"Taraf" gazetesini ve onun, adına "Tarafçı" denilen okuyucu kitlesini bilmeyeniniz yok sanırım; "Taraf", kendince, nam-ı diğer "tek demokrat/özgürlükçü" gazete, ya da diğer "demokrat/özgürlükçü" gazeteleri karalamamak adına ve "Taraf"ın bu kendince nam-ı diğerliği, kendisinin bile abartılı bulup inkâr etmesi ihtimaline karşı, "tek değil ama "en" demokrat/özgürlükçü gazete; zira "Taraf"ın tarafı, belirli bir köşe/köşelilikten ziyade, adeta bir "top" misali, köşesizliğe/yuvarlaklığa karşılık gelmekte: "anything goes", yani Türkçe mealiyle "her şey uyar" gibi, öyle "liberal" filanla karşılanamayacak, olsa olsa "devasa/ultra-liberal" adıyla karşılanabilecek bir mantıkla hareket eden bir taraf olup, yalnız bu "her şey uyar"lığın tek istisnası olarak da, daha doğru şekilde ve başta yapmış olduğumuz "yuvarlak/top-gazete" benzetmesi ile devam edersek, adeta topu şişiren "hava" niteliğindeki ve kendilerinin adına resmi ideoloji/Kemalizm dedikleri -ki özellikle bu "Kemalizm" dedikleri "şey" neyse-, soyutuyla-somutuyla bir bütün olan, ancak bu bütünün en cengâveri olarak da "asker"in sürekli/bıkmadan-usanmadan öne çıkarıldığı bir anti-demokratik/anti-özgürlükçü yönetici grubun “karşı-taraf”ı olarak konumlanmaktadır.
Yani,“Taraf”ın adına “resmi ideoloji” dediği şeyin başka nelere tekabül ettiğini tam olarak anlayamasak da, onun, “Taraf”a hava basan bir “pompa” işlevi gördüğünü biliyoruz. Şayet siz de bir Türk vatandaşı iseniz ve bu gayri-demokratik tahakkümün altında eziliyor/kan ağlıyorsanız, ya da ezilip kan ağlamanız dışında, mevcut yönetime "karşı" olmanın bir tarafından da siz tutmuş iseniz; mesela, "Kürtçü"yseniz, "İrticacı"ysanız ya da bunlar olmasanız dahi, "ya kardeşim gıcık alıyorum bu Atatürk ve onun kurduğu cumhuriyetten" diyorsanız, mutlaka her gün bir adet "demos'un krakeri”nden tatmalısınız; lakin dikkat edin, bağımlılık yapmakla beraber, insanı zannettiğinden çok daha farklı diyarlara postalıyor. "Nasıl mı", acele etmeyin anlatalım.
“Kürtçü”lük üzerinden gidelim ki, hem gündeme şerh düşmüş olalım, hem de “Taraf”ın neyden/kimden taraf olduğunu izah edelim: “Taraf” için “Kürtçü”ler, ki burada “Kürtçü” kelimesinden sadece “Kürtçü”lük yapan “Kürt”leri değil, “Kürtçü”lük yapan her etnik kimliği kastettiğimizi de hatırlatarak, adeta “resmi ideoloji” dedikleri şeye karşı bir ajitasyon malzemesi, diğer bir deyişle, krakerin alıcısını en çok artıran baharatlarından biri; bu nedenledir ki “Taraf”ta her Allah’ın günü mutlaka ama mutlaka bir “Kürtçü”lük yazısı bulabilmeniz mümkün: Bu yazılar, kimi zaman “Kürtçü” olmayan herkesi adeta yerden yere vurur, kimi zaman da “Kürtçü”lerin garibanlığını/ezikliğini ağlamaklı bir dille anlatır. Bakın işte, size iki yazı tipine de misal:
[1]: [Tarih:1 Aralık 2009, Salı/Yazı: ‘Medya İronik’ Adlı Köşede, Alper Görmüş’ün Yazısı: İzmir Dellenmesi ve ‘Biz Kardeşiz’ Edebiyatı] “Bir “şefkat kardeşliği”ne ne eşitlik zerk etmeye kalkarsanız, istisnalar hariç karşılaşacağınız şey, şefkatin azalmasıdır. Çünkü şefkat, eşitsizliğin tarlasında boy atan bir duygudur ve yönü kuvvetliden zayıfa doğrudur. Bence İzmirli taşçılar, “Kardeştik, ‘açılım’ bizi bozdu” derken, “Beni, eşitim görmediğim fakat sevip şefkat duyduğum Kürt kardeşimle eşit kılarsanız, ona olan sevgim ve şefkatim azalır” demiş oluyorlar. İzmirliler, Kürtleri Türklerle eşit kılmayı hedefleyen politikalar söz konusu olduğunda neden zona çıkardıklarını irdelemedikleri sürece, “Kürt kardeşleriyle” aralarına “eşitlik mikrobu” sokan ve böylece onlara karşı şefkatlerinin azalması sonucunu doğuran “açılım” sürecini lanetlemeye devam edecekler.”
Kürtleri, “şefkat” kelimesi ile ezik/gariban konumuna indirgeyen bir yorum; neyse, hızımızı kesmeden devam edelim:
[2]: [Tarih:3 Aralık 2009, Perşembe/Yazı: ‘Kürtler Vadisi’ Adlı Köşede, Evrim Alataş’ın Yazısı: Yok mudur bir üçüncü yol] “Aslında meseleye Diyarbakır’dan bakınca işler iyice karışıyor. Türkiye’nin batısına doğru gittikçe artan şoven eksenli tartışmalar ve gerginlikleri buradan okumak çok güç. Anlatmak da çok güç. Kürt açılımı denilen meselenin buraları tatmin edemediği aşikâr. “Ne çok yol almışız” meselesi de yola, kat ettikleri mesafeye ve ödedikleri bedele baktıklarında, beklentilerinin ve örgütlü taleplerinin çok çok gerisinde bir seyir görüyorlar. Yaşananlara baktığımızda, haklılık payları elbette ki çok yüksek.
(…)
“Kürtler, Abdullah Öcalan söz konusu olduğunda gözlerini karartırlar ve bu noktada hiç kimse “Aman yine hortladılar” falan demesin. Bu hadise Kürtlerin “hortlama” noktasıdır. İşte son günlerde olduğu gibi molotofları bellerine sarıp, yakıp yıkarlar. Bu, tamamen Kürtlerin kendi dünyası ve günceliyle ilgilidir.”
Yazar biraz daha devam etse, adına “Şu Çılgın Kürtler” diyebileceğimiz bir kitabın girizgâhını tamamlamış olacak aslında; ama ne yapalım, biz “Kürtçü” olmayanlar, bu kadar az bir “Kürtler Geliyor” korkusu ile yetinmek zorundayız. Ayrıca, okuyuculardan bu iktibasa ilişkin ricamız, “örgütlü talep” kalıbına ayrıca dikkat etmeleridir.
Aslında, “vatanı kadın memesine satan bir adam”ın önderliğinde çıkarılan bu gazetenin, “kadın memesi” düzeyinden, ne zaman “memleket meselesi”ne geçiş yaptığını da izah etmek çok zor: bu olsa olsa, artık bir yerden sonra “kadın memesi”ne, diğer ve daha genel bir deyişle, “her türlü hayvani zevk beyanına” karşılık bulmuş olmanın verdiği boşluğun, can sıkıntısının bir ürünüdür: acı olansa, böyle bir algının, sırf resmi ideoloji dediği, kendince adeta bir “canavar” olan yönetime/yöneticilere saldırmak adına, yeri geldiğinde “muhafazakâr” kesimle “başörtüsü”nü kullanarak, yeri geldiğindeyse “Kürt”lerle “Kürtçü”lerin bölücü propagandalarını kullanarak işbirliğine gitme talebinde bulunması ve bu talebin her iki kesimden de karşılık bulmasıdır.
“Kürtçü” ve “İrticacı” demos’un vazgeçilmez atıştırmalığı “Taraf” için, elbette sayfalarca yazılabilir; ancak haklarında çok yazmak, “reklamın iyisi kötüsü olmaz misali”, “top”a bizim de “hava” vurmamız olur; bu nedenle yazımız, ara sıra “Taraf” inceden ayar vermek, “senin ne olduğunu, ne yapmaya çalıştığını biliyoruz”u göstermek için yazılan onlarca yazıdan yalnızca biridir.
Sinekten yağ çıkarma merakında olan okuyucuya not: Kürt ile Kürtçü aynı şey değildir, hele ki Bölücü apayrı bir şeydir, talep edenlere ilerleyen günlerde izah edilir.
Ülkü Ocakları


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

