![]()
TSK'nın, askerini öldürdüğünü ima edenler, Patrik ve Öcalan'a sus pus!
Üstünden fazla zaman geçmedi, hatırlayın lütfen! Tokat’taki rezil saldırıda şehit kanları soğumadan ve zerre bir soruşturma yapılmadan devletin zirvelerinden yaylım ateşi başlamıştı.
Abdullah Gül’den Tayyip Erdoğan’a, Bülent Arınç’dan Beşir Atalay ve Nihat Ergün’e kadar devletin zirve isimleri hadiseye provokasyon imasında bulunmuştu.
Peki provokasyon ne miydi?
Yandaş medya onu tercüme etti.Buna göre Tokat’daki saldırıyı PKK değil, ülkede karışıklık çıkarmak isteyen TSK yapmışmış!
Evet, Silahlı Kuvvetler kendi mensuplarını katletmişmiş!
İlginçtir imacıların hiç biri bu tercümeye itiraz etmedi!
Derken imdada (!) PKK yetişti ve kendi ajansı aracılığı ile ben yaptım dedi.
Onu bile kabullenmediler!
Bereket (!) Kandil’deki PKK önderi Murat Karayılan; “Bu bizim eylemimiz” dedi ve iş noktalandı!
Düşünebiliyor musunuz, devletin zirvesinde olanlar bu ülkenin Silahlı Kuvvetlerini zerre bilgi ya da delil olmaksızın Mehmetçiğin katlinden sorumlu olduğu gibi imalarda bulunabiliyorlar!
Bu hal artık TSK üzerinden siyaset yapmayı da geçmiş, çok tehlikeli bir yere gelmiştir!
Anayasa’ya göre Başkomutan olan Cumhurbaşkanının takındığı peşin tutum ve verdiği önyargılı hüküm, garabette gelinen dehşet noktayı gösteriyor.
Derken hemen ardından iki müthiş gelişme yaşandı:
Bir tanesi malum Abdullah Öcalan’ın TBMM’de gurup kurmasıdır!
Ahmet Türk bütün Türkiye önünde “Sayın Öcalan’dan direktif geldi ve sine-i milletten vazgeçip Meclis’e döneceğiz” dedi.
Aradan günler geçti, devletin birliği ve bütünlüğünü temsil edenlerden tık yok!
Yahu Öcalan dediğiniz adam ayrıkçılığın simgesi ve 40 bin kişinin ölümünden sorumlu bulunup mahkum edilen bir kanlı katil!
Herhalde öyle görmüyorlar ki bir tanesi ortaya çıkıp onun için bir söz olsun etmedi!
Düşünebiliyor musunuz Tokat’da 7 Mehmetçiğin katlini afaki olarak yani bilgi ve delil olmaksızın alel acele TSK’ya ciro edebilenler, günler geçmesine rağmen Öcalan’ın fiili olarak Meclis’e girmesine mini de olsa itirazda bulunmuyorlar!
Devam edelim:
Aynı garabet Fener Patriği için de geçerlidir..
Adam bütün dünyaya “Türkiye’de çarmıha geriliyiz” diyor ve ne Abdullah Gül, ne Tayyip Erdoğan, ne de mukaddesatçı geçinen Bülent Arınç’dan tık yok!
Arınç önceki gün Manisa’daydı ve her şeye değindi ama Öcalan ile Patriği ağzına bile almadı!
Tam bu noktada Arınç’a, yoksa senin için Öcalan ile Fener Patriği TSK’dan daha mı muteber sorusunu sorsak çok mu haksızlık etmiş oluruz?
Hülasa tablo yorumlamaya ihtiyaç olmayacak kadar açık ve nettir... Eyvahlar olsun!
DÜNYA VARMIŞ...
Sesi kısıldı, ülke rahatladı!
Vallahi şu son üç gün çok rahat ettik. Gerilmedik, üzülmedik, cepheleşmedik. Peki bu üç günde ne mi oldu? Başbakan Erdoğan malum, sesi kısıldığından neredeyse üç gün boyunca hiç konuşamadı. Öyle olunca da ülke de tansiyon düştü.. Abarttığımı düşünmeyin, emin olun bu ülkede cepheleşmenin öncelikli müsebbibi Sayın Erdoğan’dır. Tamam Tayyip Bey siyaseten gerilim ve kamplaşmalardan besleniyor. Gerilimi tırmandırmak ve toplumu cepheleştirmek onun politikada belki var olma nedeni ama toplum bundan müthiş zarar görüyor zira beraber yaşama olgusu yara alıyor. Öfke de hitabet sanatıdır deyip her gün estirilen söylem terörü toplumu ayrıştırıyor. Kuşkusuz Başbakan’a sağlık diliyoruz ama bu rahatsızlığının şer’e değil, hayra hizmet ettiğinin de altını çiziyoruz.
ÖDP’DEN ŞUTLANMIŞTI...
Solcu değil, kafatasçı Ufuk Uras!
Solda olmanın olmazsa olmazı şovenizme ya da kafatascılığa isyan ya da itiraz değil midir? Öyle ise kendini solcu diye satan bu Ufuk Uras’ın tutumunu nasıl yorumlamamız gerekiyor? ÖDP’nin yani Türk solcularının oyları ile seçilen Ufuk Uras ırkçı bir yapıya tabir yerinde ise payanda oluyor! Her fırsatta Türk milliyetçiliğine ağır saldırılarda bulunan bu arkadaş, bu günlerde niçin Kürt milliyetçiliğine omuz veriyor ve onları kuyudan çıkarıyor? Yoksa Ufuk Uras birikiminde olan biri PKK’nın Kürt Şovenizminin temsilcisi olduğunu görmüyor mu? Elbette görüyor ama belli ki adamın misyonu bu... Öyle olduğu anlaşıldığı için zaten ÖDP’den şutlandı... Bu dönem sağı ile solu ile milli olanlarla, gayri milli olanların tescil edildiği dönemdir.. Biz milli olsun, ne olursa olsun bakışındayız!
ASIL SORUN BUNLAR...
Patrik zırvalıyor, Hatemi yırtınıyor!
Dehşet içindeyim, Fener Patriği Bartholomeos meydan okurcasına zırvalıyor yani ABD’nin en ünlü kanalı ABC’ye Türkiye’de ikinci sınıf vatandaş olduklarını söyleyerek çarmıha gerildikleri sözünü ediyor ama onun avukatı Kezban Hanım Patriğe gerekçeler yaratmak için adeta çırpınıyor! Kezban Hanımı hatırlarsınız, Kurban Bayramına Ali Kırca’nın Programında Kavurma Bayramı diyen Hüseyin Hatemi’nin eşleridir... Kezban Hanım Patrik’le röportajın aylar önce yapıldığını söyleyerek adeta geçerli olamayacağını ima ediyor ve onu aklamaya çalışıyor! Dahası, patrikhane sokağının patrik asan Sadrazam’ın ismini taşımasına feveran ediyor. Peşinen söyleyeyim; bu isim olayı doğru değil zira o sokağın adı yıllar önce Sadık Ahmet oldu.. Velev ki Sadrazamın adı bile olsa doğrudur zira ihanet edeni cezalandırmak devlet olmanın gereğidir. Görüyorsunuz; Türkiye’nin asıl sorunu Patrik gibiler değil, Kezban Hatemi gibilerdir. Bu kadın mukaddesatçı AKP’nin de silahşörü, iyi mi?


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
