Tüm mahal/le/lerim sessizdi
sen geldin
kimsesiz kaldım…
Uğultu, dört bir yandan döküldü üzerime
öl ! öl ! öl !
Linç kampanyalarında söküldü bilincimin süsleri,
takma düşler koyuldu yerlerine.
Geride yarı çıplak kelimeler kaldı
ve intihar seçenekleri alabildiğine.
İblisler kanımda dolaştı tüm vesveseleriyle
ve günahları giydirip ateşten yüzleriyle
Haviyeye ittiler kaderimi.
Avuçlarımın içinde
öfkemle boğulmuş saç kırıkları
ve bileklerimin yüzünde
kalemin ölüm kokan satırları,
hep beraber içmeliydi adımı unutana dek
kaybedilmiş yön şerefine.
İçtim...dibe vurma zamanları…
…………………………………………………..
Arsız kabusların
sararmış dişlerinden sıyırarak etimi
uyandım
güneşin yüzümü okşamadığı gün doğumlarına.
Çok zaman gölgeme hasret yaşadım.
Bakma sen,
alfabe kirlenmesin diye konuşmadım.
…boğazımda düğümlenmiş isyanlarım
dökülecek diye
dua da etmedim…
Gözümü her açtığımda şehir yanıyordu
şiirler döküyordum üzerine
susmuyordu.
Namussuz,
yine filtresiz sigara istiyordu…
Vidası yalama günler birbirinin kopyası
idam mangasıydı
ki ben aynı soruyu
hiçbir zaman çözemedim.
Kim/liksiz/dim…
…………………………………………
Şimdi
çivili topuklarınla basıp geçtiğin göğsümdeki
ölü yıldızları kefenle.
Dikkat et çözerken
uçlarına bağladığım kabul edilmemiş dileklerime.
Sela çoktan verildi.
Kendine sakla artık geç kalmış cümlelerini.
Değil mi ki Aşk; isimsiz bir şişenin içinde
ayakları suya hasret kağıttan gemi.
Gel/me
yaralarıma yağmur sürme vakti…
Alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla








