İşte Oray Eğin'in o yazısı:
İsrail notlarım (son) - Bu yazı dizisini neden yaptım?
Geçtiğimiz haftadan beri İsrail üzerine yazıyorum, bugün toparlama zamanı. Türk basınında son zamanlarda İsrail hakkında bu kadar ayrıntılı yazılmış bir dizi yapılmadı. Hatta neredeyse İsrail'den bahsetmeye çekinir oldu basınımız. Sistematik ve öfkeli tepkilerden dolayı herhalde... Benim amacım hem siyasetiyle, hem kültürüyle, hem de gündelik hayatıyla bu ülkeyi biraz tanıtmaktı. Zira adını çok duymamıza rağmen, Türkiye halkının büyük bir bölümü ne İsrail'i biliyor, ne de Yahudileri tanıyor.
Oysa biz Türkler belki de Yahudileri en iyi bilmesi gereken milletlerin başında geliyoruz. Büyük şehirlerimizde hala Yahudi halkların mirasları, geleneklerinin izleri vardır. Tarihimize baktığımızda, Yahudilerin en huzur içinde yaşadığı devlet Osmanlı İmparatorluğu'dur... Avrupa'nın Yahudilere ilişkin kara geçmişiyle Türklerin Yahudilerle ilişkisi arasında çok ciddi, bizim lehimize bir fark vardır.
Ancak böyle bir geçmişe rağmen bugün halkın çoğunluğu hayatında hiç Yahudi'yle tanışmamış. Ama aynı çoğunluk bir Yahudi komşu istemiyor.
Yine aynı şekilde siyasetten sokağa çok ağır bir Yahudi düşmanlığının esareti altında Türkiye.
Oysa İsrail, bu ülkenin Ortadoğu'da stratejik işbirliği yapabileceği yegane ülke... Ortadoğu'daki tek demokrasi, tek Batılı standartlara sahip ülke...
Bu yazacaklarım da tepki toplayacaktır. Ancak düşüncelerimi inkar edecek değilim: Maalesef, Türkiye'deki kamouyu sadece din ortaklığı yüzünden yer yer aşırı Filistin yandaşı bir tutuma sürükleniyor. Oysa Türkiye'deki İslam anlayışıyla, genel geçer kabul gören Müslümanlıkla bu dinin Ortadoğu'daki yansımaları ve yaşantısı arasında bir ortaklık bulmak epey zor.
Aynı şekilde Türkiye'nin savunma politikaları, siyaseti, sistemi de Filistin'le hiç mi hiç benzeşmiyor... Bizim ülkemizde anneler mesela İran'da olduğu gibi 13-14 yaşlarındaki çocuklarını orduya yazdırıp, onların intihar bombacıları olmasından gurur duymuyor. Ya da biz bu topraklarda 12 yaşındaki çocukların ellerine Kalaşnikof tutturup bununla gururlanmıyoruz: Oysa Arafat yıllarca Filistin'i böyle yönetti, böyle kareler yansıdı o topraklardan...
Özünde Filistin'le tek ortak paydamız Müslümanlığımız ve bu durum da sürekli duygu sömürüsü aracı oluyor. Filistinliler'in kendilerine 'mağdur' edebiyatı yapmalarına olanak tanıyor, hele hele din konularda kolayca gaza gelebilen Türkiye kamuoyu da bununla uyutuluyor.
Soner Yalçın'ın yeni kitabının adını biraz çarpıtarak özetleyeyim: Bizim Müslümanlar o dincilere hiç benzemiyor!
Geçen hafta İsrail'de Gazze'ye birkaç kilometre uzaklığında bir kasabaya gittim. Okulların tepesine beton koruyucu inşa etmişler, çünkü defalarca Gazze'den roketler, füzeler gelmiş bu ilkokula. Çocuklar okulda ders yaparken... Teneffüs için bahçeye çıkmaya korkarak yetişmiş bu çocuklar. İki dakikadan uzun banyoda kalmamışlar hayatları boyunca... Işıklarla 30 saniyede alarma geçiriyorlarmış köyde yaşayanları... Otobüs durakları beton sığınaklar şeklinde yapılmış: Alarm verildiğinde sokaktaysanız açıkta kalmayın, kendinizi koruyun diye... Aynı kasabada çocuklar 12 yaşında ancak bisiklete binmeyi öğreniyor...
İsrail, otoban kenarlarına güvenlik duvarı örmek zorunda kalmış çünkü Filistinliler yoldan geçen arabalara rastgele ateş açıyormuş...
Türkiye kamuoyu İsrail-Filistin gerginliğinin hiç bu tarafını görmedi... Hiç İsraillerin bu terörden nasıl çektiklerini anlamak, empati kurmak için uğraşmadı. Bizim okullarımızdaki tarih derslerinde Holocaust bile anlatılmaz zaten...
Yıllardır sadece 'Ölen Filistinliler' için yas tutulur ama savaşın iki tarafı olduğu 'din kardeşliği'nin gölgesinde unutulur.
İntihar bombacılarının bir Filistin saldırı geleneği olmadığını bilen var mı? Neden Yahudiler kadar tepki toplamaz peki?
Filistin, intihar bombacılarıyla, çocuk silahşörleriyle bu savaşı sürdürüyor, gerilla yöntemleriyle, terör örgütüyle savaşıyor. İsrail ise devlet olarak, ordusuyla karşılık veriyor. Türkiye'nin çok yabancılık çekmeyeceği bir manzara olsa gerek...
İsrail bugün ne gibi sorunlarla baş ediyorsa, emin olun, hemen hemen denk yansımaları Türkiye'de de var... Dahası, mantık çizgisinde Türkiye'nin İsrail'le daha kolay özdeşleşmesi, modern ve demokratik bir ortaklık için İsrail'le yanaşması gerekirken dine dayalı mağduriyet edebiyatı rasyonaliteyi gölgeliyor...
Bu düşüncelerimin hiçbiri yeni değil... Defalarca tekrarladım: Tehditlere, küfürlere rağmen... İsrail'e gitmeden de böyle düşünüyordum. İsrail'e gitmek sadece bunları bir kez daha telaffuz etmeme olanağı verdi.
Umarım önyargısız okurlarımın kafasında sadece bir saat 50 dakika uzaklıkta olmasına rağmen hiç bilmediğimiz bir ülke hakkında birkaç fikir oluşmasına katkıda bulunmuşumdur....
Not: Beni İsrail'e davet eden American Jewish Council, her yıl dünyanın pek çok yerinden 'kanaat önderlerini' İsrail'e götürüyor. AJC'nin Project Interchange bölümü sayesinde kolaylıkla girilmeyecek yerlerin kapısı açılıyor, kolaylıkla görüşülmeyecek insanlarla randevu ayarlanıyor. Tzipi Livni gibi mesela... AJC, İsrail devletinden bağımsız sadece bireylerin bağışlarıyla gelirlerini sağlayan bir sivil toplum kuruluşu... Ve bu asla turistik nitelik taşımayan yoğun, bol konferanslı İsrail programı için de bir 'katılım bedeli' ödüyorsunuz... AJC'nin konferansları bittikten sonra ben tamamen kendi arzumla, kendi imkanlarımla seyahatimi uzattım: İyi ki de yapmışım... Çünkü AJC'nin organize ettiği programdaki kötü oteller, kötü restoranlar ve bizi sokağa salamayacak kadar yoğun program içinde ne Tel Aviv'i, ne Kudüs'ü doğru düzgün görebilir, gündelik hayata karışabilirmişim... Hatta siyasetle alakalı değil ama belki İsrail'deki yaşamla ilgili kötü intibalarla bile dönebilirmişim...
Hüsnü Mahalli'nin Oray Eğin'e yanıt verdiği yazısı
Basit gerçekler
Bir haftadır İsrail'i anlatan Oray Eğin dünkü yazısında bu ülkeyi 'Ortadoğu'daki tek demokrasi, tek Batılı standartlara sahip ülke' olarak tanımladıktan sonra şu ilginç tespiti de yapıyor:
'Mantık çizgisinde Türkiye'nin İsrail'le daha kolay özdeşleşmesi, modern ve demokratik bir ortaklık için İsrail'le yanaşması gerekirken dine dayalı mağduriyet edebiyatı rasyoneliteyi gölgeliyor...''
Hamas'ın İsrail köylerine fırlattığı bombaları da duygusal ve dramatik bir dille anlatan Oray Eğin 'Türkiye kamuoyu İsrail-Filistin gerginliğinin hiç bu tarafını görmedi. Hiç İsraillilerin bu terörden nasıl çektiklerini anlamak, empati kurmak için uğraşmadı. Bizim okullarımızdaki tarih derslerinde Holocaust bile anlatılmaz zaten' diyor.
Elbette herkes istediği her şeye inanmak ve bu inancını dile getirmekte özgürdür.
Ama hiç kimse bunu yaparken gerçekleri göz ardı edemez ve etmemeli. Hele gazeteciler asla...
Dönelim Sevgili Oray'ın üç tespitine. Oray Eğin, İsrail için 'Ortadoğu'daki tek demokrasi, tek Batılı standartlara sahip ülke' diyor. Oray arkadaşımız bu tanımına bir de 'cani' kelimesini eklemiş olsaydı hemen onu onaylayıp destekleyecektim.
Bu cani kelimesini de ben değil Yahudi kökenli olan Richard Goldstone kullanıyor. Hem de kişisel olarak değil başkanlığını yaptığı BM İnsan Hakları Konseyi adına. Goldstone, 16 Ekim'de BM'de kabul edilen raporunda 'İsrail'in Gazze'de soykırıma varacak kadar savaş ve insanlık suçu işlediğini' söylüyor. Demokratik olarak seçilen tüm İsrailli yetkililer ve onların atadığı tüm generallerin uluslararası mahkemelerde yargılanmasını istiyor.
İşte bu rapora dayanarak İngiliz mahkemesi İsrail'in eski Dışişleri Bakanı Livni'yi yargılama kararı verdi. Tutuklanmaktan korkan Livni de geçen hafta Londra'ya gitmekten vazgeçti. Livni'nin başına gelenler aslında İsrail'in 'demokratik olarak seçilen' neredeyse tüm yöneticilerinin başına gelmiş ya da geliyor. Bu kişiler İngiltere, İspanya, Norveç, Belçika ve başka ülkelerde hep son anda tutuklanmaktan kurtuldu. Yani Batı değerlerine bağlı Batılı mahkemeler Oray Eğin'in deyimi ile Batı değerlerine bağlı ve demokratik yöntemlerle seçilen İsrailli liderlere katil muamelesi yapıyor. Bu arada Batı değerlerinden ve demokrasiden söz açılmışken Hitler de ezici bir çoğunlukla seçilmiş ve neredeyse 50 milyon insanın ölümüne neden olmuştu. Bunlar arasında Oray Eğin'in dramatik olarak anlattığı Holocaust yani soykırım kurbanları da var. Ancak Oray arkadaşımızın gözden kaçırdığı temel bir gerçek var, o da; bu soykırım kurbanlarının hiçbiri herhangi bir Filistinli, Arap, Türk, Acem ya da başka bir Müslüman tarafından öldürülmemiştir. Bu durumda Holocaust'tan kaçan Yahudiler acaba neden Filistin'e gelip burada yaşayan insanları öldürmeyi ve topraklarını ele geçirip onlara karşı soykırım uygulamayı tercih etti?
Oysa o Yahudiler gidip Almanya'da ya da herhangi bir Avrupa ülkesinde örneğin; Filistin'i onlara hediye eden İngiltere'de bir devlet kurmalıydılar. Gelelim Hamas füzelerine...
Hamas füzelerinin duvarlarında ancak küçük delikler açabildiği okulları ziyaret eden Oray arkadaşımız Gazze'ye de gidip İsrail fosfor bombalarının kaç kişiyi öldürüp ya da ne tür yıkım yaptığına da bakmalıydı.
Neyse ki Oray arkadaşımız gitmek isteseydi bile birlikte fotoğraf çektirdiği İsrailli askerler ona izin vermeyecekti. Oray arkadaşımızın bilmesi gereken temel gerçek; gittiği o İsrail köyleri aslında Filistin köyleridir. Bu ve benzeri köylerin bulunduğu topraklar 1917'den bu yana sürekli olarak işgal edilmekte, bu toprakların gerçek sahibi Filistinliler kovulmaktadır. Yani Oray'ın tarih kitaplarında okutulmasını istediği Holocaust'tan kaçan Yahudiler ve onların dindaşları gelip Filistin topraklarında yerleşmemiş olsaydı ortada ne Hamas füzeleri ne İsrail'in fosfor bombaları ne de başkalarının toprağında kurulmuş İsrail'in 'Batı değerli' liderlerinin Batı değerlerine sahip ülkelerde yargılanması söz konusu olmayacaktı.
Gelelim Oray arkadaşımızın son tespitine. Yani Türkiye'deki 'dine dayalı mağduriyet edebiyatına...'
Oray arkadaşımızın böyle bir tespiti ne tür verilere dayanarak ve ne amaçla yaptığını bilmiyorum. Ancak bunu demokratik seçimle işbaşına gelen AK Parti iktidarı ve bu iktidarın Türkiye'yi dinsel bir yönde etkilemesinden söz ediyorsa bu başka bir tartışma konusudur. Ama bunu 'Türkiye'nin İsrail ile daha kolay özdeşleşmesi' konusuna bağlaması şaşırtıcıdır. Çünkü İsrail gerçek anlamda bir din devletidir. İsrail'de demokratik olarak Filistinliler üzerinde nükleer ya da kimyasal bomba atalım diyen seçmenlerin demokratik oyu ile seçilen liderlerin tümü (İşçi Partisi dahil) Tevrat ve dini kaynaklara dayanarak ülkeyi yönetir ya da onun etkisiyle davranır. Bununla da yetinmeyen İsrailli yetkililer, işgal altında tuttukları Filistinlilere, Araplara ve tüm dünyaya 'Bizi bir Yahudi din devleti olarak tanıyın yoksa sizi fena yaparız' diyorlar. Tüm dünyanın bildiği, kabul ettiği ancak bazılarının yüksek sesle dillendiremediği bu özet gerçekleri Sevgili Oray'ın dikkatine sunmak istedim.
http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/12/19


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla