Silivri Cezaevi’nde devam eden ikinci Ergenekon davası yargıçlarına, sanık avukatlarından biri, eski Genelkurmay Başkanı emekli Org. Hilmi Özkök’ün tanık olarak dinlenmesi için dilekçeyle başvurmuş.

Özkök’ün tanıklığı pek çok açıdan yararlı olur.

Zira emekli generalin 3. iddianamedeki ifadesi

2007-2008’lerde darbe hazırlıklarının ortaya çıkmasından çok önce, 2004 yılında Sarıkız ve Ayışığı adı verilen iki darbe hazırlığını Başbakan’a duyurduğunu açığa çıkarıyor.


İddianamede; “… Özkök’ün TSK’nin temsilcisi olduğundan zaman zaman birçok konuda kendisine teklifler, endişeler, arzların geldiğini, bundan zaman zaman da müzakere ettiklerini, TSK’nin hassasiyeti olan konular iletildiği zaman doğrudan kamuoyu ile paylaşmak yerine bizzat Başbakan’a gidip, ‘Böyle endişeler var kaygılar var’ şeklinde ilettiği…” yazılı.

Özkök tanık olarak ifade verir veya sorgulanırsa; darbe hazırlıklarını Başbakan’a duyurmasındaki kimi bazı nedenleri de açıklayacaktır.

Ne diyebilir? Örneğin -elinde kanıtlayıcı herhangi bir belge olmadığı için- emrindeki komutanlar hakkında hukuksal işlem yapamadığını yine öne sürebilir; ancak Başbakanlık’a bağlı bir kurumun başında olduğu için darbe hazırlıklarını RTE’ye bildirdiğini söyleyebilir.

Tek taraflı yazmaya ve düşünmeye alışkın yandaş ve yalaka basın erbabı ile AKP kadroları; Özkök’ün davranışını demokrasiye bağlamaya devam edeceklerdir ama:

Bir başkomutanın emrindeki komutanların hazırlıklarını, askersel bünyelerde boşa çıkarmaya gayret edeceği yerde, sivil iktidara duyurmayı yeğlediği, örneğin bir zaman sonra -komutası altındaki kadrolarda gerekli tasfiyeyi yapmaktan neden kaçındığı- söylenmeye başlayacaktır.

Özkök sadece darbe hazırlıklarını duyuruyor. Başbakan’a bugünkü iktidarın fena halde bozulduğu, tam tersi görüşlere itibar ettiği örneğin laiklik, dinci hareketler, tarikatlar, bölücülük gibi konularda bünyedeki çalışmalara nedense değinmiyor.

***

Bugün gelinen noktada TSK’nin, ülkenin güvenliğinden başka herhangi bir soruna kafa yormaması -AB’nin söylemiyle askerin ülke sorunlarından elini çekmesi- görüşü ağırlık kazanıyor.

Tabii arada sapıtan “Türk askerinin şerefini, ülkemizin güvenliğini, Türkiye’nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu ‘kurumsal yapı’ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lazım” diyen profesör sıfatlı yalakalar da yok değil.

O zaman kısıtlı görev anlayışıyla hareket etmekten başka ülkenin hiçbir konusuyla ilgilenmeyen, düşünmeyen, konuşmayan robot bir ordu kurmanın yolları aranıyor, demektir.

***

Hilmi Özkök, şayet ifade verir, sorgulanırsa askerin ulusal kimi uğraşılarını açıklaması, Cumhuriyet kurulduğundan beri askerin üstlendiği görevlere açıklık getirmesi herhalde yararlı olacaktır.

Böylece Özkök, askerin bugün iddia ve tartışma konusu olan darbe hazırlıkları dışında; 4 yıl süren Başkomutanlık zamanında da, emrindeki birimlerin çeşitli konularda “endişe ve kaygılarıyla” ilgili bünyesel çalışmalar yaptığını, raporlar, öneriler hazırladığını açıklamış…

Zaman zaman Milli Güvenlik Kurulu’nun gizli toplantılarında da okunan ve üzerinde tartışılan konularda kamuoyunun bilgisinden gizlenen, ne ki TSK’nin görev bildiği çalışmalar yaptığını savunmuş olacaktır.

Örneğin laiklik karşıtı ve laik cumhuriyete karşı dinci ve tarikatçı hareketler -bölücülük-Kürt sorunu-dış politikadaki açılımlara karşı ülke güvenliğiyle ilgili önlemler gibi ulusal konular…

***

Bugünkü anlayış ve ulusun ordusuna karşı yöneltilen suçlamalar varılmak istenilen sonucu çağrıştırıyor: TSK’yi ülke sorunlarından soyutlamak!

Bu sonuca varmak isteniliyorsa… Özkök zamanında da işleyen, askerin sadece darbe hazırlıklarıyla değil… ülke sorunları üzerinde de çeşitli ulusal konularda yapacağı çalışmalar da engellenmelidir.

Yazılan çizilenlere göre istenilen budur. Amaç TSK’yi giderek ulusun ordusu değil… İktidarların ordusu konumuna getirmektir.

İnsanların ve hâlâ laik cumhuriyet dinamizmini yitirmeyen kurumların kafasına zincir vurmayı hedef alan böylesi gidişat; örneğin dinci eylemlere göz yumarak laik devletin kâğıt üzerinde kalmasını sağlamaya yönelik çabalara, bölünmeye, ayrışmaya meydanı boş bırakacaktır.

***

Ne yazık ki bugün TSK; tek sorunu darbe hazırlıkları yapmayı amaçlayan bir kurum gibi gösterilmeye çalışılıyor.

TSK ulusun ordusu ise; sadece darbe ocağı gibi gösterilmesine karşı çıkmak, ulusal sorunlardaki duyarlılığını anımsamak, anımsatmak gerekiyor.

Tanık olarak dinlenirse Hilmi Özkök’ün görevi de bu olmalıdır!


k