Şimdi ilk önce metafor bir şirket kuralım, daha sonra konunun icabına bakarız.
Bu şirketi çok değerli ve saygıdeğer birisi kurmamı istedi. Bütün herşey ona ait olacak ama genel müdür olarak başına ben geçeceğim.
* Şirkete sizler de dahil olmak üzere, isteyen herkez ortak olarak sermaye koymak şart olmaksızın katılabilecek.
* İsteyen sermaye de koyabilecek, sermaye koyanların ortaklık payı ve geliri de diğerlerinden fazla olacak. Fakat sermaye koyma mecburiyeti yok. Sermayesiz de ortaklar alınacak.
* Şirketin kar'ının 1/5'i şirket sahibine ait olacak, geri kalanı ise halka arz şeklinde diğer ortaklara dağıtılacak. Şirket sahibinin payını ben alıp kendisine teslim edeceğim. Siz orasına karışmayacaksınız. Şirket sahibiyle görüşemeyeceksiniz.
* Ortaklığa ilk katılan ve şirket için iyi çalışan 3-5 kişiye ny. ünvanı verilecek.
* Şu andan itibaren ben de ny. ünvanına sahibim. Ayrıca da genel müdür olduğum için G.M.D ünvanına da sahibim. Bana şimdiden ny.Notamatik(G.M.D) olarak hitap etmeye başlayabilirsiniz.
"Bu ne biçim bir şirket?" demeyin, düşünmeden atlayın üstüne. Köşeyi döneceksiniz, o biçim şirket bu.
Şirketin faaliyet konusu; şurup imalatı ve pazarlamasıdır. Çalışma sistemini anlamanız için size bir örnek vereyim. Hani bir zamanlar temizlik ve kosmetik ürünler satan bir Amerikan şirketi vardı! Bu şirket pazarlamacı ortaklar aracılığı ile kendi malını kendisi pazarlıyordu. (Hala da durur bu şirket) İşte aynen ona benzer tarzda çalışacağız.
Hatta ondan çok daha şahane bir sistemimiz var.
Şuruplarımızdan satın alan herkez, sisteme üye olmuş olacak. İster şurupları sadece kendisi içer, ister yarısını içip, yarısını da başkalarına satar.
Şurupların hepsini kendi içen, sadece müşteri olarak kalır, başkalarına da satmak isteyen şirket ortağı olur.
Ne kadar çok şurup satarsanız o kadar çok kazanacaksınız.
İş bununla da bitmiyor; eğer sizin şurup sattıklarınızdan kişilerden de şurup satmaya başlayan olursa; onun sattığı şuruptan da kar payı alacaksınız.
Hatta sizin şurup sattıklarınızın, şurup satan müşterilerinden de şurup satmaya başlayan olursa onlardan da kar payı alacaksınız. Bu böyle sonsuza kadar katlamalı bir şekilde gidecek.
Buraya kadar, herşey o zincirleme pazarlama yapan şirketlerin yaptığının aynısı. Ama bizim onlardan çok daha önemli farklarımız var.
Dolayısıyla bizim kar'ımız onların kar'ıyla mükayese bile edilemeyecek kadar yüksek olacak.
Çünkü:
Bizim sattığımız şurupları içen, kendini müthiş rahatlamış hissediyor.
Ayrıca da bağımlılık yapıyor. Yani bir kere alan devamlı almak zorunda kalıyor.
"Ama bu uyuşturucuu! Yasak bu!!"
Hayır yasak değil. Çünkü bu şurubun yapıldığı bitki kanunlarda henüz uyuşturucu olarak tanımlanmıyor. Çünkü bilinmiyor.
"Peki ama anlaşılınca yasaklanır." Hayır yasaklanmaz. Ona da çare düşünüldü:
1- Uyuşturucu kullanan insanlar, ancak o uyuşturucuyu bırakmaya çalıştığında bağımlılık yapıp yapmadığını anlar. Uyuşturucu sürekli alındığında bağımlılık yaptığını belli etmez. Bu şurup uyuşturucu değil ama aynı uyuşturucuların yaptığı etkiye sahip. (Değil, değil, uyuşturucu değil bizim şurup)
2- Şuruplar bedava denecek kadar ucuz, hatta isteyene bedava bile verilebilecek, yeterki bir alışsın. Dolayısıyla kimse şikayette bulunmayacak.
3- Şurubu içen hiçbir sağlık problemi yaşamayacak, o yüzden de şikayetçi olmayacak. Dolayısıyla şikayet etse bile zararlı bir madde diyemeyecek.
4- Tek problem, tıpkı uyuşturucularda olduğu gibi, insanın düşünce sistemini olumsuz etkiliyor. Ama bunu da içenler anlayamıyor.
5- Esas başka bir güçlü neden var ki; onu da aşağıda anlatınca yasaklanamayacağına yüzde yüz emin olabilirsiniz.
Nasıl iş ama!! Bomba gibi değil mi? Daha bitmedi.
Bu şurubu içen hem çok memnun kalıyor, hem de iyiden iyiye müptelası olanlar, bunu aynı zamanda da satmak zorunda kalıyor. Tıpkı uyuşturucu parası bulabilmek için uyuşturucu satmaya başlayanlar gibi yani.
Dolayısıyla, birkaç müptela-alt pazarlamacı üyeniz oldumu köşeyi döndünüz demektir.(Tabiki ben ve şirket sahibi de.)
Hatta kendiniz de müptelası olursanız, (ki tavsiye edilir); kar'ınız yüze katlar.
Bir yandan iç rahatla, bir yandan sat rahatla. Bundan güzel iş mi var, üstelik köşeyi de döneceksiniz.
Daha bitmedi. Bizim bu tip zincirleme pazarlama yapan diğer şirketlerden çok daha fazla avantajlarımız var.
Bizim esas hedef kitlemiz çocuklar ve bebekler. Bu şuruba onları daha bebekken alıştıracağız, anne ve babalarının ve yakın çevrelerinin etkisiyle üstelik.
Mesela diyelim ki siz allem edip, kallem edip bir anneyi veya babayı bu şuruba alıştırdınız. Bu ebeveynler bu şurubun onlara bir zarar vermediğini düşünecekleri için, hatta çok faydalı sanacakları için, çocuklarına da bu şuruptan içirmekte bir sakınca görmeyecekler.
Dolayısıyla, çocukları daha bebekken farkında bile olmadan alışacaklar. Bu çocuklar ve anne babalardan da sizin payınız olacak, çünkü şurubu satan siz olacaksınız. Çocuk Annesinin, babasının ve en yakın çevresinin bu şuruptan içtiğini gördükçe, zaten bunun zararlı olduğunu düşünemeyecek bile. "Zararlı olsa babam bana içirmez" diyecek. Üstelik o da şirketin bir üyesi olmuş olarak, kendi şirketinin bir ürününü yadırgamayacak, bu şurup neticede babadan toruna geçen bir gelenek olacak.
Böylece de ilk katılanlar olarak; sizin kar payınız onlar üzerinden elde ettiğiniz gelirle katlandıkça katlanacak. Benim de tabiki.
Bu şurup, özelliklerinden dolayı, zamanla öyle bir gelenek olacak ki; bir süre sonra içen değil, içmeyen yadırganacak.
Diyelim ki; birileri kalktı "bu şurubun zararlarını saymaya başladı". Her yerde ötüp duruyor.
Ona da çare var. Şurubu damarının en derinlerine kadar çekmiş, şurubun aşığı olmuş olanlardan bazıları gidip o şurup hakkında, saygısızca, ileri geri konuşanın işini birirecek. Böylelikle size bir iş kalmayacak. Ve böylece de şurup hakkında saygısızca konuşabilecek diğerleri ayağını denk alacak.
İşte yukarda sonra anlatacağım dediğim yasaklanmayacağının garantisi de budur. Sıkıysa birisi şurubu yasaklamaya kalksın.
"Ama bu mafya işi, ayıp bir şey!"
Yok canım olur mu öyle bir şey? Sen bir şey yapmayacaksın ki! O müptela gidip o konuşanın işini halledecek. Her türlü eleman hazır yani. Senin tek yapman gereken şey, birisi öyle bir saldırıda bulunduğu zaman; "bunu yapan bizden olamaz" demektir. Ayrıca da; "şurubu içen birkaç kendini bilmezin yaptığını bütün şurup alemine mal edemezsiniz" de diyebilirsin. Nasıl olsa bu şurup kolay satılıyor, ne desen olur, sıyırırsın. Şirket sahibi o saygısızı haklayan müptelanın ödülünü de 90 yıl sonra faiziyle verecek, bizim sistemde mağdur yok, herkez kar'da. Tek zararda olanlar şurubu içmemekte direnenler. Bu şurubun değerini anlayamayanlar.
Ama bu da ayıp!
Onu da düşündük şirket sahibiyle birlikte. Bu şurup sayesinde neyin ayıp, neyin güzel bir davranış olduğunu da biz belirleyeceğiz. Bu sayede senin yaptığın şeyler bizim kurallarımıza uyduğu sürece ayıp sayılmayacak.
İnsanların vicdanlarına ipotek koyacağız. Diyeceğiz ki; şunu bunu yapmak, merhametsizliktir, şunu şunu yapmak, merhamettir, şu ayıptır, şu değildir.
İçine de öylesine birkaç gerçek iyiliklerden ilave ederiz olur biter.
Şurubu içen bizim ahlak kriterlerizi kabul edecek. Aksi halde onu şurupsuz bırakacağız. Şurupda şu yoktur, bu yoktur, sen bizden değilsin diyeceğiz.
Yine de şurupsuz kalıp, şuruptan kurtulursa bu sefer de diğer şurup müşterileri onu kınayacaklar, çünkü bu şurubu içmeyenlerin, kötülüklerinden dolayı içmediklerine dair, kitaplar yayınlayacağız, onlara her türlü iftirayı atacağız.
Ama bu ayıp!! Değil işte, değil diyorum. Ayıbı da biz belirliyoruz. Bizde şirketin çıkarına olan hiçbirşey ayıp değildir.
Şuruba alışanlardan ortaklardan bazıları, bu şurup üzerine çeşitli çeşitli ayrı gruplar kuracaklar, Nur şurupçuluğu, Şurub-i Erdem vs. gibi takımlar kuracaklar. Dolayısıyla birbirleriyle rekabete girecekler. Şirketin ilk ortakları olarak yine biz karlı çıkacağız bu işten.
Nasıl iş ama! Full aksesuar dimi? Eksiksiz?
Halk şuruba iyiden iyiye alıştığı zaman; devletten de bu şurubu satmasını, hatta alıp ücretsiz dağıtmasını isteyecek. "Bu şurup ihtiyaçtır, gereklidir, şarttır" diyecek.
Şurup devlete bir girdimi de kolay kolay çıkamayacak. Çünkü "şurup işi ayrı, devlet işi ayrı" denildiği zaman; halk "Ama bu resmen şurupsuzluk" diyecek.
Halk böyle isteyince; partiler de oy toplamak için; halkın şurup ihtiyacını destekleyecek.
Dolayısıyla, bırak yasaklamayı, şurup devlet tarafından da desteklendiği için, halk bu şuruba iyice güvenecek. Hiç şüphelenmeyecek bu şuruptan.
Hatta okullara "şurubun faydaları" şeklinde zorunlu şurup dersleri bile isteyecekler.
Nasıl sistem ama! Satıcısı hazır, müşterisi hazır, almayanı döveni hazır, hatta gönüllü mafyası bile hazır.
Ayıbı sıfır, üstelik de şurubu içen, şeref sahibi olduğu gibi; şurubu satan en şerefli oluyor.
Daha bitmedi bu şirketin nimetleri!
Şurubu içen de satan da, hem içip hem satan da; şurubu takım ruhuyla destekleyip, "en güzel şurup benim şurubumdur, öbürleri sahte şuruptur" diyerek, takım ruhuyla şirketimize her yerde destek verecek. "Ne Fener, Ne beşiktaaaş nede Trabzoon, bu sene bu şurup şampiyooon. Haydi bastıır, haydi bastıır..." misali sloganlar atacak kendiliğinden, ücretsiz. Reklamı bile bedava. Nasıl şirket ama?
Şurupları benden alıp, ilk başlarda bedava dağıtacaksınız. Daha sonra yavaş yavaş ücretini ödeyecekler ama ödediklerinin farkına bile varmayacaklar.
Üst düzey ortaklar, bütün şurup evleri ihalelerini kapacak, şurup kitapları basıp basıp satacak, belediyelerin çay bahçelerini, otoparklarını 3 kuruşa kiralayacak, şurup tv'leri kurup şurubun faydalarını anlatacak, böylece de hem bedava bizim şirketin reklamını yapacak hemde diğer reklamlardan parayı götürecek, şurup alamayanlara yardım bahanesiyle, şurup yardımları toplayacak, devletten her yıl alacağımız trilyonlarca lira ortaklar arasında dağıtılacak. Daha nice nice yerlerden alınacak bu şurupların paraları ama halk bunu ödediğini anlayamayacak bile. Anlasa dahi, şuruba alıştığı için, sesini çıkarmayacak.
Kimi ortaklarımıza devlet tarafından maaaş bağlanacak; 7'den 70 'e iş var var bizde, ister kullanıcı ister satıcı olsun. Kim olursan gel, zorlama da yok, gelmezsen zaten görürsün gününü sistemi bu.
İlk ortaklar olarak ny. ünvanı da cabası. (ilk 3-5 zengin için)
Bu ünvan hem size extra para kazandıracağı gibi; aynı zamanda da size hürmet sağlayacak. Çünkü size vereceğim bu ny. ünvanının manası "Ne yüce" dir.
ny.Bilmemkim olabilenler, ben ölünce benim yerime geçme fırsatı da bulabileceklerdir. Böylece de şirket sahibinin 1/5 arslan payı ona teslim edilecek benden sonra.
Şirket sahibi müthiş merhametli, ahlaklı, akıllı mükemmel biridir. Çok da güçlüdür, aynı zamanda kendisine yapılan saygısızlıkları, veya diğer insanlara yapılan haksızlıkları affetmeyecek kadar adildir.
Bunu söyledikten sonra size şirket sahibinin bir kaç mesajından bahsedeyim.
* Bu şurubu içmeyenleri yakaladığınız yerde perişan edin. Onları ben de haşlayacağım.
* Bu şurubu içenlere 90 yıl sonra şurup için harcadığı paraların hepsini %100,000 faiziyle birlikte geri vereceğim, süre biraz gecikebilir, acele etmeyin, faiziniz işler.
* Bu şurubu içmeyenleri dost edinmeyin, dost edinirseniz, alacağınız faiziyle birlikte sıfırlanacağı gibi; aynı zamanda da sizin de hakkınızdan geleceğim.
* Benim size yapamayacağım işkence yoktur, ayağınızı ona göre denk alın.(Metafordur)
* Benden daha merhametli, daha asil, daha adil birisi yoktur. Vardır derseniz, sonucuna katlanırsınız.
* Bu mesajlarımı herkez kolayca anlasın diye, apaçık yazdım.
* Mesajlarımdan bazılarının manasını benden başka kimse anlayamaz.
* Bu söylediklerimin bazıları mecazidir, bazıları ise gerçektir. Kaplerinde fesatlık olanlar, mecazi olanların peşine düşerler.
Gördünüz değil mi ne büyük bir tehdit altında olduğunuzu?
Nee? kim tehdit ediyor be? Nee saldırın mı diyor? Yok öyle bir şey, bizim şirkette zorlama yoktur. saldırma yoktur.
Şirket sahibi demiş zaten; "kalplerinde fesatlık olanlar benim mecazi mesajlarımın peşine düşer" diye. Bunu bile önceden bilmiş.
O sizin kötü dediğiniz öğütlerin hepsi mecazidir.
Şirket sahibine inanmamak serbesttir, şurubu içmemek de serbesttir. Ama şurubu reddetmeden önce şirket sahibinin şu yukardaki mesajlarını tekrar anlayarak okumanız, menfaatiniz icabıdır. Ne olur ne olmaz. Zorlama filan yok ama bir okuyun diyorum hani.
Katılıyormusunuz şirkete? bakın ben sizden para bile istemiyorum, kaybedeceğiniz bir şey yok. Sermaye katan olursa, zaten şirket sahibi 1000 mislisiyle geri veriyor, onun da benimle alakası yok, şirket sahibiyle sizin aranızda.
Zorlama yok ama felaket sert bir adamdır, onu da söyleyeyim yine. Çok da kibar bir beydir. Çok düşünene de kızıyor, ona göre.
Beğendiniz mi Sistemi? Beğenmeyen varsa şirket yerine din kuralım. Sistem aynı çünkü. Sadece ünvanlar değişiyor. ny.olanlar hz. oluyor. Ben de bu durumda ny.Notamatik(G.M.D) yerine, hz.Notamatik(S.A.V) oluyorum. Diğer sistemle aynı.
Not: Yukarda yazdıklarımın tümü benzetmedir, gerçekte böyle bir şirket kurma niyetim yoktur.
Şimdi şirketi bir süreliğine unutun; size başka şey anlatacağım:
İnsanlar bazı şeyleri kendisi yapar, üretir, imal ederler. Bazılarını ise hazır almayı tercih ederler.
Bazı şeyleri kendisinin üretmeyi tercih etme sebebi; kendi ürettiği şeye daha fazla güvenmesi ve/veya onu daha ucuza mal etmek istemesidir.
Bazı şeyleri ise hazır alma sebepleri şunlardır.
1- Kendisinin onu üretmeye aciz olması.
2- Kendi üretirse daha pahalıya patlaması.
3- Harcadığı vakite değmemesi.
4- Üşenmesi.
5- Sermayesizlik, yetersizlik vs. gibi imkansızlıklar.
Tanrı konusu da her insanın kafasında halletmesi gereken bir işdir. Aksi halde bu merak insanı ömür boyu rahatsız edeceği gibi; aynı zamanda da dinler tarafından tehdit edilerek sürekli taciz edilmeye açık kalır.
Dolayısıyla her insan kafasında tanrı meselesini halletmek zorundadır. Bu onun için mecburi bir işdir.
Bu işi hallederken, karşısında iki seçenek vardır. Tıpkı yukarda bahsettiğim işler gibi; tanrı hakkındaki fikirleri ya hazır satın alır, yada kendisi üretir.
Bu fikri kendisi üretecek olursa; emek sarfetmek durumundadır. Kafa patlatmak, en zor ve zahmetli emeklerden biridir. Özellikle standard insan modeli için, kafa yormak el-ayak yormaktan çok daha korkunç bir durumdur.
Kendisi bunu bilemez, çünkü o kendi kafasındaki aslında detaysız olan düşünmelerini derin düşünce olarak değerlendirip, kendisinin düşünmekten kafa patlatan biri olduğunu sanar.
Standard insan, basiti sever, hazırı sever, kolayı sever ama bunu bilemez. Zoru ise hazır paket halinde satın almayı tercih eder, bunu da bilemez çoğu zaman.
Elbetteki birçok şeyi hazır satın almak akıl işidir, ancak akılı da hazır satın almak ancak halk işidir.
Tanrı konusunu da düşünmek zor işlerden biridir onun için. Fakat bunu da bilemez.
Şöyle bir örnek verelim:
Köydeki Ayşe teyzeye; Evrim konusunu anlatabilirmisiniz? Anlatsanız da o sizi dinler mi? Metafizik ne demek bilir mi? Enerji-Madde ilişkisinden anlar mı? DNA , enzim, kuantum; bunları anlatabilirmisiniz?
Anlatamayacağınıza göre; vede Ayşe teyzenin de tüm insanlar gibi tanrı meselesini halletmesi gerektiğine göre; demekki Ayşe teyze bu fikri hazır paket olarak satın almak zorundadır.
Evet, Ayşe teyze çok uç bir örnek; fakat şuna da emin olun ki; bu gün sizlerle evrim konusunu, big-bang'i, izafiyet teorisini sıkı tartışan kişilerin bile çoğu bunları gerçekte kavramaktan uzak insanlardır.
Hele ki; bilimdeki ilkeleri, disiplini ve bilim etiğini anlayabilen, hissedebilen standard insan yok denecek kadar azdır.
Dolayısıyla, bu konuda çoğunluğun Ayşe teyzeden pek bir farkı yoktur. Bu yüzden de çoğunluk tıpkı Ayşe teyze gibi; bu tanrı meselesini hazır paket halinde satın almak zorundadır.
Evet; nerden alacak bu hazır paketi? Elbette ki dinlerden. Dinler yukarda verdiğim şirket örneği gibi, milyonlarca ortağı olan şirketlerdir. Bilim zaten din satmaz, tanrı satmaz, melek satmaz, şeytan satmaz. Çünkü bilim yalan satamayacak kadar dürüsttür, ahlaklıdır, faziletlidir, erdemlidir.
Özetle, bir buzdolabını hazır almakla, tanrı fikrini hazır almak arasında hiçbir fark yoktur standard insan açısından.
Nasıl ki ona; buzdolabını hazır almak yerine yapmayı izah edemezsen, tanrı meselasini de aynı şekilde izah edemezsin, o gider seni dinlemek yerine hazır satanı dinler.
Buzdolabını da hazır satanı dinler, tanrıyı da hazır satanı dinler. Üstelik de din onu düşünmeye zorlamıyor, tam tersine tam onun istediği gibi, düşünmsini yasaklıyor. Sen ise onu düşünmeye sevk ediyorsun. Yani acımasızca onu derin düşünmeye sevk ediyorsun. En nefret ettiği şeye.
Ben de bu Francis Colin gibilerinden nefret ediyorum. Bunları gördükçe insanlığımdan utanıyorum.
Nedenini söyleyeyim de; fırsatçılar, "dinlere inanıyorum diyen herkezden nefret mi ediyorsun?" demesin.
Sıradan bir insanın "dinlere inanıyorum demesiyle, bir bilim adamının dinlere inanıyorum" diyerek demeç vermesi, bir de hızını alamayıp, insanları dine yöneltme amaçlı kitap yazması utanç verici birşeydir.
Çünkü böyle birinin bu şekilde açıklamalar yapması demek, trilyon dolarlık din şirketlerinin sermayesinin, müşterilerinin ve cirosunun artması demektir. Müşteri diyorum, çünkü bu konuya din sektörünün tarafından bakıyorum. (Siz kendinizi müşteri olmayarak görmeye devam edebilirsiniz)
Bu kişinin bilim dünyasındaki işi bitmiştir. Çünkü bilime haince ihanet etmiştir.
Tanrıya inanarak mı ihanet etmiştir? Hayır. Dine inanarak mı? Hayır. Ama bu açıklamayı yaparak, vede bu amaçlı kitap yazarak ihanet etmiştir.
Çünkü "ben inanıyorum demekle kalmamış, bir bilim adamı olarak ben inanıyorum, siz de inanın" demeye getirmiştir.
"Böyle düşünüyorsa ne yapsın? Fikirlerini mi saklasın?"
Hayır, o böyle düşünmüyor. 30 yıllık ateistten asla bir teist olmaz. Bir deist, panteist vs. olması bile mucize olur.
Zira bir ateistin, üstelik de bilimadamı olan bir ateistin birinci ilkesi bilimsel yöntemlerden şaşmamaktır.
Eğer bilimsel yöntemlerden şaşmadan, tanrıyı bulduysa onun hakkında söylediklerimin tümü bana aittir ve o benim gözümde bir kahraman olacaktır.
Ama bilimsel yöntemlerden şaşarak tanrıyı bulduğu halde,(Hissetmiş) bunu bilimle karışık sunduğu için, kendisi bilimin yüz karasıdır.
Gitsin şimdi vicdanı sızlamadan, hawaideki, villasında, yatlarında, katlarında keyif çatsın ama bir daha bilim yuvalarına adım atamayacağı kesin. Bilim dünyasında lanetle anılacağı da kesindir.
Ben de bir ateist sayılmam. Keşke olabilseydim. Ama benim tanrı dediğim şey; asla madde ötesi metafizik bir tanrı değildir.
Hatta yaratıcı bile değildir, bizim bilinç dediğimiz manada, bilinçsiz bir tanrıdır, oturup düşünebilme yeteneğine sahip değildir. Yani doğanın kendisidir. Doğanın saygı duyulası güzelliğinden öte hiçbir kutsallığı da yoktur, insan odaklı da değildir.
Tapınılacak bir şey de değildir, tapınılmayı isteyecek kadar bile bir bilinci yoktur. Sadece sevilecek birşeydir.
Yani benim tanrı dediğim şey, ateizmdeki maddenin ta kendisidir. Sadece isimlendirme ve manalandırma farkı vardır.
Ben bu tanrı inancımı çoğu zaman dile getirmemeye çalışıp, ateist gibi davranıyorum. Çünkü birileri benim bu tanrı inancımı alıp, kendi dinine malzeme yapabilir.
Aslında ben önemli bir kişi değilim, alt tarafı şurda sıradan bir forum üyesiyim. Dolayısıyla ben tanrı inancımı açıklasam bile, benim inancımı kullanan pek çıkmaz, ben sadece işimi sağlama almak için bunu yapıyorum.
Tanrı inancı olan diğer dinsiz arkadaşların da bu inancı, inandığı tanrı fikrine göre açıklanmasında sakıncasız veya sakıncalı olabilir. (Dincilerin bu inancı malzeme yapması açısından.)
Ama dediğim gibi; bizlerin inançları pek malzeme yapılmaz, önemli bilim adamlarınınki ise, başta din tüccarları olmak üzere bir çok dinci tarafından bir numaralı malzeme yapılır.
Bu adam bunların hepsini biliyordu, malzeme olacağını biliyordu, bunu bile bile yaptı. İnsanların düşünüp kafa yormak yerine hazır paket dinleri aldığını da bal gibi biliyordu. Din sektörüne en az onlarca milyar dolar kazandıracağını da biliyordu.
Her insanın fikirleri değişebilir ama 30 yıl aynı istikamette gidip, birden bire 180 derece yön değiştirip hurafelere doğru tam gaz yol alan birinin kötü niyetinden değil şüphe etmek, emin olmak lazımdır.
Neymiş efendim, bazı insanlar mucizevi bir şekilde ölmesi lazımken, ölmüyormuş. Bu yüzden de bir pandeist, bir agnostik, bir deist de olmamış, gitmiş hıristiyan olmuş. Mucizevi şekilde sağ kalanları 30 yıldır görmemiş mi? Yeni mi gözü görmüş bunları? Neyse, o milyon dolarlarını yiyedursun, pirincin taşını ayıklamak yine bize düşüyor.
Saygılar, sevgiler.