Bu kent sana ağlarsa susturamazsın.

Yazık olur
gelmelerin ,gitmelerin tümüne.

Dahası
Duyarsın ki
Gök kubbe dediğin O mavi yığın
Çöküvermiş üstüme


Boynu büküklüğüm
Enkazdan çıkamamışlığımı resmederse
Ve bir yangın büyürse harabelerde
Anla ki naçar olmuşum
Çuvaldızın sivri ucu kendime
Sen alınma /İncinme /Gücenme.

İstersen dip sarhoşluğu,
İstersen vurgun sonrası şaşkınlığı de,
Toprakta kışlamış tombul bir solucan gibi
süklüm püklüm ardın sıra sürünüşüme...

Ne dersen de...

Ama sakın sakın ola beni
Yorgun savaşçı belleme


Bil ki inatla
Ve yorgunluk duymadan
Sabahlara ayna tutmadayım
Yoksa geceler boyu
Baş ucunda işim ne?

Yere göğe sığmıyorsun içimde...

Bir yatıyor
Bin kalkıyorsun
Hepsi sen kokuyor ama
Hepsi başka biçimde.

Hiç kesintisiz yeniden başlıyorum
Nice milatları koyarak ezberime
Senden yine sana geçiyorum.
Ayak izlerim imdir
Sende kayboluşlarımdan
Sana dönüşlerime

Biraz kül biraz duman bu benim işte...

Gözün gibi bak diyemem ama
Bilemem neler olur
Eğer dokunursan
Bana ait çizgilere

Bu kent sana ağlamasın olur mu?
Ağlarsa Susturamazsın!..


Kendim için bir şey istiyorsam namerdim...

Sadece bu şehir ağlamasın diye...

Yağmur duası sonrası
Umutsuz bir amin niyetine

Bir tutam ilgi
Bir tutam sevgi
Katamaz mısın gülüşüne?


(alıntı)