Demokrasinin olmazsa olmazı “hukuk”tur. Adaletin terazisi şaşmışsa, o ülkede demokrasiden bahsedilemez. Adaletin olmadığı bir ülkede anarşi olur, diktatörlük olur.
TİB Başbakan’a bağlı değil mi? Demokratik bir ülkede, böyle bir kurum direk Başbakan’a bağlı olur mu? İlk yanlışlık zaten burada başlıyor. TİB özerk olmalı.
TİB’in başkanı çıkmış “Başbakanı 6 yıl dinlediler, niye bunu kimse sormuyor” diye Başbakan'ını savunuyor. Verdiği bu bilgi de gazete küpürlerinden alınmış(!).. Bu zat birde savcı olacak… Ağzından çıkanı kulağı duymuyor, verdiği bilginin gazete küpüründen başka delili yok(!).. Başbakan'ının Başkanı… Zat-ı Muhterem(!) kendini RTE’nin özel memuru sanıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir memuru olduğundan ve 72 milyon insana karşı sorumlu olduğundan bihaber. RTE ve ekibinin ülkeyi getirdiği noktayı görüyor musunuz?
Ayrıca Başbakanınız dinlendi ise gereğini yapsın. Aciz, yetkisiz bir insan mı? Duyan da, özel konuşmaları dinlenmiş “Ergenekon Yalan Rüzgarı Dizisi” sanıklarından biri zanneder.
Böyle bir kepazelik, “gerçek demokrasi ile yönetilen” hangi ülkede olursa olsun, Başbakan, İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı’nın istifasıyla sonuçlanır. Demokratik bir ülkede hiçbir sorumlu; böyle bir kepazeliğin üzerinde oturamaz.
Kepazelik ülkemizde sıradan hale geldiği için, sorumlulardan istifa etmelerini istemek, ütopik bir istek olur.
Bu kargaşa da gözden kaçan bir durum var, artık bu konuyu göz ardı edemeyiz.
Başbakan’ın geçmiş söylemlerine bir bakın. Mesela Aydın Doğan’ı tehdit ederken ne diyordu? “Bizde bildiklerimizi söylersek” diyordu değil mi? Bir Başbakan bu tür bir konuşma yapabilir mi? Bu konuşmada şantaj var. O zaman bu konuyu yazmış, şantajla devlet yönetilir mi diye sormuştum. Bir Başbakan suç unsuru teşkil eden bir bilgiye sahip ve bu konuda suç ihbarı yapmıyorsa, suçluyu koruyarak suç işlemiş olmaz mı? Ya da sahip olduğunuz bilgiyi, “şantaj amaçlı mı saklıyorsunuz” diye sorulmaz mı?
Kimse kusura bakmasın ama, bu saatten sonra en şaibeli buluşmalardan biri, Dolmabahçe mutabakatı diye bilinen Büyükanıt, Erdoğan buluşmasıdır! Zaten Başbakan, “siz açıklarsanız ben de açıklarım” diye aba altından sopa göstermemiş miydi? Bu açıklama sonunda Büyükanıt; ” bu sır benimle mezara girecek” dememiş miydi?
Herkesin dinlenebildiğ i, dinlenirken ahlaki hiçbir kurala riayet edilmediği bir ülkede adama sorarlar:
“Edinilen bu bilgiler şantaj yapmak için kullanıldı mı?“
Her ay ekonomik verileri yayınlayan ATO Başkanı Sinan Aygün nerede? Niçin sustu? Bu derin sessizliğini sadece “Ergenekon Yalan Rüzgarı Dizisi”ne bağlamak mümkün mü?
Değerli okur, bir insanı susturmak için sadece suç unsuru olan bir eylemde bulunmuş olması gerekmez. Bazen aile onurunu ilgilendiren özel bir bilginin başkalarının eline geçmiş olması bile sizi susturmaya yeter.
Müfettişlik yapan bir vatandaşımızla sohbet ederken bana şunu söyledi:
“Eğer benim telefon konuşmalarımı verseler ben susarım. Siz bayanlar bilmezsiniz, biz erkekler geyik yaparken açık-saçık şeyler konuşuruz. Benim eşim var, 17 yaşında bir kız evladım var. Konuşmalarım yayınlansa, artık onların yüzüne bile bakamam.”
İşte olay bu kadar basit…
Yargının düştüğü bu halden sonra artık hiçbir kararın güvenilirliği kalmamıştır! Bu saatten sonra “İrticanın odağı” olduğu yargı kararı ile tescillenen bir partinin niye kapatılmadığı da sorgulanacaktı r! O karar öncesi de acaba birilerine şantaj mı yapıldı?
AKP yargıyı savunma durumuna düşürürken, aslında kendi varlığını da hukuk zemininde sorgulatır durumuna getirmiştir!
Adını adaletle başlatan parti, adaleti kör hale getirmiştir! Artık bu ülkede Adalet ağlıyor. AKP bu saatten sonra “Adaleti Kayık Parti” dir!
Gün gelir kendi adaletinizle yargılanırsınız.
Dindarım Diyenlerin Dinle İmtihanı
Evrenin, Allah’ın bir kuralı vardır. Bir inancı iddia ettiğiniz zaman, iddianızla imtihan olursunuz. AKP’nin iktidar olmasıyla, dindarım iddiasında olanlar da aslında imtihan oldu.
Deniz Feneri davası, Hüseyin Üzmez olayı, Yimpaş, Poaş bunlardan birkaçı…
Muhafazakar geçinen medya mensuplarının ezici çoğunluğu, bırakın bu kepazelikleri eleştirmeyi, görmediler bile. Bazıları Üzmez konusunda “ilaç içirildi” gibi acınası savunma bile yaptılar.
Ergenekon davasında yalan, iftira dolu birçok haber yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar.
Bu adamlar AKP’nin yaptığı bunca şaibeli işin binde birini başka bir parti yapsaydı, taşlanarak öldürülmelerine, asılmalarına bile fetva verirdi.
Biliyor musunuz, YALAN söylemek İslamiyet’te çok tehlikelidir. Bunların tanımadığı gerçek din alimi “yalan imanı götürür” der. Deve kuşu gibi kafasını kuma sokup, türban ile kapayanlar, arkalarının her gün biraz daha açıldığını görmüyor.
Bir uyarım var, bu uyarımı lütfen not edin.
Küresel güçler bir projeyi yürütürken tek bir şey elde etmez. Türkiye’de İslamiyet hedef haline getiriliyor. Bunu da “dini öne çıkaran(!)” bir parti ile yapıyorlar.
Hiçbir inancı, düşünceyi, zıttı ile yok edemez, değiştiremezsiniz. Unutmayın, “mantara kurt kökünden düşer.”
AKP ile yolsuzluk Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar yayıldı mı? Yayıldı. Bir kesim birdenbire hızla zenginleşti mi? Zenginleşti. Bu insanların vergi sıralamasında adları var mı? Yok. Kırk defa yalanları deşifre oldu mu? Oldu.
Gelelim can alıcı konuya:
12 Eylül öncesi sol ve ülkücü gençlik en önemli iki aktördü. Sonra ne oldu? İki grup da aynı odaklar tarafından kullanıldığını anladı. Bir nesil yok edildi. 12 Eylül’den zarar görmeden geriye kalan tek grup kim? Tarikat, cemaat mensupları ve Erbakan gençliği… Bu grup 12 Eylül’ün işkence ve operasyonları ndan geçmediği için, rahatça büyüyüp, günümüzün aktörleri haline geldi. Şımarık, sonradan görme, hukuk tanımaz halleri, ülkenin diğer kesiminde öyle bir nefret uyandırdı ki, bu nefret gelecekte dini bir iddia ile kim yola çıksa, ona yöneltilecektir.
Bu hırsızlık, yolsuzluk, ahlaksızlıkları n faturasını inanın, inanıyorum deyip de suskun kalan her birey ödeyecektir! Bugün topluca katlettiğiniz hukuk, o gün hepinize lazım olacak. Cehennemin taşları döşenirken seyreden, susan her muhafazakar, aslında o taşları kendisi için döşediğini geç de olsa anlayacak ama o gün şikayet edeceği bir merci bulabilecek mi, bilmiyorum.
Geçmişi bilen her aklı başında birey bu gidişin sonunu görür.
AKP ve AKP’nin başı; ABD ve AB, küresel derin güçlerle iş birliği yaptı mı? Yaptı. Irak savaşı öncesi Bush "bu savaş bir Haçlı savaşıdır” dediği halde, ABD’ye RTE ve partisi şartsız bir şekilde havaalanlarımı zı açtı mı? Açtı.
Nedir Haçlı Savaşı? Kilisenin organize ettiği, Anadoludan Türk Devletiyle birlikte İslamiyet’i de yok etmek için açılan bir savaştı. Öyle ki, kilise Türk eti yemeyi mübah kılan fetva bile vermişti. Soğuk savaş sonrası ABD derin güçleri yönlerini Ortadoğu’ya çevirdi ve yeni düşman olarak İslam’ı seçti. Bu düşmanı vicdanlarda meşru kılmak için de “İslami terör” diye bir kavram uydurdu.
Anlaşılan o ki, çayın taşı ile çayın kuşunu vurmak için de RTE ve ekibini seçti.
Küresel eşkıya, makam ve iktidar hırsından gözü kararan bu ekibi, sonuna kadar kullanmaya devam edecektir. İşi bittiği zaman da, iki kazanımı olacaktır!
1-Bütün istediklerini almış olacaklar.
2-İşi bittiği zaman sadece kullandığı piyonlar değil, bu piyonların kullandığı bütün kavramlar da saygınlığını yitirmiş olacak.
Tam bir Haçlı operasyonu değil mi?
AKP gittiğinde, bütün yolsuzlukları n, işbirlikçiliğin, hukuksuzluğun faturası din söyleminde bulunan tüm AKP’lilere ve susan her muhafazakar oluşuma çıkarılacaktır.
Bu imtihandan yüzünün akı ile çıkan birkaç İslamcı yazar, bir de BTP ile BTP yazarları dışında çıkan olmadı.
Yandaşlık çıkarlarını; dini emirlerin üzerinde tutan herkes bu sınavı kaybetti. İnandırıcılığını kaybetti.
Resmin bütününü gören, cehennemin taşları kimin için döşeniyor, görecektir!
Çifte vatandaş olanlar, kaşarlı maaşlı ajanlar mı? Onlar hep yırtmıştır. Sırıtarak “pardon, yanılmışım” der, sıyırırlar. Hep öyle olmadı mı?
http://www.internetajans.com/default...id=18&aid=2704


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla