• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 5 12345 SonSon
49 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Degerli forumcular;

    Muhammed katiplerini genellikle Yahudilikten ya da Hristiyanlıktan dönme ya da İbranice ve Süryanice bilen kişilerden seçerdi. Bu dillere vakıf değil iseler, öğrenmelerini isterdi. Örneğin, Hicret'in dördüncü yılında katiplerinden Zeyd bin Sabit'e Yahudi yazısını öğrenmesini söylemiştir.

    Kurani hazilarken ,Bel'am, Yaiş, Addas, Yessar, Cebr ve Iranlı Selman (Farisi) ve İman adındaki yardımcılarından söz edilir. Bunlardan Bel'am, Yunanlı bir köleydi. Yaiş ve Cebr (Yemenli) de birer köle idiler.
    Hatta yararlandigi kisilerin en basinda, Hristiyanlıktan dönme Selman-ı Farisî ile, Yahudilikten dönme Abdullah İbn-i Selam gelirdi.

    Simdi bunlari barristorun sallamasi olarak gorenlere su soruyu sormak istiyorum..
    Konuya iliskin Kur'an ne diyor?

    Kur'an'daki "Tanrı", her zamanki gibi ant içerek açıklama yapıyor:

    "And olsun ki biz, onların:'O'na (Muhammed'e) bir insan öğretiyor kesinlikle.' Dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Buysa (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır."(Nahl, ayet:103)
    Bundan sonraki ayetlerde, "inanmayanlar" korkutuluyor, "yalancı, iftiracı" olarak nitelendiriliyor ve "işkenceli bir ceza"yla cezalandırılacakları bildiriliyor.

    Yukarıdaki ayette, Muhammed'e öğreticilik ettiği söylenen kimsenin, "Arap olmadığı, yabancı olduğu" belirtiliyor.

    Yunanlı Bel'am, Yaiş..

    Bu bilgilere yalan/yanlis diyenlerin sorusu su..eger bu bilgiler yanlis ise,bu Kuran ayetinde gecen "KONUSTUKLARI DIL YABANCI" olanlar kimler?

    Müslümanlardan kimine göre: Muhammed'le köleler arasında bir "öğretme ve öğrenme" ilişkisi vardı, ama öğreten Muhammed'di, öğrenenlerse köleler. Inanmayanlara göreyse bunun tam tersi gerçekti. Yani, öğreten kölelerdi. Muhammed'se öğreniyordu onlardan.

    Müslümanlardan kimine göre de, aradaki ilişki, "okuma ve dinlenme" ilişkisini geçmiyordu. Köleler, kutsal kitaplarını kendi dillerinde okuyorlar, "peygamber" de "dinliyordu" yalnızca.

    Müslümanların bu savları karşısında şu soru yanıtsız kalıyor:

    "Dillerini bilmiyordu"ysa, Muhammed'in bu köleler arasındaki sürekli işi neydi? Ve kendi dilleriyle okuduklarını Muhammed'in dinlemesinin ne yararı oluyordu?

    Kısacası, müslümanların savları, akla sığacak türden değil.


    saygilar..

    .

    [QUOTE]"And olsun ki biz, onların:'O'na (Muhammed'e) bir insan öğretiyor kesinlikle.' Dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Buysa (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır."(Nahl, ayet:103) [/QUOTE]

    Birde bu konuyla alakali degil ama sunu ilave etmek istiyorum.
    Kuran neden bu kadar , Allah tarafindan gonderildigini ispatlamaya calisir?
    Koskoca yaradan kimden cekinirde,bu turde bir suru kanit gostermeye calisir,inanilir gibi degil..(zaten beni bir turlu inandiramadi)


    .
    Bu mesaj en son " 30.12.09 " tarihinde saat 21:05 itibariyle alpi1907 tarafından düzenlenmiştir... Neden: ard arda mesaj...

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    "And olsun ki biz, onların:'O'na (Muhammed'e) bir insan öğretiyor kesinlikle.' Dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Buysa (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır."(Nahl, ayet:103)



    Kuranı okuduğumda dikkatimi çeken bir ayetdi bu...Kişinin geldiğini inkar etmiyorda, dilinin arapça olmadığı ile savunma yapıyor.

    Şimdi ise hadisleri inceliyorum..Hadisin birinde, biraz uzunca bir zaman peygambere vahiy gelmeyince münafık bir kadın,ne oldu artık sana gece gelen şeytanı göremiyorum diyor.

    Buda düşünülmesi gereken bir olay...

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı EL-TURUK tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    "And olsun ki biz, onların:'O'na (Muhammed'e) bir insan öğretiyor kesinlikle.' Dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Buysa (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır."(Nahl, ayet:103)



    Kuranı okuduğumda dikkatimi çeken bir ayetdi bu...Kişinin geldiğini inkar etmiyorda, dilinin arapça olmadığı ile savunma yapıyor.

    Şimdi ise hadisleri inceliyorum..Hadisin birinde, biraz uzunca bir zaman peygambere vahiy gelmeyince münafık bir kadın,ne oldu artık sana gece gelen şeytanı göremiyorum diyor.

    Buda düşünülmesi gereken bir olay...
    Aslinda bu actigim konuda,Muhammedin bazi kolelerle olan soylesisinden dolayi,bu bilgileri onlardan aldigi ve Kurani o sekilde yazdigi dedikodusu yayilinca,Muhammed de bu ayeti yazmak zorunda kaliyor.
    Yani bunu, o kolelerden ogrenmediginin bir kaniti olarak ortaya koyuyor ama hala neden dilini bilmedigi o kolelerle sohbete gittigini anlatmiyor.

    Hatta belke biraz ben bu konu ile ilgili KURTUBI SITTEYE bir bakayim,bende dosyasi var..

    .

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı EL-TURUK tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    "And olsun ki biz, onların:'O'na (Muhammed'e) bir insan öğretiyor kesinlikle.' Dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Buysa (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır."(Nahl, ayet:103)



    Kuranı okuduğumda dikkatimi çeken bir ayetdi bu...Kişinin geldiğini inkar etmiyorda, dilinin arapça olmadığı ile savunma yapıyor.

    Şimdi ise hadisleri inceliyorum..Hadisin birinde, biraz uzunca bir zaman peygambere vahiy gelmeyince münafık bir kadın,ne oldu artık sana gece gelen şeytanı göremiyorum diyor.

    Buda düşünülmesi gereken bir olay...
    Evet Mekke'de sorulan bir soru için Allah tam 1 ay ayet gönder(e)miyor nedense?Sonrada seni üzdük biraz ama şimdi gönderdik diyor.

    Kuran günümüzde yazılsaydı worldde yazılırdı.30 sene önce yazılsaydı daktiloyla.

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Konu ile ilgili KURTUBI SITTE bakin ne diyor?

    103- Andolsun ki onların: "Ona muhakkak bir İnsan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. İnkâra saparak kastettikleri o kimse*nin dili yabancıdır. Bu ise apaçık bir Arapçadır.



    "Andolsun ki onların: Ona muhakkak bir insan öğretiyor, dediklerini biliyoruz" buyruğunda, Hz. Peygamber'e öğretiyor dedikleri bu şahsın ismi hususunda farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre sözü geçen bu kişi, el-Fâ-kiiı b. el-Muğiıe'nİn kölesi olup adı Cebr idi. Önceleri hristiyanken sonra İs*lama girdi. Kureyş'İn kâfirleri, Peygamber (sav)dan -ümmî olup hiç bir kitap okumamış olduğu halde- geçmiş ve gelecek olaylara dair haberleri işittikle*rinde: Ona, bunları muhakkak Cebr öğretmektedir, diyorlardı. Cebr ise Arap olmayan bir kimse idi. yüce Allah da onların bu iddialarını şöylece cevap*landırmaktadır: "İnkâra saparak kastettikleri o kimsenin dili yabancıdır. Bu ise apaçık bir Arapçadır." Hiç bir insanın ve cinnin tek bir sûresine ve daha fazla bir bölümüne karşı çıkarak benzerini meydana koyamadığı böy*le bir sözü Arap olmayan Cebr ona nasıl öğretebilir?

    en-Nakkâş'ın naklettiğine göre, Cebr'in efendisi onu dövüyor ve ona şöyle diyordu: Muhammed'e sen öğretiyorsun ha! O: Allah'a yemin ederim ki hayır. Bilâkis o bana öğretiyor ve beni doğruya iletiyor, diyordu.

    İbn İslıak der ki: Bana nakledildiğine göre, Peygamber (sav) el-Hadranıî oğullarının kölesi olan ve Cebr adındaki hristiyan bir kölenin yanında çok*ça otururdu. Bu kişi, (önceki) kitapları okuyan birisi idi. Bunun üzerine müş*rikler: Allah'a andolsun ki, Muhammed'in bu getirdiklerini ona şu hristiyan Cebr'den başkası öğretmiyor.

    İkrime ise, bu kişinin adı Yaiş idi, el-Hadramî oğullarının bîr kölesi idi. Ra-sûlullah (sav) ona Kur'ân-ı Kerim'i öğretiyordu. Bu el-Maverdî nakletmekte*dir.

    es-Sa'lebî'nİn, İkrime ve Katade'den naklettiğine göre bu, Muğire oğulla*rının bir kölesi olup adı Yaîş idi. Arapça oimayan kitapları okumasını bilir*di. Kureyşlileıin: Şüphesiz ona bir insan öğretiyor, demeleri üzerine bu âyet-i kerime indi.

    et-Mehdevî'nin, İkrime'den naklettiğine göre bu, Âmir b. Lüey oğullarının bir kölesi olup adı Yaîş idi.

    Abdullah b. Müslim el-Hadramî dedi ki: Bizim, Aynu't-Temrliler'den hıris-tiyan iki kölemiz vardı. Bunlardan birisinin adi'Yesar, diğerinin adı da Cebr idi. el-Maverdî ile el-Kuşeyrî ve es-Sa'lebîde böyle nakletmelerdir, Şu kadar var ki es-Sa'lebî şunları da söylemektedir: Bunlardan birisinin adı Nebt, künyesi Ebu Fükeyhe idi. Diğerinin adı ise Cebr idi. Bunların ikisi de kılıç yapar ve kılıç bileyler idi. Ellerinde bulunan bir kitabı okuyorlardı. es-Sa'le*bî (devamla) der ki: Bunlar, Tevrat ve İncil'i okurlardı. el-Maverdî ve el-Meh-devî ise Tevrat okurlardı, demişlerdir. Rasûlullah (sav) bunların yanlarından geçer, onların okuyuşlarını dinlerdi. Müşriklerin: Bunlardan öğreniyor, de*meleri üzerine yüce Allah bu âyet-i kerimeyi indirerek müşrikleri yalanladı.

    Bir diğer görüşe göre, müşrikler bu sözleriyle Selman el-Farisî (r.a)'ı kas*tetmişlerdi. Bunu ed-Dalıhâk ifade etmiştir.[314]

    Bir diğer görüşe göre bu kişi, Bel'âm adında Mekke'deki bir lıristiyan idi. Bu, Tevratı da okuyan birisi idi. Bu açıklamayı İbn Abbas yapmıştır.

    Müşrikler de, Rasûlullah (sav)'ı bunun yanına girip çıkarken görüyorlar*dı. O bakımdan ona bunu öğreten ancak Bel'âm'dır dediler. el-Kutebî der ki: Mekke'de, Rumca konuşan ve Ebu Meysere diye anılan lıristiyan bir adam var*dı. Kİmİ zaman Peygamber (sav) onun yanında otururdu. Kâfirlerin: Şüphe*siz Muhammed ondan öğreniyor, demeleri üzerine bu âyet-i kerime indi.

    Bir rivayete göre ise bu kişi Utbe b. Rabia'nın kölesi Addâs'tır. Bunun, Hu-veytıb b. Abduluzza'nın kölesi Abis İle İbnü'l-Hadramî'nin kölesi Yesar Ebu Fükeyhe oldukları da söylenmiştir. İkisi de İslâm'a girmişlerdi. Doğrusunu en iyi bilen Allah'dır.

    Derim ki: Bunların hepsi ihtimal dahilindedir. Çünkü Peygamber (sav) de*ğişik zamanlarda, Allah'ın kendisine öğrettiklerinden bunlara da öğretmek kastıyla bunların yanında oturmuş olabilir. Bu da Mekke'de oluyordu. en-Neh-lıâs der ki: Bu sözler biribirleriyle çelişen sözler değildir. Çünkü bu iddiada bulunanların bütün bunlara işarette bulunmuş olmaları ve bunların Hz. Pey-gamber'e öğrettiklerini iddia etmiş olmaları muhtemeldir.

    Derim ki: Ancak, ed-Dahhâk'ın, kastedilen bu kişinin Selman olduğuna dair ifadesi uzak bir ihtimaldir. Çünkü Selman, Peygmaber (sav)'ın yanına Me*dine'de iken gelmiş idi (ve müslüman olmuştu.) Bu âyet-i kerime ise Mek*ke'de inmiştir.

    "İnkâra saparak kastettikleri o kimsenin dili yabancıdır" buyruğunda -ki: İnkâra sapmak" meyletmek demektir. Doğrudan meyletti, saptı" anlamındadır. el-A'raf Sûresi'nde de (7/180. âyetin 2. bölü*mü, 1, başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

    İnkâra saparak" lafzını Hamza, şeklinde "ya" ve "ha" harflerini üstün olarak okumuştur. Yani onların, meyledip işarette bu*lundukları dil, Arapça olmayan bir dildir.

    Ucme (acemilik): Saklamak ve açıklamanın zıddı demektir. Erkek için; kadın için de; denilir. Açık-seçik konuşamayan anlamında*dır "Kuyruk sokumu"na: denilmesi ise, gizli ve saklı olmasından do*layıdır. Hayvan" demektir. Çünkü hayvan kendi halini açıkça ifa*de edemez. Kitabın anlaşılmayan yönlerini (gerekli noktala*malarla) izale ettim" demektir. Araplar kendi dillerini bilmeyen ve kendi dil*leriyle konuşmayan herkese "A'cemî" derler. el-Ferrâ derki: A'cem, dilinde ucmelik bulunan kimse demektir. İsterse Araplardan olsun. A'cemi yahut ace*mi ise, aslen acemlerden (Arap olmayanlardan) olan demektir. Ebu Ali der ki: A'cemi, fasih ve açık konuşamayan demektir. Araplardan olsun yahut ol*masın farkctmez. Aynı şekilde A'cem ve A'cemî de, fasih olsa dahi Aceme mensııb olan kimse demektir.

    "Dil" ile Kur'ân'ı kastetmiştir. Çünkü Araplar, kasideye ve beyite de dil (li*san) derler. Şair der ki:

    "Kötülük lisanını (kaside ve beyitini) bize hediye ediyorsun da, Hainlik ediyorsun. Bense senin hainlik edeceğini zannetmemiştim."

    Burada "lisan" ile şair, kasideyi kastetmektedir.

    "Bu ise apaçık bir Arapçadır." Yani, Arapça olup en fasih ve anlaşılır ifa*delerledir. [315]

  6. #6
    Searcher1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-05-2008
    Mesajlar
    1,465
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    "And olsun ki biz, onların:'O'na (Muhammed'e) bir insan öğretiyor kesinlikle.' Dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Buysa (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır."(Nahl, ayet:103)

    Sanırım Allah, insanların anadilleri dışında başka bir dil öğrenebileceklerini bilmiyor.

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı barristor tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Aslinda bu actigim konuda,Muhammedin bazi kolelerle olan soylesisinden dolayi,bu bilgileri onlardan aldigi ve Kurani o sekilde yazdigi dedikodusu yayilinca,Muhammed de bu ayeti yazmak zorunda kaliyor.
    Yani bunu, o kolelerden ogrenmediginin bir kaniti olarak ortaya koyuyor ama hala neden dilini bilmedigi o kolelerle sohbete gittigini anlatmiyor.

    Hatta belke biraz ben bu konu ile ilgili KURTUBI SITTEYE bir bakayim,bende dosyasi var..

    .

    Kölelerden daha çok yanında Sad bin Muaz var,yahudi olduğu söyleniyor,yahudilikten dönen çok önemli kişilerde var.Hz Haticenin ,o bölgede Habeşistan tarafından büyük gayretle hristiyanlaştırma çabalarının sonucunda ,hristiyan olduğundan,bu sebeple peygamberin başka kadınla evlenmesine izin vermediği,hatta kızı Fatma içinde vasiyeti olduğundan bahsediliyor.Yani öyle çölün ortasında bir kimse değil.


    En büyük şansı,doğu Roma devleti ile Sasanilerin birbirlerini yok eden savaşları,otorite boşluğu yaratıyor.

  8. #8
    Merdogan47 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-09-2005
    Mesajlar
    1,258
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    "And olsun ki biz, onların:'O'na (Muhammed'e) bir insan öğretiyor kesinlikle.' Dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Buysa (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır."(Nahl, ayet:103)
    Günümüz İslam büyüklerinden Hz. Bülent Arınç'ın deyimiyle, bu ayetin anlamı tevil yoluyla ikrardır..
    Bu Vatan, bizlere miras olarak değil, nesilden nesile devredilen bir emanet olarak bırakıldı.

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    17-01-2010
    Mesajlar
    15
    Karizma Gücü
    0
    Arkadaş, çok kolay anlaşılabilecek bir konudan kendinizce aleyhe bir açık yakaladığınızı düşünmüşsünüz. Ancak getirdiğiniz Ayet-i Kerime İslam'ın değil kendi açığınızın ispatıdır.

    Öncelikle apaçık indirilen, ağızdan çıkan, yazıya geçirilen "söz"dür, kelamın kendisidir. Dildir. Lisandır. Söz anlamı taşıyan bir vucud demektir. Söz vucudsa anlam ruhtur, özdür. Apaçık indirilmesi: Evvela anlamın kendisi değildir. Anlamı taşıyan ibarelerdir, kelimler, cümleler...

    Ümmi yani okuma yazması olmayan Peygamber Efendimiz, en mükemmel tarzda, zamanın en ünlü Arap hatip ve edebiyatçılarının HEPSİNİ susturacak tarzda bir "fasih" Arapça ile, bir benzerini hiç bir insanın söyleyemeyeceği bir lisan ile insanlara hitap ediyor. Diyor ki bunlar Allah'ın bana vahyidir. Allah'ın sözüdür.

    Mekke'nin müşrik Arapları da ağızları açık ayran delisi gibi bakıp kalıyorlar. Mükemmel bir Arapça... Benzerini kimse söyleyemiyor, teklif edilmesine rağmen kimsenin benzer cümleler bulamadığı bir kusursuz lisan. Beşer işine de benzemiyor. Peygamber efendimizi çocukluğundan beri tanıyorlar. 40 yaşından önce ondan böyle sözler işitmiş de değiller. İşitseler zaten "bu öncesinden böyleydi, bırakın kendi haline" derlerdi. Ümmi bir Mekkeli birden sözün efendisi oluveriyor. Peygamber olarak gönderildiğini söylemeye başlamasıyla acayip güzel Arapça ifadeler söylemeye başlıyor. Anlam veremiyorlar.

    Çaresiz kalıyorlar. Acaba bu mükemmel ifadeleri buna kim fısıldıyor diye bir itiraz kapısı, bir şüphe tohumu ekmeye çalışıyorlar. Yoksa bu Peygamberim diyen insan okuma yazma dahi bilmiyor ki eline bütün yazılı metinleri alsın da oradan buradan devşirip bu sözleri yapıp çatsın!

    Ve çaresizce bir takım iftiralara yöneliyorlar. Bu sihir olmalı, diyorlar. Ya da bunları başka biri öğretmiş, dikte etmiş olmalı, diyorlar. Peygamber Efendimizin sağına soluna bakıp dışarıdan gelen ve Arap olmayan kimler varsa (!) "acaba bunlar mı öğrettiler ki" deyince de faka basıyorlar. Mekke dışından gelenlerden başkasına ihtimal veremiyorlar sonuçta... Tuzağa düşüyorlar, başka ihtimal veremedikleri şahıs da Arap değil. Böyle mükemmel söz dizmesi hiç mümkün değil.

    Böyle mükemmel bir dil ile bütün bu tebliğ edilen konuları bu insanların Peygamberimize öğretmeleri de mümkün değil. Çünkü öğreten onlar olsa bu Ümmi Peygamberin hizmetine koşmazlar, kendileri hizmet edilen konumuna gelmek için çaba gösterirlerdi. Hayır, hiç biri efendilik iddia etmiyor. Hiç biri öne çıkmaya çalışmıyor. Hepsi Ümmi Peygamberin etrafında pervane... Bir sözüyle canlarını seve seve verecek derecede bağlı ve ona hürmetliler. Onlar öğretse, kendilerine teveccüh edilmesi için bir yerde patlak verirlerdi.

    İşte Allah, Peygamberimizin getirdiği kelamlar karşısında acziyete düşüp acaba o mu acaba bu mu, yok yok kesinlikle filan dedikleri bir ortamda Ayet indirerek, düştükleri tuzağı onların yüzlerine vuruveriyor: "Siz diyorsunuz ki bu kelamları Hz. Muhammed'e filan öğretmiş olmalı... O dediğiniz kimse Arap değil acemdendir. Acem olan (Arap olmayan), bu fasih, mükemmel sözleri bilmez ki nasıl öğretsin? Siz yalancılarsınız" (Nahl 104 ve 105'e de bakınız)

    Şimdi siz Türkçe bilen insanlar, Türkçe meale bakıp "Apaçık, fasih, mükemmel, beliğ, edip" Arapça Kur'an ne demektir kavrayamadığınız için kendinizce gelin güvey oluyorsunuz. Eminim ki şu an sizi okuyan ve az çok Türkçe bilen bir Arap size gülüyordur. ))))

    Ayet-i Kerimeyi daha iyi anlamak için mealler yetmez. Hiç bir meal yani Türkçe çeviri mükemmel değildir. Hatalar görülmektedir. Kelimelerin pek çok anlamlarını tercümeler yutabilmektedir. O nedenle, Mealle yetinilmemeli, mutlaka Tefsirlerden de konu takip edilmelidir. Tek bir tefsir değil. Mümkünse 5-10 itibar edilecek Tefsirden bakılmalıdır.

    Uzun olur hepsini yazmayalım. Sadece Taberi tefsirini yazıp bitirelim:

    Nahl, 103- Şüphesiz biz, kâfirlerin "Bu Kur'anı Hz. Muhammed'e bir adam öğretiyor." dediklerini çok iyi biliriz. Kur'anı Hz. Muhammed'e öğrettiğini iddia ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Kur'an ise açık, fasih Arapçadır."

    Şüphesiz ki biz, şu müşriklerin "Bu Kur'an Allah katından değildir. Bunu Hz. Muhammed'e bir insan öğretiyor." dediklerini çok iyi biliyoruz. Halbuki müşriklerin, Kur'an'ı Muhammed'e öğrettiğini iddia ettikleri kişi Arap değildir. Kur'an ise apaçık bir Arap diliyle inmiştir. Hiç, Arap olmayan birinin, böyle bir şeyi öğretmesi mümkün müdür?

    Müfessirler, müşriklerin, Resulullaha Kur'an-ı Kerimi öğrettiğini iddia ettikleri, Arap olmayan kişiden kimi kastettikleri hususunda şunları söylemişlerdir:

    a- Bazıları, Resulullah'a Kur'anı öğrettiği iddia edilen bu kişinin, Mekkede yaşayan ve Hıristiyan olan Bel'am isimli bir köle olduğunu söylemişlerdir.

    b- Bazıları da bu kişinin, Yeîş isimli bir köle olduğunu söylemişlerdir.

    c- Bazıları ise bu yabancı kişinin, Hıristiyan olan Cebir isimli bir köle olduğunu söylemişlerdir.

    d- Başka bir gurup Müfessir ise, bunların, Yesar ve Cebir isimli köleler olduklarını ve bunların Tevrat okuduklarını söylemişlerdir.

    e- Bazıları da bu kişinin, Selman-ı Farisî olduğunu söylemişlerdir. (Razi der ki: En uzak ihtimal de budur. Çünkü Ayet Mekke döneminde inmiştir. Selman-ı Farisi ise Medine'de Müslüman olmuştur.)

    Resulullah'a Kur'an-ı Kerimi bir insanın öğrettiği iddiası tamamen bâtıl (aslı olmayan yalan) bir iddia ve iftiradır. Zira Kur'anı Resulullah'a öğrettiği iddia edilen kişiler Arap bile değildirler. Kur'an ise fasih bir Arapça ile indirilmiş bir kitaptır. O dönemde Edebiyat alanında çok ileri gitmiş olan tüm Arap şair ve ediplerini susturmuş bu kimseler Kur'an-ı Kerim'in belagat ve fesahati karşısında âciz kalmışlardır. Bütün bu gerçeklere rağmen "Kur'anı, Arap olmayan birisi ona öğretiyor" iddiasının hiçbir dayanağı yoktur.

    Diğer yandan, eğer Kur'an-ı Kerimi Hz. Muhammed (s.a.v.) e öğreten birisi şayet bulunmuş olsaydı, o kimse kendi Peygamberliğini iddia eder veya kendisi önder olup birşeyler kazanmaya çalışırdı. Böyle birşey olmamıştır. Bunlar tamamen hayal mahsulü olup kâfirlerin yakıştırmasıdır.

    Aslında Kur'an-ı Kerimin belagatı ve fesahati karşısında âciz kalan kâfirler, ona, yeri gelmiş "Sihir" demişler, bazan "Şiir" demişler. Bazan da burada da zikredildiği gibi "O Kur'an, başkaları tarafından Ona öğretiliyor." demişlerdir. Bu sözleri, onların, Kur'an-ı Kerimin karşısında bocaladıklarının (bir ispatı ve) ifadesidir.
    Bu mesaj en son " 17.01.10 " tarihinde saat 05:01 itibariyle s.ruhan tarafından düzenlenmiştir...

  10. #10
    Searcher1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-05-2008
    Mesajlar
    1,465
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Ümmi yani okuma yazması olmayan Peygamber Efendimiz, en mükemmel tarzda, zamanın en ünlü Arap hatip ve edebiyatçılarının HEPSİNİ susturacak tarzda bir "fasih" Arapça ile, bir benzerini hiç bir insanın söyleyemeyeceği bir lisan ile insanlara hitap ediyor. Diyor ki bunlar Allah'ın bana vahyidir. Allah'ın sözüdür.
    Bu ifadeye göre ağzı biraz laf yapan herkes peygamber olabilir, sözün içeriği hiç önemli değil, yeter ki insana güzel gelsin, şiirsel gelsin.


    Ahzab/50 - Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helal kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

    Acaba bu ayette nasıl bir mükemmellik, nasıl bir ilahilik var? Bu ifadenin bir benzerini herhangi bir insanoğlu söyleyemez mi yani? Mesela ben çok rahatlıkla söylerim, hem de kapsamını çok daha genişleterek.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. telofonlara da virüs yazıldı
    2003 - 2004 Konuları bölümünde sheggy tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 17.06.04, 23:47

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •