesel dağıtımı'' öngören adımlar atma
ile mümkündür
Çünkü, bireyi-bireyciliği öngören sistematiğin mensupları ile göbek
bağını kopartmamak sureti attığınız hiçbir adım, ''din dairesi içinde
olmayacaktır''
Şimdi gelin de bunu anlatın!
Ya zekat ne derler, zekat verdikten sonra neyi dağıtacağız, malının
1/40'ını yılda bir kere verdikten sonra, istediğin gibi malını
kullanabilirsinvs derler
Elbette diyecekler, aksi halde bu yalanı nasıl meşru kılabilirsiniz ?
Kuran'da zekat'ın ölçüsü hakkında hiçbir ayet yoktur 1/40 oranı,
Kuran'da geçmeyen, Emevilerin Yahudi ulemaya uydurttuğu bir masaldır
Bunu ısrarla savunacaklar varsa, hertürlü ilmi münazaraya varım,
getirin delillerinizi, ben ise Kuran ile geleceğim!
Aynı zamanda Kuran'ın yoğun eleştiri sunduğu karşı misyonun
önderlerine yapılan atıfları iyi anlamak gerekir;
"Kahrolsun Ebu Lehep iktidarı; kahrolsun!
Zenginlik ve iktidar onu kurtaramayacak!
O kıpkızıl bir ateşe atılacak!
Çenesi düşük karısı da yanında olacak!
Gerdanında fitillisinden bir de ip olacak!" (Leheb; 111;1-5) (Rİhsan
Eliaçık)
Hedeftekilerin tamamı, ''kendisinin nesnel gerçekliği hakkında bir
fikri olmayan, Büyük gölgelerin küçük insanlarıdır''
Bu realiteyi ihmal edersek, din dediğimiz olgu, içi boş bir oyuncak
halini alır Dileyenin, kendi arzularına yönelik kurgulayabileceği bir
kurum, bir araç haline dönüşür
Genel olarak, günümüzdeki muhaliflerin bütünü ; ''dini siyasete alet
ediyorlar'' biçiminde bir çıkış yapmaktadır Ancak, eksik olan olgu
şudur; kendileri de dini, onların algıladığı ölçüler dahilinde ele
almakta ve bunun gerçek din olduğu sanısı ile hareket etmektedirler
Vahyin dininin gerçek yüzüne dair hiçbir adım atmayan, hatta
gerektiğinde; dinin gerçeklerinin açığa çıkmasını istemediğinden
cellatlaşacak ''sömürü bezirganları'' kadar sertleşebilen muhaliflerin
bu tutumu, toplumları ''GAYYA kuyusuna'' hapsetmektedir
Muhammedi çıkış, öncesinde tekerrür etmiş çıkışlara paralel olarak,
yeryüzündeki oluşların bütününün özünce cereyan eden; ''sahte benlik/
gölge ile evrensel akıl arasındaki mücadelenin timsali konumundadır''
Bu realiteyi idrak etmeksizin atılacak her adım, Küresel hegemonyanın
çıkarlarına hizmet edecektir
Makaleyi çok fazla uzatıp, veri yağmuruna tutmayacağım; ancak
okuyuculara önerim; ''Ebuzerr Gıffari''yi okuyup anlamalarıdır
Peygamberin en yakın sahabelerinden olan bu şahıs, sermaye yığıp kendi
çıkarları için kullananlar ile yaptığı mücadele nedeni ile, Rebeze
çöllerinde ölüme terk edilmiş ise, birileri ''Dindarlık adına
Dinsizlik'', Müminlik adına Müşriklik yapıyor demektir
Hemde Allah'ın elçisi Muhammed adına yapılan bu hayasızlığı anlamak
mümkün değil
Küresel Kapitalizm ile kolkola yürüyen, halkın çıkarlarını
gözetmeksizin mal yığan bozguncuları başımıza dindar diye getiren
halkımızın cehaleti ortadadır
Allah'tan hepsine ''basiret'' diliyorum
EREN ERDEM
http://wwwbagimsizyorumcom/?mxz=YaziD&hid=16


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
Ama günümüzde stadlarda insanların 4 gölgesi oluyor haliyle.Sanırım asıl mucize bu olsa gerek.
Projektörler o dönemde bilinmediği için olsa gerek güneşten başka gölgeye sebeb olan maddelerde bilinmiyordu haliyle.Bu ise bambaşka bir mucizedir.


