Uykuya yorgan gecenin
bulut geçmez rüyasında
Zeugma’nın kahırlı gözlerini öpüyor ellerim
parmaklarımda çakılların soğukluğu


dilim rüzgar emen kuş kanadı
alnımı siliyor ayrılığın zehir tadı...






anımsıyorum
dudaklarımı yanağına teslim ettiğim
mavi hırkalı gündüzleri
kaldırım taşında bırakılmış şemsiyenin
yağmurla hüzünlenen duruşu gibiydi öpmelerim
gözlerimi alamadığım hayallerim ıslanıyor

bir ceplerime sakladığım elma kurusunu
bir de saçlarına fısıldadığım öyküleri özlüyorum





hatırlıyorum
acının seyrek dokunuşlu tebessümünü
gözyaşını ekliyorum kurak damarlarıma
can buluyor eskiyen elbiselerin bayram neşesi
akide şekerlerini arıyorum çocukluğumun
yağmur dinmiyor, bulutlar çoktan tutsak
kızıla bulanıyor tüm miş li zamanlarım

bir yaralarıma sürülen tendürdiyot kokusunu
bir de senli zamanların buğusunu unutamıyorum




bekliyorum
yaşamak için okyanus dibi sessizliğini
fırtınaya sevdalanıyor sandallarım
bahara hasret başakların kavruk gözleri gibi
bakışımda sevdalanan temmuz sevmeleri
dağlar ele veriyor eteğindeki gizli sevişmeleri
buz tutuyor yakamda büyüyen karanfil lekeleri

bir umuda tutunan pencere çiçeklerinden
bir de geceye karışan nefesinin sıcaklığından vazgeçemiyorum




çekmece karanlığına karışan fotoğrafların
adressiz zarflarında
papirüs eskimişliğine dönüyor yüreğim
hücrelerimde boşvermişliğin yorgunluğu
bizansın surlarında yıpranıyor adımın ilk harfi

sesim yağmur içen toprak donukluğu
yankılarımı bölüyor marmaranın soğukluğu...







Serdar KESKİN