Uyuyorum, farkında olmasam da o esanada sakinim. Zaten farkındalığımın yitiminden bu sakinlik. Kısa süreli hafıza ve bilinç kaybı, sahte cennet.
Ben uyanmaya yakın gelir kapıdan tipsiz cüce. Sessizce süzülüp içeri, yatağın önünde yerini alır. Sakince beklemeye başlar elinde baltasıyla. Görevi basit: Hatırlatmak. Ben onu göremem iş işten geçinceye kadar. Yarı uykulu bir şekilde gerinirken, sabırla doğru zamanı kollar. Her hangi birşeyin, (Bu sabah yerdeki bira tenekesi) hafızamdaki bilimum bağlantıdan biriyle kesişmesiyle, baltanın beynimi dağıtması bir olur...
Hatırladım işte gene herşeyi. Mutsuzdum ben. Hiçbir şey bilmemenin rahatlığı bilincin iğneleriyle söndürüldü anında gene. Hayatımın değişmez rutini içersinde demirbaşlaşmış karın ağrım alıyor yerini. Bu sabaha özel baş ağrısı da var ama listede. Dün gece bir kaç saat boyunca mutlu olduğuma inandırmıştı şişeler beni onun cezası herhalde.
Dişini fırçala, duş al, giyin, aynaya gözün takılsın, irkil kendinden, asansöre bin. Yeni bir gün daha başladı işte, şu ana kadar başlamış tüm yeni günler gibi.
-Günaydın abi.
-Günaydın.
-Naber?
-İyiyim sen?
-Benden de iyilik.
-Hadi kolay gelsin.
-Görüşürüz.
Gözlerim gerçek bir şeyler arıyor. Herhangi birşey. Herşey çok temiz. Herkes çok düzgün. Kimse tökezlemiyor. Tüm sevgililer birbirlerine aynı sözcükleri fısıldıyor. Büfenin logosu göze hitap edecek şekilde minimalist bir tarzda yazılmış.. Etraftaki herşey bir amaç için var. Herşey, herkes müklemmel. İnsanlar hıçkıra hıçkıra ağlamıyor; gözlerinden yaşlar süzülüyor. Kahkaha atan birini görmek ise çok zor.
Gündüz gene iyi. Gece daha kötü.Bir kaç hafta öncesine kadar ne de çok severdim geceyi. Görünmezlik hoşuma giderdi belki de. Şimdi etraf karardıkça kendimi daha net görüyorum sanki. Karanlıkla gelen sessizlik düşüncelerimi duymamı sağlıyor. Yürümek sanki kurtaracak beni. Yürüyorum hava soğuk. Arkadaşım sandığım kişiye doğru. Hala çok mutsuzum.
Anlatmaya başlıyor arkadaşım yaptıklarını. Onun anlattıklarındaki insanlarla benim bugün gördüklerim nasıl aynı kişiler olabilir... Anlatıyor ilgili ilgisiz durmadan. Dinliyoruz karın ağrım ve ben. O anlattıkça kıvranmaya başlıyorum. O anlattıkça daha da çok hatırlıyorum. Kötü bir niyeti olmasa da üzüyor beni arkadaşım. Ellerimle yüzümü kapıyorum. “Ne oldu?” diyor. Susuyorum. Susuyoruz. “Çok yoruldum ben” diyorum sonlara doğru titrekleşen sesimle. Yüzüm en umutsuz ifadesini alırken, arkadaşım yanıma gelip sarılıyor bana. Hıçkırıklarım montunun derinliklerinde bir yerlerde kayboluyor. Kendimi toparlamaya çalışırken. “Ağla tutma kendini.” Diyor. Kendimi tuttuğumu fark ediyorum gene. Duvardaki aynaya denk geliyor gözüm. O, aynadaki adamı öldürmek istiyorum. Kafamı montuna gömüyorum gene. Her şeyi anlatmak istiyorum ama utanıyorum. O ise anlıyor beni, benim yerime o anlatıyor bana benim hikayemi. “Yardım et bana.” diye haykırıyorum içimden. Korkuyorum söylemeye.
Dışarı çıkıyorum tekrar. Üşüyen ve yorgun bedenimi taşıyor yerden ıslamış ayaklarım boş ve karanlık okula doğru. Köşedeki bir koltuğa kıvrılıyorum pis ve ıslak bir sokak kedisi gibi. Gözlerim kapanıyor.
3 saat boyunca herşeyi unutuyorum bir daha hatırlamak üzere.