• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    25-10-2006
    Mesajlar
    10,900
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0

    ‘Doğal Etnik’likten ‘Sentetik Milliyet’e Geçiş / Yasin ŞEHİTOĞLU

    Dün ki yazımız, Durmuş Hocaoğlu Hoca’nın şu tespiti ile bitmişti: “Kılıç çeken kılıç ile düşürülemez ise, o kılıcı çekenle ergeç, ama mutlaka masaya oturulur.”

    Hocaoğlu’nun bu tespitinin analizi ve gelinen bu noktada Kürtçü zevatın tespit yoksunluğu ise bugün ki yazımızın konusudur ve ‘Kürtçü’ Kurbağanın Öküz Olma Talebi” adlı dün ki yazımızın devamı niteliğindedir.

    Hocaoğlu’nun dün ele aldığımız tespitlerinden de anlaşılacağı üzere, artık belirli/asgari bir düzeyde de olsa bir ‘Kürt milliyeti’nden söz etmek, yani ‘Kürt etnisite’sinin, evrim teorisindeki ‘ara-form’lar misali bir ‘yarı etnik-yarı milli bir kimlik’e evirildiğini iddia etmek, çok da abes bir tespit olmasa gerek; ayriyeten ‘Kürtçü’ intelijansiyanın ‘kimlik’ terfi ettirme çalışmalarına, ülkemizin durmadan tabu yıkan-kalıp parçalayan ‘ultra-liberal’ aydınlarından ve maalesef ne acıdır ki iktidarından da ‘Kürt açılımı/demokratik açılım/milli birlik projesi/atılım’ gibi başlıklar altında destek verdiğini de tekrar tekrar hatırla(t)mamız şart.

    Peki, burada ‘Kürtçü’lerin akademik/kavramsal düzeyde savunuları ne kadar tutarlı ve kabul edilebilir? Bu soru önemli; zira onlara ileride geride yazılı, sözlü veya ‘başka bir şey’li biçimde cevap vermemiz gerekirse, kendimizi hemen her alanda haklı/meşru görmemiz, bizim açımızdan motive edici olacaktır. Dilerseniz cevabı, başlıklar halinde sunmaya çalışalım:

    a: İlk olarak, Kürtçüler, sürekli bir biçimde ‘Türk’ kimliği ile ‘Kürt’ kimliğini aynı şeylermiş gibi ele almaya, bu ele alışla da kamuoyu önünde bu iki kimliği aynılaştırmaya çalışmakta: kimi Kürtçüler bu aynılaştırma işlemini ‘Türk’ü ‘Kürt’e indirgeyerek yapmak isterken, kimi ise ‘Kürt’ü ‘Türk’e ‘milliyet olma’ manasında eşitleyerek/özdeşleyerek gerçekleştirmek niyetindedir. Her iki tez de, literatüre bakılırsa yanlışlamaya açıktır; zira her iki yaklaşım da, yani hem indirgemeci hem de eşitlemeci yaklaşım da, ‘ırk→etnisite→milliyet’ zincirinin halkalarını es geçmekte, bir etnisite olan Kürt kimliği ile bir milliyet olan Türk kimliğini, birbirine evirmeye çalışmaktadır. Oysa biliyoruz ki, ne Türk kimliği kendi inisiyatifiyle milliyet kimliğinden etnisiteye, ne de Kürt kimliği bu denli kısa bir sürede ve sentetik bir biçim de etnisiteden milliyet kimliğine indirgenemez/evirilemez.

    b: Yine bazı Kürtçülerin iddiasına cevaben, Kürtler Türk milleti içerisinde azınlık statüsünde değildir; zira bunun da, yani ‘azınlık’ olmanın da belirli nitelikleri var olmakla birlikte, öyle her önüne gelen, “ben bu toplumda kendimi farklı hissediyorum, öyleyse ben de azınlığım” diyemez. Azınlık olmanın temel özellikleri ile ilgili, Prof. Dr. Mustafa E. Erkal, ‘Etniklik ve Etnik Grup Kavramları Üzerine’ adlı makalesinde şu ayrıntıları ön plana çıkarmaktadır:

    “Etnik çatışmanın bulunmasının ön şartı farklı etnik grupların olması değil, etnik hâkim grubun diğer veya diğerlerine karşı ayrımcılıkta bulunmasıdır. Bir başka açıdan hâkim etnik grup olmayan bir etnik grubun da diğerlerini reddetmesi ve ayrımcılıkta bulunmasıdır. Bu durumda hâkim etnik grup niteliği taşımayan grup, vatandaşlık kültürüne sahip değildir ve o toplumun “ulus-devlet” olma özelliğini hedef almaktadır.”

    Ezcümle: Kürtçülerin verdiği ‘hemen milliyetleşme’ mücadelesinin gerek ‘meşru’, gerekse de ‘yasal’ zeminlere dayanmadığı, akademik/kavramsal genel-kabullerle örtüşmediği ve giderek şiddet-yanlısı bir tutumu içselleştirdiği gün gibi aşikârdır. Öyleyse, bu saatten sonra Türk milletinin de, kendisine zarar vermeye başlayan bir alt-etnisitesine, tabir-caizse organına bulunacağı müdahale de, git gide sorgulanabilirliğini yitirmekte ve gayet normal olarak, her organizmanın bağışıklık sistemi misali bir savunuya evirilmektedir; lakin söz konusu müdahale, Kürtçülerin sandığı/arzuladığı gibi, hastalıklı organın kesip atılması, o organdan vazgeçilmesi değil, aksine, söz konusu organın da bünyenin bir parçası olarak kalmasını sağlamak için, Kürtçü mikropların teker teker yok edilmesidir.

    Unutulmamalıdır ki, Türkler, henüz oyuna Kürtçüler gibi şiddet merkezli müdahil olmamıştır ve olmaya da niyeti yoktur; ancak gün gelip böyle bir müdahale kaçınılmazlaşırsa, hiçbir Türk, “ben vazgeçtim, oynamıyorum” diyen hiçbir Kürtçünün özrünü kabul etmeyecektir.

    Ülkü Ocakları

  2. #2
    Kırmızı | Beyaz <span style='color: #8B0000'><span class='glow_FF0000'>S.e.n.c.e.r</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-10-2009
    Mesajlar
    2,882
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3
    “Etnik çatışmanın bulunmasının ön şartı farklı etnik grupların olması değil, etnik hâkim grubun diğer veya diğerlerine karşı ayrımcılıkta bulunmasıdır. Bir başka açıdan hâkim etnik grup olmayan bir etnik grubun da diğerlerini reddetmesi ve ayrımcılıkta bulunmasıdır. Bu durumda hâkim etnik grup niteliği taşımayan grup, vatandaşlık kültürüne sahip değildir ve o toplumun “ulus-devlet” olma özelliğini hedef almaktadır.”
    Söylemiş Şehitoğlu Söylenecekleri
    ''Öfke Kında Durmaz!..Çektim Öfkemi Sabrın Kınından.Vurdum Yollara ; Acı Tuttum, Şafak Söktüm, KAN Bağırdım ve Bağırdıkça Ben ; Binalara , Caddelere Yıkıldılar.Büyüdü Karanlığın İğrenç Gözleri! Yumruklar, Sıkıldılar!..Korkmadım!Vazgeçmedim! Kaçmadım! Güldüm Sadece ve Onlar Gülen Gözlerimin Gökyüzünde,Birer Yıldız Kadar Ufaktılar...''

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. ‘Zırtgel’, ‘sürtünük', ‘çöpçül’…
    HABERLER ve GÜNDEM bölümünde Culinary tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 13.10.11, 11:44

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •