Ben Türkçe'nin ezelî bir âşıkıyım. Hepimiz öyle değil miyiz? Ben, Türkçe'yi, muhtelif devirlerinde, muhtelif elbiselerle, muhtelif şekillerde gördüm, sevgilimi o libaslar altında, kendi cevherinde sevdim.
Ben eski Bâbıâli kâtiplerinden işittiğim süslü dili sevdiğim gibi, Aksaray'da, karpuz sergisinde müşteri ayartmak için çığırtkanlık eden Türk delikanlısının türlü zerafetlerle dolu Türkçe'sini de sevdim.
Ben, Divan Edebiyatının gazelleriyle mest oldum.
Fakat sevgili İzmir'imin, İki Çeşmelik kızının incir işlerken söylediği türkü ile de mest oldum.
Ben o sevgiliyi, atlas şalvarıyla, başının üzerinde altun işlenmiş takkesiyle gördüm.
Ben onu perişan gönüllü şairin :
O gül endam bir al şâle bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
Beytinde olduğu gibi, bir al şala sarılıp yürüdüğünü görerek de sevdim.
Ben son devrin, İpekiş'in kelebek kanadı kadar ince, zarif, dört metrelik kumaşıyla giyinmiş, üzerinde seke seke yürüyen ve rüzgâr mı onu götürüyor; o mu rüzgârı sürüklüyor, diye insanı şüpheye düşüren hâliyle de Türkçe'yi gördüm ve sevdim.
Halit Ziya Uşaklıgil
***Türkçe'yi böyle seven bir adama ne denilebilir ki!..Ruhu şâd olsun.. Herkesin Türkçe'yi ve Edebiyatı bu duygularla seven biri olması dileğiyle...
Alıntı - Nar / İsmail Özcan


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
tesekkùrler 