De bana, yağmur hangi dilde yağar? Yeryüzünün bitki kızlarına kim su emdirir? Kaç derecedir pişman bir kalbin ortasında yanan ateş?
Toros dağlarında doğan Yörük kızının ilk feryadını kim işitir? Kimdir, annesinin kalbinde şefkat, göğsünde süt pınarı akıtan? Yılan niçin yutmaz yavrularını?
Söyle bana, dağ, deniz, ova nasıl sığıyor kafana? Hayalindeki dünyayı hangi gözünle görüyorsun?
Yağmur damlasının bomba tesiriyle titreyen gül nasıl kanar?
De bana, bir odunu yararak dünyaya gözlerini açan çiçekler için ispinoz kuşu hangi şarkıyı söyler? Mavi göklerde yürüyen bulutlar sana ne düşündürür?
Gece gökler var simsiyah, yüzünde yıldızlar gezer. Gündüz denizler var masmavi, içinde canlı gemiler yüzer.
Denize bakmaz mısın, baktınsa görmez misin? O dalgalı mavi perdenin arkasında olanı aklına getirmez misin?
Gözlerini asfalta dikerek yürürken görüyorum seni, başını kaldırıp da bakmıyorsun semaya. Sen bakarsan o da bakacak yıldız gözüyle, gülümseyecek ay yüzüyle.
Hayret makamına yüksel de bak, neler var cihanda? Gazetelere bedel şu âlemin sayfalarını oku da gör ne haberler var ötelerden?
Ne cevherler gizli sende ama işletmiyorsun. Ülfet etmiş alışmışsın, biliyorum sanıyorsun, düşünmüyorsun bile.
Ağzına bak, bir kelime fabrikası o. Sesleri kalıplara koyup uçuruyorsun havaya kuşlar gibi. Kelimelerin kanat çırpıyor hava âleminde, kulaklara konuyor, akıllara, gönüllere giriyor.
Bu kuşlar mana taşıyor, sevgi, korku, kaygı, neşe, müjde götürüyor. Gönülden gönle postacılık ediyor. Her konuşmanda besteler yapıyorsun. Ses sistemin de bir saza benzemiyor mu?
Beden bir saray, içinde efendi oturur, göz penceresinden bakar dünyaya. Sen de gör!
Etrafın harikalarla dolu... Uçak, sinekten utanıyor. Tren, kırkayaktan hayâ ediyor. Vapur, balinaya hayran. Robot, insana öykünüyor.
Hayretle bakmazsan, tavuk sadece tavuktur, bakarsan yumurta makinesi olur. Şu melek huylu koyun yalnız koyundur gözünde, görmek için bakınca bir süt fabrikası oluverir.
Bakarsan fark edersin güneşin hiç sönmeyen bir lâmba ve soba olduğunu. “Dünyanın ilk takvimi ay imiş meğer” dersin.
Ah alışkanlık! Nice harikaları sen perdeledin. İnsanı sen mahrum ettin hikmetten. Oysa düşünmek hayretle başlar.


ÖMER SEVİNÇGÜL