Toplumsal olarak kutuplaşma ve gerginliğin zirve dönemini yaşadığı bugünlerde en büyük saldırı düşüncelerimize ve değerlerimize yapılmaktadır. Kelimeler öylesine katliama ve tecavüze uğramıştır ki artık kifayetsiz sözcüğü bile kifayetsiz kalmaktadır.

Fikir ve gönül dünyasına açılan kapıların anahtarı kelimelerdir. Doğrularıyla açılır hakikat kapıları. Ama öyle bir hal almıştır ki her şey, siyah ve beyaz ortadan kalkmıştır. Etraf büsbütün gri bir tona bürünmüştür.

Kamusu namus olarak görmeyen beyinler, namusun idrakine varamayan zavallılar, hak ile batılı birbirine karıştırmaya mahkumdurlar ve inanıyoruz ki o batıl karanlığına gömülüp gideceklerdir.

Ahir zaman dedikleri bu olsa gerek. Hakkı batıl bilip taşa tutup, sanemi Rabb bilip istikbal-i kıble haline getiren insanlığın zamanı. Deyim yerindeyse at izinin it izine karıştığı bir dönem.

Eşkiyayı kahraman zannedip, şehadet bahçesinin peygamber gülleri olan yiğit vatan evlatlarını “kelle” olarak gören prangalı zihniyetlerin dönemi.

Gazilerin, şehit yakınlarının onurlarının kırılıp, bölücülüğün “sayın”larla, habur kapılarında resmi plakalarla onurlandırıldığı çarpık bir çağ.

Öylesine çarpık bir çağda yaşıyoruz ki parti tabelarının yerine İmralı’yı, Kandil’i gösteren işaret levhaları asılı haldedir. İstediğimiz verilmezse ülke kan gölüne döner diyen zihniyetlerinin barış elçileri olarak itibar görmelerine mi yanalım yoksa artık militarizmi bir araç haline getiren vandalist zihniyetin resmi kabul görmesine mi yanalım.

Bölücü başının ismini bile doğru yazamayacak ve 1 metrekarenin kaç santimetrekare yaptığını bilemeyecek kadar küçük olan çocukları cezaevi şartlarının düzelmesi adına sokaklara salan zihniyetin çocukları acaba nerelerde para kazanıp, nerelerde yemektedir?

Kanunlara göre: “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”

Her fırsatta ellerindeki imkanların kısılması durumunda, istediklerinin yapılmaması koşulunda ülkenin karışacağı tehditinde bulunan zevatlar acaba bu tanıma göre nedir? Bunlara her koşulda devletin nimetlerini savurtturan zevatlar hangi tanıma uyar acaba?

Aslında bu konu ile ilgili bilimsel bilgi öncelerden beri bilinmektedir. Pavlov ve onun deney köpeği... Pavlov'un köpekler üzerinde yaptığı klasik koşullanma deneyleri ünlüdür. Köpeğe ilk olarak birkaç kez zil çalınır. Fakat köpek tepki vermez. Sonradan et verilir. Köpeğin salyaları akar. Sonra et ile birlikte zil çalınır. Daha sonra et verilmediği halde zil çalındığında köpeğin ağzının suyunun aktığı görülür. Şartlı ya da şartlandırılmış refleks denen olay da budur.

Batı ve ABD’nin her zili çaldığında köpeklere istediklerini AÇILIM adı altında verirseniz, mutlaka bir diğer açılım zili çaldığında köpekler ağzının suyu akarak bekleyeceklerdir. Beklenileni vermezseniz de vahşileşecektir.

Peki burada kim suçlu? Zili çalan mı, köpeği kışkırtıp masum insanların üzerine salan mı, yoksa bu canileri kana alıştıran mı? Daha öncede dedik ya, öyle bir devir ki at izi it izine karışmıştır.

Allah, milletimizi ahir zamanın karışıklıklarından ve Pavlov’un köpeklerinden korusun...

Kaynak