Ege Bölgesi
Ege Denizi (Adalar Denizi) içinde bulunan irili ufaklı adalar ile bu denizi çevreleyen kara parçalarının bütününe Ege Bölgesi denir. Bölgenin kara parçalan, batıda Yunanistan, kuzeyde Makedonya ve Trakya, doğuda ise Anadolu’nun batı ve güneybatı kıyılarından ibarettir. Ege Bölgesi, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birbirine yaklaştığı coğrafi bir konumda bulunur. Avrupa-Kıbns-Ortadoğu, Avrupa-Süveyş Kanalı Hint Okyanusu ve Rusya-Boğazlar-Adalar Denizi-Akdeniz su,yollannı kontrol edebilecek bir özelliğe sahiptir.
Ege Medeniyetinin Önemi ve Diğer Medeniyetler Arasındaki Yeri
Ege Denizi’nde bulunan adalar birbirlerine ve kıyıya yakındır. Denizin hemen her yerinde karanın görülmesi mümkündür. Ege Bölgesi; kıylan, adalan ve denizi ile kaynaşmış bir bütünlük arz eder. Deniz, bu bölgede ulaşım ve ticareti teşvik edici ve kolaylaştıncı bir yoldur. Siyasi ve kültürel faaliyetlerin kolayca yayılması bu suretle kolay olmuştur.
Deniz, bu bölgenin muhtelif bölümlerini birleştirici bir rol oynamaktadır. Bölge topraklarının büyük bir kısmının verimsiz, iklimin genellikle kurak olması; bölgede oturan insanlann geçimlerini temin için denize yönelmelerini zorunlu kılmıştır. Bu sebeple iç kısımlarda oturan kavimler, daima Ege kıylanna inmek ve denizin nimetlerinden faydalanmak yolunu tercih etmişlerdir.
Ege kıyılan son derece girintili ve çıkıntılı bir yapıya sahiptir. Bu durum iyi korunan limanlar, körfezler ve koylar meydana getirmiştir. Bu özellikleri ile deniz, bölgedeki kavimlerin karşılıklı ilişkilerinin gelişmesi için en uygun yol olmaktadır ön Asya’dan batıya doğru uzanan ticaret yollan Batı Anadolu kıyılarında sona erer. Bölgenin coğrafi durumunun uygunluğu, Ege medeniyetinin Anadolu, Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri ile ilişkisini kolaylaştırmıştır.
Deniz yolunun ulaşımı kolaylaştırması, Ege medeniyetinin bir bütün olarak meydana gelmesini sağlamıştır. Neticede Anadolu, Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri ile ilişkiler sonucu öğrenilen bilgiler değerlendirilerek geliştirildi. Dağınık ve ayrı durumdaki bilgiler birleştirilere” metotlu ilmi çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar sonucunda çok parlak bir medeniyet meyuana geldi. Parlak Ege medeniyeti, ticaret amacıyla gidilen Karadeniz ve Akdeniz ülkelerine yayıldı. Anadolu, Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri Ege medeniyetinin ortaya çıkmasını sağladı.
1. Girit Medeniyeti
Arkeolojik kazılar, Ege medeniyetinin Yunanlılardan çok önceki devirlerde başladığını göstermektedir. Yunanlıların, Girit medeniyetinin mirasına konmuş oldukları ortaya çıkmıştır.
Ege Bölgesi’nin en eski ve en önemli medeniyeti, Girit Adası’nda meydana gelmiştir. Girit Adası’nm coğrafi durumu, medeniyetin gelişmesine elverişli idi. Ada halkı ile Anadolu Yarımadası, Fenike kıyılan ve Mısır arasında ticari ilişkiler kurulmuştu. Erken devirlerden itibaren Giritlilerin gemicilik alanında ileri durumda olmaları, ticaretin gelişmesine sebep olmuştur.
Din ve İnanışlar
Giritliler de Anadolu kavimleri gibi tabiat kuvvetlerine taparlardı. Neolitik kültür döneminden itibaren, her şeye hayat veren ve her şeyi tekrar kucağına alan büyük bir tabiat ilahesine inanılıyordu. Bereket sembolü olan baş ilaheye Rea adı veriliyor ve onun her şeye hayat verdiği kabul ediliyordu. Baş ilaheden başka, daha birçok kadın ve erkek ilahlar da vardı. Girit Adası’nın ilahı, insan vücutlu ve boğa başlı Mino Tavros idi. Ana ilahe ve boğayı kutsal sayma inancı, Anadolu’ nun Girit üzerindeki etkisini göstermektedir. Girit’te bu ilah adına, açık havada dini törenler düzenlenirdi. Bu törenlerde akrobatlar azgın bir boğanın sırtında nefes kesen gösteriler yaparlardı. Bu gösteriler, eski Yunanistan’da görülen olimpiyatlara örnek olmuştur.
Yazı, Dil ve Edebiyat
Girit’te yapılan kazılar neticesinde, burada çok eski zamanlardan beri bir çeşit resim yazısı kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu yazı M.Ö. III. binden itibaren gelişerek hece yazısı haline gelmiştir. Çizgi A (Lineer A) ve Çizgi B (Lineer B) hece yazılanndan, bugüne kadar çizgi B yazısı çözülebilmiştir. Bu yazı, ucu sivri, madeni bir kalemle, siyah mürekkeple, toprak levhalara, papirüs üzerine veya vazolara yazılırdı. Giritlilerin konuştuğu dilin Anadolu kavimlerinin dilleri ile akraba olduğu kabul edilmektedir.
Ekonomi
Girit’te Knossos şehrinin başlattığı denizcilik M.ö. 1600′den itibaren gelişme göstermişti. Zamanla Giritliler güçlü bir donanmaya sahip olmuşlardı. Anadolu, Mısır, Kıbrıs ve Fenike ile önemli ticari ilişkiler kurmuşlardı. Balıkçılık yaparlar, deniz ticareti ile uğraşırlardı. Bu arada ziraat ve sanat da geçim vasıtası idi.
Giritlilerin belirli bir ölçüleri ve ağırlık sistemleri mevcut idi. Alış verişte altın ya da bakır çubuklar kullanırlardı. Çeşitli ziraat ürünlerini, toprak veya tunçtan yapılmış sanat eserlerini Mısır, Anadolu ve Fenike’ye satarlardı. Bu ticari münasebetler, Girit medeniyetinin Mısır, Fenike ve Anadolu medeniyetlerinden etkilenmesini sağlamıştır.
Sanat
Girit medeniyetinin en önemli ve orijinal örnekleri saraylardır. Saraylar, genellikle meyilli bir arazide yapılır ve aşağıdan yukanya doğru kalınlaşan tahta sütunlarla süslenirdi. Büyük bir avluyu çevreleyen yüzlerce oda ve koridordan meydana gelen saraylar, şehrin merkezinde yer alırdı. Saraylann etrafında birkaç katlı evler bulunurdu. Girit’teki saraylann en önemlisi Knossos Sarayı’dır.
Saraylardaki oturma ve tören odalannın duvarlan, alçı tabakalar üzerine yapılmış çeşitli resimler (freskler) ile süslüydü. Bu freskler saray hayatını, tabiat veya efsanelerden alınmış motifleri canlandırmaktadır. Fresklerin tasvir ettiği sahneler arasında, ilah şerefine kızgın bir boğa sırtında takla atarak yere inen kadın ve erkekler bulunmaktadır.
Belirtilen insan figürlü tasvirler yanında, efsanevi Girit tabiatının bitki, çiçek, ağaç, kuş, balık, ahtapot ve istiridyelerini canlı ve hareketli gösteren freskler de bulunmaktadır. Fresk ressamlan ince ve taze çizgilerle yalnız şiddet hareketlerini değil, en hafif titremeleri bile ifade etmişlerdir.
Fresk sanatı, zamanla pek fazla incelmiş yapmacık bir hale gelmiştir. Bir süre sonra vazolar ve duvarlar üzerindeki resimler (freskler) tabiiliklerini kaybederek uslüplaşmıştır. Bunun sonucunda, insanı etkileyen, daha ileri seviyede bir süsleme sanatı ortaya çıkmıştır.
Girit Medeniyetinin Sonu
Girit medeniyeti, kudret ve ihtişamının zirvesinde iken M.ö. 1400′de Akaların istilasına uğradı. Akalar, Girit’i zapt ederek şehirleri ve sarayları yakıp yıktılar. Şehir ve sarayların kül ve yıkıntıları üzerine kendi tarzlarında binalar yaptılar. Akaların istilasından sonra, Girit ahalisinin bir kısmı komşu ülkelere göçmek mecburiyetinde kaldı. Akaların Girit’teki hakimiyeti 200 yıl kadar sürdü.
M.Ö. 1200 yılında Yunanistan’ı istila eden Dorlar, Girit’e kafileler halinde gelip, adayı işgal ettiler. Yerli halkı toprağa bağlı köle haline getirdiler. Böylece Girit kültürü sona erdi. Daha sonraki dönemlerde Girit, cesur ücretli askerler, dirayetli komutanlar, dehşet saçan korsanlar yetiştirdi.
Girit, Dor kültürünün en saf şekilde koruyucusu olarak şöhret kazanmıştır. Kültür bakımından M.Ö. 2000 yılındaki durumunu tekrar elde edememiştir. Akdeniz’de işgal ettiği coğrafi mevkiden dolayı, Akdeniz ülkeleri arasında sadece kavga konusu olmuştur.
Kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
CHP'de inanılmaz değişim!Artık CHP'ninde oy kullanmayı becerebilen bir başkanı var
Alıntı Yaparak Cevapla