Adli Tıp Kurumu, bu ülkede yaşayan sıradan bir vatandaş olarak benim için, “Allah muhtaç etmesin, ama yokluğunu da göstermesin” dediğim kurumların başında gelir...
Çünkü alanlarında uzmanlaşmış bilim insanlarının verecekleri raporların, “adalet”i sağlayacağına inanırım.
Ama...
Üç gündür; kafamın içi allak bullak...
Durup dururken, “Allah beni, yakınlarımı ve tüm dürüst insanları Adli Tıp’a muhtaç etmesin” diye dua ediyorum!
***
Bendeki bu güven kaybının nedeni, Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce’nin hafta içinde NTV’de söylediği sözler...
Beyefendi, kansere yakalanan hükümlü Güler Zere’nin sağlık durumuyla ilgili raporun geciktiği iddialarına yanıt verdi...
Ama öyle şeyler söyledi ki; onu dinlerken, bir doktordan çok “savcı”yı dinlediğim izlenimine kapıldım!
***
Bu Kurum’un, Güler Zere olayında yapacağı iş basit:
Hasta mı, değil mi?
Hastaysa; bu hastalık, cezasını çekmesine engel oluşturacak düzeye ulaştı mı?
Ama Başkan Bey, bu konulara girmedi ve aynen şunları söyledi:
“Biz Adli Tıp olarak, hastanın yararı kadar, toplumun bazı kesimlerinin de düşüncelerini düşünmek zorundayız...”
***
Adli Tıp’ın yaptığı iş, pozitif biliminin alanına girer...
Oysa Başkan Bey; pozitif bilimi unutmuş, “toplumun bazı kesimlerinin düşüncelerini” önemsemeye başlamış...
Ve bunu o kadar doğal saymaya başlamış ki, kurumunun verdiği kararların, toplumsal tepkilere göre değişebildiğini itiraf ediyor!
***
Bu sözler, Hipokrat Yemini’ne aykırıdır...
Başkan Bey’in kendisini “doktor” olarak görmekten uzaklaştığını, “kamuoyu yapıcılığına” yani “siyasete” soyunduğunu gösterir...
Ben bu saatten sonra, sıradan bir vatandaş olarak:
Ne yapılan otopsilere...
Ne mahkeme kararlarını etkileyen raporlara...
Ne ıslak-kuru imza incelemelerine...
Ne de “tacize uğrayan küçük kızların ruh sağlığının bozulup bozulmadığını” belirleyen heyet soruşturmalarına inanırım!
Her rapordan sonra, “Acaba Adli Tıp yine ’toplumun bazı kesimleri’nin düşüncelerine göre mi rapor verdi” diye düşünürüm...
Oysa Adli Tıp Kurumu; en az mahkemeler kadar güvenmemiz ve saygı duymamız gereken bir kurum olmalı...
Çünkü; kaderimiz, bu kurumda çalışan bilim insanlarının elinde...
***
Kişilerin yaptığı hataların, kurumlara duyulan güveni azalttığı durumlarda...
O kişilere düşen görev, istifa etmektir...
Bu nedenle Adli Tıp Kurumu Başkanı, bugünden tezi yok istifa etmeli ve siyasete atılmalıdır!
GÜNÜN SORUSU
Sorum Adli Tıp Kurumu Başkanı’na...
“Meçhul asker”in gönderdiği “İrticayla Mücadele Belgesi” yle ilgili son kararınızı da “toplumun bazı kesimlerinin ne düşüneceği” kaygısıyla mı aldınız? Öyleyse; “o kesimler” hangi kesimlerdir?
Yunanistan Başbakanı’na ‘terör kampları’ sorulacak mı?
Geride bıraktığımız haftanın en önemli gelişmelerinden birisi de, komşumuz Yunanistan’la ilişkilerde atılan “iyi niyetli” adımdı...
“En büyük devlet büyüğü”, Yunanistan Başbakanı’na bir mektup gönderdi ve iki ülke arasındaki sorunların çözülmesi için ilgili bakanlara yetki verilmesini önerdi.
Yunanistan Başbakanı da, bu yazılı çağrıya hemen yanıt verdi ve “Varız” dedi.
***
Yunanistan ve Avrupa Birliği’nin diğer ülkeleri Türkiye’yi her fırsatta eleştirirler ama; bir konuyu unuturlar... Türkiye’de, gerek Yunanistan’ı hedef alan, gerekse başka ülkeleri bölüp parçalamak için kurulan bir tane bile terör örgütü faaliyet gösteremez...
Hele hele bu terör örgütlerinin şefleri, “kamp, mamp” kurmayı, rüyalarında bile göremezler...
Ama Yunanistan’daki sözde “mülteci kampları”nda Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen teröristler, “canlı bombalar” barındırılır ve yetiştirilir...
Hem de yıllardır!
Örnek istiyorsanız; meşhur Lavrion kampı...
Bu kamp; hem de dünyanın gözü önünde, PKK’lı teröristlerin “gerilla eğitimi” gördükleri bir “eğitim üssü” haline gelmiştir...
***
Bu bilgi notlarından sonra; sorulması gereken soru belli:
Devlet büyüklerimiz, Yunan meslektaşlarıyla “barış”ı konuşurken, acaba bu kampları da gündeme getirecekler mi?
http://haber.gazetevatan.com/haberde...ryid=4&wid=102


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla