• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    hazan_ng adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-12-2005
    Mesajlar
    11,282
    Karizma Gücü
    9

    Video Eylül Travmalı Aşk


    yarım bir aşkın hikayesidir bu...
    yarım insanların
    yarım aşk hikayelerinden biri...

    okuyan herkes
    ucundan
    kıyısından anlar belki
    ama yalnızca
    eylül’de büyütülen çocuklar
    yüreklerinde duyar bu sesi...

    onlar ki/ bir çoğu
    düş bile kuramadan ağız dolusu
    yarım kalmış yarınlarına
    acıyı katık edip
    susturuldu...

    (umutla değil
    korkuyla
    omuz omuza değil
    yalnızlığıyla kol kola büyütülen
    o çocuklar
    şimdi yapışıp yakasına
    "çocukluğumuzu geri ver"
    deseler o doksanlık bunağa
    söyleyin/ buna hangi adalet itibar eder )

    neyse
    her neyse
    laf-ı güzafla kopmamalı hikayeden
    ola ki okuyucu merak eder ...

    ...

    işte o bahsi geçenlerden ikisinin yolu
    yolun yarısında bir zamanda kavuştu
    birbirlerinin gözlerinde
    kayıp çocukluklarını görünce
    bu iki düş yorgunu
    uyutup zamanı
    ve kapının ardında bırakıp dünyayı
    ışığa koştu...


    kapanmıştı perde
    seyrici yoktu...
    bir cigaranın ucunda yakıp
    bildik tüm replikleri
    geçmişten gelen
    ve yarına yüklenen
    ne varsa soyundu

    artık ikisi de
    tank gölgelerinden saklanmış
    oyunları yarım kalmış
    iki çocuktu..

    dünyadan gider gibi
    gerçeği keşfeder gibi
    sanki tanrı eliyle
    ikiden bir olup
    kendilerini yeniden buldu...
    ...

    güneş bir daha doğdu
    battı
    zaman ilk kez bu kadar sabırlıydı...


    lakin
    dünya yeniden zorlayınca kapıları
    bütün yanlışlar
    bir
    bir ortalığa saçıldı...

    gerçeğin başrolünde oynayanlar
    şimdi yasak bir aşkın
    iki figüranıydı

    "ne kadar çok yanlış varmış
    en doğruyu öteleyen
    ne çok şey öğrenmişiz
    bizi bizden eden"
    diye mırıldandı kadın
    gözlerinde tereddütü görünce adamın...

    "makul ol derdi che "
    diyerek gülümsedi
    gözlerini boşluğa dikip
    "imkansız" diyene...

    (asgari müştereklerde birleşen
    mantıklı çiftlerin
    aşıklar adını aldığı bu dünyada
    yer yoktu elbet / sahici aşklara..)


    ve sonrası...

    sonrası hep vedaydı
    her buluşma tüketmek
    hep tüketmek adınaydı


    birden soyundukları her şeyi
    tenlerine bata bata giyiyorlardı
    tek
    tek
    her seferinde bir gömlek daha
    aşka bir uzak daha diyerek...

    gel-gitlerde boğuldukça
    ve soluksuz kaldıkça koşuyordu kadın
    yaşananları dil ile inkar
    göz ile ikrar eden
    ve her uyku sanrısında
    "sakın gitme" diye sayıklayana...

    yine böyle bir akşamda
    demledikleri geceyi içerken
    sessizliğin kucağında oturan adama
    "bize tanrı eli değmişti
    gözlerin gidince benden
    o da elini çekti" dedi


    "senin haberin yok mu
    tanrı çoktan öldü" derken
    donuk gözlerini boşluğa dikerek
    cigarasından derin bir nefes çekti

    genzinden dökülen kelimeler
    erimiş kurşun gibiydi...


    "eylül’dü
    çocuktum
    hakiydi her yer
    kocaman oyuncaklar gibiydi
    sokakları arşınlayan
    tanklar
    paletler

    bir gece kapıyı kırar gibi giren
    üç beş asker
    darmadağın edip tüm kitapları
    babamı sürükleyerek götürdüler...

    giderken öyle bakmıştı ki gözlerime
    bir daha bakamadım hiç kimseye
    izleri benden silinmesin diye

    annem yığılırken sedire
    koşup yanına
    hırıltıyla inip kalkan göğsüne
    başımı dayadım korkuyla

    yolar gibi okşarken saçlarımı
    "su" dedi
    bu uzunca sessizlikten önce
    son kelimesiydi

    "üzülme anne" dedim suyu uzatırken
    "allah baba’ya dua ederim
    yarın babamı gönderir eve..."

    ninemin ezberlettiği tüm surelerle
    sabaha kadar dua ettim o gece
    "çocuğun duası kabul olur" derdi ninem
    emindim döneceğine

    - acıyla baktı adam
    ve mırıldanarak devam etti ardından-

    gözüm hep kapıda
    babamı bekliyordum
    atlamak için boynuna

    o gün dönmedi
    ertesi gün de...
    dilimde dua
    dua
    hep dua
    allah baba uyuyordu galiba

    kimse gelmiyordu...
    her sabah azalan
    haber alma umuduyla çıkıp
    her akşam omuzları biraz daha çöken
    ve sanki her geçen gün
    biraz daha küçülen annemden başka...

    çocuk aklı işte
    günahlarımı tek tek hatırlayıp
    telafi etmiştim laf aramızda

    mesela/ şeytana uyup aşırdığım
    melek sakızının parasını
    bakkal amca’ya
    sonra hileyle üttüğüm gazoz kapaklarını
    bizim şişko rıza’ya
    hatta inanmazsın
    iki yumruk bile attırdım
    bir kavgada tepelediğim
    arka mahallenin haylaz çocuğuna...

    olmadı
    o
    beni duymadı
    ...

    o akşam annemin gözleri başkaydı
    artık ağlamıyordu
    toplayıp tespihi
    seccadeyi
    sandığa kaldırıyordu

    anladım ki allah baba hastalanmıştı
    ve artık namaza gerek kalmamıştı
    demek
    dualarım
    bundan kabul olmamıştı

    ne yalan söyleyeyim
    sevinmiştim içten içten
    öyle ya benim suçum yoktu...



    o kış
    kömür bitmesin diye
    sobayı nadiren yakarak
    o güzel kahvaltılardan sonra
    zeytin ekmeğe kalarak
    bekledik
    genelde yorgan altında
    ve hep susarak

    ...

    bir uğultuyla uyandım o sabah
    sıcak yatağımdan çıkmaya üşenerek
    sesleri ayırdetmeye çalıştım tek tek
    tuhaf /sanki bütün mahalle tastamam bizde toplanmıştı
    hatta babamla kavgalı yobaz hayri bile ordaydı

    salona gitmek için
    mutfağın önünden geçerken
    ocakta kocaman bir tencereyi karıştıran
    dul satı teyzeye yakalandım
    acıyarak baktı yüzüme
    "vah zavallı yetim" derken
    bu yetim’in iyi bir şey olmadığını
    bakışından anladım

    salonun kapısında
    vah vah tüh tüh sesleriyle karşılandım


    "ahh ahmet ahh
    anarşik olacak ne vardı
    bak olan evladına oldu" diye dövündü
    bizim hasan amca
    diğerleri de vah vah sesleriyle katıldı ona

    "o bir vatanseverdi" diye gürledi
    annemin aylardır duymadığım sesi
    "herkes için
    aylardır kapımı çalmadığınız sizler için
    adil bir dünya istedi"
    ne zamandır ilk kez omuzları kalkmış
    ayakta ve dimdikti...


    "koskoca paşa yalan mı diyecek
    gavur uruslara peşkeş çekeceğlermiş işte
    allah ırazı olsun dinimizi kurtardı
    senin ahmet de öldüğüynen kaldı"

    bütün mahalleli uğultuyla onaylayarak
    ve başlarıyla alkışlayarak
    teyid ederken hacı hayri efendiyi
    benim gözlerimden yağmur gibi yaşlar indi

    hepsi
    babama ağladığımı zannetti
    elbet içinde ona dair yaşlarım da vardı
    lakin
    o bir gün zaten ölecekti
    ben
    hiç ölmeyecek bildiğim
    allah baba’ya ağlıyordum
    ...


    kalabalık yavaş yavaş dağılırken
    makedon emine teyze’nin fısıltısını duydum
    "çok dövmüşler bunları yazık
    hatta tırnaklarını bilem çekmişler tek tek
    aman aman evlerden ırak"

    "az bile yapmışlar
    bu dinsizlere müstehak"
    dedi hacı efendi tıslayarak
    ve kırçıllı çember sakalını
    şefkatle sıvazlayarak...


    "kız fatma" diye kikirdedi bahçede
    mahmut amca’nın karısı fikriye
    "senin tahsin yine içerde
    bu kez gaspten girmiş
    bizim bey öyle kolayına çıkamaz diyor
    en az beş sene"

    "sorma ablaaa" diye sızlandı fatma
    kocaman karnını okşayarak
    şikayetlerini geri alacaklar
    tahsin’imi bebeme bağışladılar
    inşallah artık uslanacak
    yemin etti
    kuran’a el basacak


    "aman aman aklında olsun" dedi
    makedon emine teyze
    "bozarsa yine yeminini
    çarpılmamak için
    tövbe edin kafasında ekmek kırarak"

    "öyle öyle
    ben de öyle duydum" dedi
    fikriye abla’nın uzaklaşan sesi...

    -bir rakı koydu kendine adam
    kısa bir sessizliğin ardından-

    "anlayacağın" dedi iç çekerek
    "acımızı bize terkediyor elalem
    daha eşikteyken paspasa silip
    ayağında kalanı
    koluna takıp gidiyor
    kendi hayatını

    sonrası yok...
    sonrasında hayat
    hep teferruat

    demem o ki
    gözlerime göz diken kadın
    etme
    onları elleme

    bu kez olmaz
    izin veremem
    hiç kimsenin o eşikten geçmesine
    ve çekip gitmesine
    kalanı kapı ağzında sıyırarak
    ve acısını bana bırakarak

    hele ki ölü bir tanrı eli
    değemez hiçbir yerime"

    "tuhaf" dedi
    gözlerini kaçırarak

    "ben de/ işsiz babamdan yediği dayaktan
    ve yoksulluktan bunalan
    annemi beklemiştim aynı dönemde...

    eteklerine yapışmıştım ağlayarak
    "babana bakacaksın
    büyüdün artık sen" diyordu beni iterken
    ve kucağında kardeşimle çekip giderken

    çok kanamıştı dizlerim
    koşup oynarken
    ama bu kez başka türlü acıyordu
    kalkamadım/ düştüğüm yerden

    ve bir daha hiç kimseye
    kal diyemedim gitmeye yeltenirken


    uzaklaşan topuk sesleri
    yüreğimi eziyordu
    kafamda bitlerimi ayıklayan
    sıcacık kucağım gidiyordu


    günlerce
    pencere önünde
    bekledim...
    gözlerimi yumup
    "allahım lütfen o olsun dedim
    şimdi köşeyi dönen..."
    yaklaşan her topuk sesinde
    yüreğim elimde
    soluk soluğa koştum pencereye

    çok dua ettim ben de...
    tam umudu kesip
    yüreğimi gömmüşken
    bir sabah çıkageldi...
    ama artık
    bir yanım hep eksikti
    bir daha sarılamadım eskisi gibi

    gidebilen yine giderdi...


    şimdi
    yaralarımızı gösterdik ya birbirimize
    artık ya dost oluruz
    ya düşman" diyerek
    tütününden derin bir nefes çekti
    cümleyi dumanıyla saklamak ister gibiydi...

    birbirlerine son kez
    yakın baktılar
    ve sımsıkı sarılıp uyudular
    ...

    o günden sonra hep
    birbirine yakalanmadan
    gözucu kaçamak bakıştılar...
    film üzerine film izleyip
    başka hayatlara kaçtılar
    ruhlarını kalkanlara sıkı sıkı sarıp
    hep sustular...

    hasılı
    ne dost oldular
    ne düşman
    ama bir daha aşk da olamadılar

    -günler
    zemheriye durmuş sonbahar gibi
    güneşten ağır ağır koparak düştüler
    onlar da artık
    birbirine dokunamayan birer düş’tüler-

    bu böyle sürüp gitti
    o sabah kadının gördüğü
    saç tokasına kadar...

    düşlerin ortasına hakikat
    siyah
    lastik
    çengelli
    bir saç tokasıyla
    balyoz gibi indi...

    bir sigara içimlik tereddütten sonra
    çıkarıp kağıdı kalemi
    "daha kolaydı elbet
    bir göze bakmaktansa
    bütün gözlere bakıyormuş gibi yapmak
    bir bedende kendine varmaktansa
    başka başka bedenlere kaçmak
    olsun varsın
    ben çocukluğumu sana bırakıyorum
    biz birbirimizi bulamasak da
    onlar buluştular
    kendine ve emanetlerine
    iyi bak " diye yazdı
    sonuna üç nokta koyarak
    ...

    ramak kalıp ertelendikçe acıtan
    yasak diye düşlenirken dişlenen
    efkar
    ve hüzün adına
    yaşanan ne varsa
    hepsini aldı yanına...

    ve kapı ağzında sıyırmadı
    ayağında kalanları da

    ...



    yine sel felaketi bekliyordu
    haber bültenleri
    "beni de alıp götürür müsün"
    dedi gök gürültüsüne/ yalvararak...




    Alıntı


    "-Bir gün, başımı omzuna dayayıp, uyumak isterdim" dedi kadın
    "-Ya bir daha uyanamazsan?" dedi adam
    "-İşte mutluluk bu olsa gerek" dedi kadın...


    ...
    ..
    .
    ÖzgüRuh (H.N.G)

  2. #2
    Turk_Perisi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-07-2008
    Mesajlar
    4,262
    Karizma Gücü
    4
    "üzülme anne" dedim suyu uzatırken
    "allah baba’ya dua ederim
    yarın babamı gönderir eve..."
    Değil yarın bir ömür göndermeyeceğini
    Değil Eve Rüyasına bile gelmeyeceğini kestirememiş olsa gerek

    teşekkürler hazanım
    ~~уαяєη~~

    TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

    Ne Mutlu Türküm Diyene

    "BABA"
    Öyle bir yara ki kaLbimde ağlasam KANIYOR, gülsem ACIYOR

  3. #3
    hazan_ng adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-12-2005
    Mesajlar
    11,282
    Karizma Gücü
    9
    Rica ederim Pericim,
    yüreğini acıttıysa bu satırlar affola.

    Bazen hayallerle aldanmalı insan malesef,
    elden, yürekten gelen her çaba boş kalabiliyor zira.

    : (
    "-Bir gün, başımı omzuna dayayıp, uyumak isterdim" dedi kadın
    "-Ya bir daha uyanamazsan?" dedi adam
    "-İşte mutluluk bu olsa gerek" dedi kadın...


    ...
    ..
    .
    ÖzgüRuh (H.N.G)

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. '11 Eylül de; 12 Eylül de ABD’nin işi'
    SİYASET ve POLİTİKA ARENASI bölümünde gdsnsnsnsnsns tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 14.09.11, 16:49
  2. 11 eylül
    Dün-Bugün-Yarın & Ne Zaman? bölümünde sakarsirin tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 24.02.05, 00:32
  3. 11 Eylül
    2003 - 2004 Konuları bölümünde genius-xl tarafından açılmış
    Yanıt: 22
    Son Mesaj: 23.09.04, 08:39

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •