• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
27 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    hakan3140 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-08-2007
    Mesajlar
    363
    Karizma Gücü
    5

    İslam'da Cariyelik

    "Önce altını kalın çizgilerle çizelim: Kur’an’da “cariye” kavramı geçmez.Sadece "Meleket aymanukum" kavramı geçer:
    MELEKET EYMANUKUM: Harfi harfine “Sağ ellerinizin sahip olduğu” demektir. Bu deyimle iki mananın kastedildiği anlaşılıyor;
    1- Veli, şahitler vb. meşru şartları yerine getirerek nikah sahibi olmak
    2- Savaş sonucu esir kadınlara sahip olmak.

    Yani ister hür ister esir böyle “meşru nikah sahibi olmadan” hiç kimseyle evlilik ilişkisine girilemeyeceği anlatılmak isteniyor. Çünkü “Sağ elin sahip olduğu” deyiminden maksat nikah mülkiyeti veya nikah sahibi olmaktır. Zira bu tabir henüz savaş ve esir kadın ele geçirmenin söz konusu olmadığı Mekke dönemi ayetlerinde de geçmektedir (70/30). Bu kavramın maksadı insanları zinadan menetmek ve yeni bir nikah bulunmaksızın veya eğer kadın memluke (esir, köle) ise nikah sahibi olmaksızın onlarla cinsi temasta bulunmaktan men etmektir. Cenabı-ı Hak bunu “sağ elin sahip olduğu” ile ifade etmiştir. Çünkü “sağ elin sahip olduğu” hem nikah ile evlenilen kadınlar hem de mülk olarak sahip olunan kadınlar hakkında söz konusudur (Razi)

    Demek ki savaşta esir alınan kadınlar, mübadele (esir değişimi) veya serbest bırakma söz konusu değilse, siyasi olarak esaret altında olurlar fakat onlarla cinsel ilişkiye girilemez.Bunun için her normal kadınla yapıldığı gibi ayrıca nikah kıyılması gerekir. Buna ise “eş” denilir. İslam vicdanı her ne şekilde olursa olsun “nikahsız” ilişkiye cevaz vermez.

    Ayette geçen “Ezvâcuhum ev ma meleket eymânuhum” ifadesi, “Yalnızca eşleri veya cariyeleri ile birlikte olanlardır.” değil; “Yalnızca eşleri yani meşru şekilde sahip oldukları ile birlikte olanlardır” manasına gelmektedir. Kadın erkek bütün eşleri kapsamaktadır. Çünkü 11 ayetlik yukarıdaki pasajda konu erkek ve kadın bütün müminlerin temel özelliklerinin sıralanmasıdır. Aradaki “ev” bağlacı seçenek bildiren “veya” değil; açıklama getiren “yani” anlamında kullanılıyor. Kur’an’ın kendi kendini tefsir ettiğine dikkat ediniz. “Düşünmek veya yani şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’dur” (Furkan; 25/62) ayetinde geçtiği gibi.Şu ayet ise, esir alınarak köle yapılan ve böylece evlilik dışı nikahsız cinsel ilişki kurulabilen kadın demek olan “cariye” uygulamasına yol olmadığının apaçık delilidir: “Hür mümin kadınlarla (muhsanât) bir yuva kurmaya güç yetirecek durumda olmayanlarınız, savaşta esir alarak sahip olduğunuz (ma meleket eymânukum) iman etmiş kadınları düşünebilir. Allah imanınız ile ilgili her şeyi biliyor. İman edenler artık birbirinin can yoldaşıdırlar. Şu halde onları namusuyla yaşamaları şartıyla, ailelerinden izin alarak ve mehirlerini vererek nikâhlayın.” (Nisa; 4/25)

    Dikkate edin, düpedüz ailesinden izinli, mehirli, normal (meşru) evlilikten bahsediliyor. Rızası olmadan, izin alınmadan, mehir verilmeden, nikah kıymadan, sırf savaşta elime esir düştü diye kadıncağızı cariye yapmak bunu neresinde? Her şeyden önce bu Kur’an’ın ruhuna ve vicdanına ters.


    Bugün yeniden üretilecek (inşa çağı) fıkhında bunun adı “savaş esirleri hukuku”dur. Buna göre bugün bir savaş olsa ve Müslümanların eline erkek ve kadınlardan oluşan yüzlerce esir düşse şunlar yapılır: Güvenliği sağlanmış korunaklı bir yerde bekletilirler. Ganimet olarak görülemezler. Esir alan askerlere dağıtılamaz, hiçbiri köle ve cariye yapılamaz. Evli olanların evlilikleri devam eder. Esir düştü diye ailesinden veya eşinden zorla koparılamaz, hangi dine göre kıyarsa kıymış olsun nikahı feshedilemez. Her türlü kötü muamele, angarya, işkence, tecavüz, cinsel taciz yasak olur. Misafir muamelesi görürler.

    Ya esir mübadelesi karşılığında serbest bırakılırlar.Ya fidye veya tazminat karşılığı salıverilirler.Ya örneğin, lisan belletme, teknoloji öğretme, meslek kazandırma vs. karşılığı üçer beşer serbest bırakılırlar.İçlerinden kendi istekleri ile evlenmek ve Müslüman toplumda yaşamak isteyen olursa, kendi rızasıyla, ailesinin izni alınarak (hatta çağrılarak) ve mehirleri tastamam verilerek bekarlarla telli duvaklı, davullu zurnalı baş göz edilip serbest bırakılırlar.

    Hz. Ömer’in hilafeti sırasında Suriye’nin fethi sebebiyle sayıları yüz bini bulan erkekli kadınlı esirler ele geçmişti. Bu kadar insana ne yapılacağı sorun olunca ...Hz. Ali: “Ey Ömer! Bunların hepsi Bizans’ın zulmü altında inleyen sefil ve biçare insanlardır. Artık bunlar bizim halkımızdır.Bunların kolları ve cesetleri kazanıldı, şimdi de yüreklerinin kazanılmasına sıra geldi. Görüşüm şudur: Hepsini kayıtsız şartsız serbest bırak! İslam’ın sevgi, merhamet ve adaleti altında saadetle yaşasınlar. Varsınlar çoluk çocuklarına kavuşsunlar.” (Filibeli Ahmet Hilmi; İslam Tarihi, shf. 287) Hz. Ömer bu görüşü büyük bir sevinçle kabul etti. Yüz bin esirin serbest bırakılması için derhal bölge komutanı Ebu Ebeyde b. Cerrah’a emir gönderdi.

    Hz. Peygamber’in iki tane cariyesi ... ilki Reyhane, Medine’deki Yahudi Kurayza kabilesine mensup bir hanımdı. Bu kabile ile yapılan savaş sonunda esir düştü. Hz. Peygamber Reyhane’yi önce serbest bıraktı sonra da evlenme teklif etti. O da kabul edince nikah kıyarak evlendi. (Belazuri,1, 920). Mariye ise babası İranlı, annesi Yunan Mısırlı Hrıstıyan bir hanımdı. H. 7 yılda Hz. Peygamber’in İslam’a davet mektubuna bir yazı ile karşılık veren Mısır Kralı tarafından gönderilmişti. Hz. Peygamber’in Reyhane’ye yaptığını ona da yaptığı anlaşılıyor. Çünkü Kur’an içlerinde Mariye’nin de olduğu Hz. Peygamber’in hanımlarından ayırdetmeksizin “Ey peygamber eşleri” diye bahseder.Başka bir tabir kullanmaz. Mesela şu ayette adı geçen hanım Mariye idi.“Ey peygamber! Eşlerini memnun etmek için Allah’ın serbest bıraktığı şeyi niçin kendine yasaklıyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır. Allah yeminlerinizi bir çözüme bağlamayı istemektedir.” (Tahrim; 66/1-2, Razi, Kurtubi, İbn Kesir, Zemahşeri). Tahrim, talak, zıhar vs. ise nikah sorumluluğu altındaki “eşler” için geçerlidir. Buradaki eş ise Hafsa, Aişe ve Zeynep ile aynı statüde olan Mariye idi. İhsan ELİAÇIK - haber10.com -"

    Yukarıda ki yazı tamamen alıntıdır. Kuran'ı okurken en önemli husus yazılan dilin mantık ve belagat kurallarını bilmektir. En basit şekliyle divan edebiyatına ait eserleri okurken şairin demek istediğini anlamak için edebi sanatlar başta olmak üzere divan edebiyatı kültürüne ve Osmanlı Türkçesine hakim olmak gerekir. Yoksa divan edebiyatını anlamıyorum bu ne biçim edebiyat der bir kenara atarsınız. Özellikle Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencileri ya da mezunları benim bu söylediklerimi daha iyi anlayacaktırlar.

    Hariçden gazel okumak ülkemizde en kolay ve yaygın meslektir. Bir işi tam olarak kavrayamadan tamam şimdi buldum mantığıyla iş görmemiz yaptığımız çıkarımları sakat bir hale büründürecektir.

    Alıntılanmış yazıda gayet açık bir şekilde cariye kurumu Kuran'nın temelinde incelenmiştir. Ki yazar Arapçaya gayet hakimdir ve kelimeleri etimolojik olarak incelemiştir.

    Ezcümle bu yazıyı forumda ki arkadaşlarla paylaşmak istedim. Saygılar
    hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
    merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
    ŞEYH GALİP

    ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş
    var ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
    gam çekme hakikatte eğer ârif isen
    farz eyle ki el'an yine âlem yoğ imiş.
    NEF'İ

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Değerli hakan3140,yukarıda alıntıladığınız yazıda ,insan aklına mantığına sığmayacak,hatta utanacağımız gerçekleri iyi niyetle açıklamaya,fakat bu mümkün olamıyacağından göz boyamaya ,kıvırmaya çalışılmış.Sonunda iyi niyet tamamen kandırmaya dönmüş.

    Cariyelik, bir ton laf oyunuyla açıklanmaya çalışılmış.

    Cariye nedir?...Cariye dişi köledir...Ona herşeyi yapabilirsiniz,hatta öldürebilirsinizde.

    Hz Muhammed'den evvelde cariyelik vardı,sonrada..Peygamberin sadece değişikliği,saygın sayılmayan ulusların yanında ,saygın sayılan uluslarda savaş nedeni ile ele geçince aynı muhameleye uğrayacaklarmıydı,evet, bu doğrultuda peygamber ayrıca teşfikde etti..

    İslamiyetden önce,Ümmü Eymen peygamberin cariyesiydi.Çok küçük yaşlardan itibaren peyambere cariye olarak bağışlanmış,küçüklüğünde ,peygamberden 13-14 yaş büyük olmalıdır,ona süt anneliği ve daha sonrada her türlü konuda hizmet etmiştir.
    Nasıl kız çocuğu 10 yaşları cıvarında ay hali gördüğünde hemen başgöz ediliyorsa,erkek çocuklarıda iyi erkek olsunlar diye,parası olan aileler erkekliği desteklensin diye cariyeler alabiliyorlardı.

    Peygamber Hz Hatice ile evlendiğinde,Hz hatice hemen onu uzaklaştırdı.38-39 yaşında olan Ümmü Eymen azat edilip,yine bir çocuk olan peygamberin evlatlığı Zeyd ile evlendirildi..

    Bence cariyelik nedir,kendiniz araştırın, bakın bakalım neymiş..

    Üstelik kuranla ,divan edebiyatının hiçbir ilgisi yoktur.


    Saygılarımla..
    Bu mesaj en son " 29.12.09 " tarihinde saat 22:20 itibariyle EL-TURUK tarafından düzenlenmiştir... Neden: yanlış yaptığımı düşündüm ,özür

  3. #3
    hakan3140 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-08-2007
    Mesajlar
    363
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı EL-TURUK tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Değerli hakan3140,yukarıda alıntıladığınız yazıda ,insan aklına mantığına sığmayacak,hatta utanacağımız gerçekleri iyi niyetle açıklamaya,fakat bu mümkün olamıyacağından göz boyamaya ,kıvırmaya çalışılmış.Sonunda iyi niyet tamamen kandırmaya dönmüş.

    Cariyelik, bir ton laf oyunuyla açıklanmaya çalışılmış.

    Cariye nedir?...Cariye dişi köledir...Ona herşeyi yapabilirsiniz,hatta öldürebilirsinizde.

    Hz Muhammed'den evvelde cariyelik vardı,sonrada..Peygamberin sadece değişikliği,saygın sayılmayan ulusların yanında ,saygın sayılan uluslarda savaş nedeni ile ele geçince aynı muhameleye uğrayacaklarmıydı,evet, bu doğrultuda peygamber ayrıca teşfikde etti..

    İslamiyetden önce,Ümmü Eymen peygamberin cariyesiydi.Çok küçük yaşlardan itibaren peyambere cariye olarak bağışlanmış,küçüklüğünde ,peygamberden 13-14 yaş büyük olmalıdır,ona süt anneliği ve daha sonrada her türlü konuda hizmet etmiştir.
    Nasıl kız çocuğu 10 yaşları cıvarında ay hali gördüğünde hemen başgöz ediliyorsa,erkek çocuklarıda iyi erkek olsunlar diye,parası olan aileler erkekliği desteklensin diye cariyeler alabiliyorlardı.

    Peygamber Hz Hatice ile evlendiğinde,Hz hatice hemen onu uzaklaştırdı.38-39 yaşında olan Ümmü Eymen azat edilip,yine bir çocuk olan peygamberin evlatlığı Zeyd ile evlendirildi..

    Bence cariyelik nedir,kendiniz araştırın, bakın bakalım neymiş..

    Üstelik kuranla ,divan edebiyatının hiçbir ilgisi yoktur.


    Saygılarımla..
    Görüşlere saygı duymak temel felsefemiz. Yorumunuz için teşekkürler yalnız divan edebiyatının Kuranla alakası yok demek çok büyük bir hatadır. Nedenini uzun uzadıya açıklamaya ihtiyaç yok. Ancak Divan edebiyatının kaynakları konusunu ve belegat olayını bilenler alakası olduğunu anlayacaklardır. Saygılar
    hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
    merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
    ŞEYH GALİP

    ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş
    var ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
    gam çekme hakikatte eğer ârif isen
    farz eyle ki el'an yine âlem yoğ imiş.
    NEF'İ

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Şu savaş sonucu ele geçirilen cariyelere hemencecik tecavüz etmek için toplu nikah mı kıydılar acaba sevgili Hakan?

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı hakan3140 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Görüşlere saygı duymak temel felsefemiz. Yorumunuz için teşekkürler yalnız divan edebiyatının Kuranla alakası yok demek çok büyük bir hatadır. Nedenini uzun uzadıya açıklamaya ihtiyaç yok. Ancak Divan edebiyatının kaynakları konusunu ve belegat olayını bilenler alakası olduğunu anlayacaklardır. Saygılar
    Yoksa divan edebiyatını anlamıyorum bu ne biçim edebiyat der bir kenara atarsınız..Demişsiniz..


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? 54 / KAMER - 40


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? Kamer 22/54

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve işte Biz onu (Kur'an'ı) böyle apaçık ayetler olarak indirdik. Çünkü Allah istediğine hidayet eder. 22 / HACC - 16

    Divan edebiyatını her ne kadar okulunu okumasakta eskiden liselerde ,en önemli derslerden biriydi, az çok bilirim..

    Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
    Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır.
    Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hakimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir.
    Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir.
    kaynak..http://www.edebiyatogretmeni.net/divan_edebiyati.htm


    Sonuç... Allahın olduğu sözler ,evet asla basit olmamalı,her devre ,her yöreye hitap eder şekilde olmalı.İnsanların her anında yararlanabileceği ,yol gösterecek şekilde olmalı..

    Bu bilimle anlatılabilir ama divan edebiyatı ile anlatılamaz.Divan edebiyatı mantığı güdülmüşse işte buda Allahın sözü olmadığı anlamında bir hatadır.

  6. #6
    hakan3140 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-08-2007
    Mesajlar
    363
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı EL-TURUK tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yoksa divan edebiyatını anlamıyorum bu ne biçim edebiyat der bir kenara atarsınız..Demişsiniz..


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? 54 / KAMER - 40


    Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? Kamer 22/54

    Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ve işte Biz onu (Kur'an'ı) böyle apaçık ayetler olarak indirdik. Çünkü Allah istediğine hidayet eder. 22 / HACC - 16

    Divan edebiyatını her ne kadar okulunu okumasakta eskiden liselerde ,en önemli derslerden biriydi, az çok bilirim..



    kaynak..http://www.edebiyatogretmeni.net/divan_edebiyati.htm


    Sonuç... Allahın olduğu sözler ,evet asla basit olmamalı,her devre ,her yöreye hitap eder şekilde olmalı.İnsanların her anında yararlanabileceği ,yol gösterecek şekilde olmalı..

    Bu bilimle anlatılabilir ama divan edebiyatı ile anlatılamaz.Divan edebiyatı mantığı güdülmüşse işte buda Allahın sözü olmadığı anlamında bir hatadır.

    Şimdi ayetlerden çıkardığınız yorum şu herhalde bu Kuran'ı o kadar basit bir şekilde indirdik ki sokaktan geçen anlayabilir bilmem yanılıyor muyum?

    Benim yorumum bu doğrultuda değil. Kuran'ı anlamak için belli bir birikim seviyesini geçmek gerektiği inancındayım. "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?"

    Divan edebiyatı konusuna gelince, divan edebiyatı kaynaklarının başında Kuran gelir. Bunu bir yere not edin yani divan edebiyatının bilgi kuramının temeli Kuran'dır. Bu konuyu daha detaylı Prof.Dr.Mine Mengi hocanın Eski Türk Edebiyatı Tarihi kitabından bakılabilir.

    Divan edebiyatının dili malumunuz Osmanlı Türkçesi bu Osmanlı Türkçesi öyle bir yapıya sahip ki cümle yapısı bozulana kadar yani 16y.y.a kadar Türkçe özelliği gösteriyor. Sonrasında Arapça ve Farça başta olmak üzere diğer dillerin saldırısına uğruyor. Tabi cümle yapısıda Arapça'dan aşırı derecede etkileniyor değişiyor. Kuran'ın dili eski arapçadır ancak divan edebiyatıda arapça'dan geçen mazmunları anlatım biçimlerini kullanmıştır. Konu daha uzun hatta dediğim gibi ders konusu benden bu kadar saygılar.
    hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
    merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
    ŞEYH GALİP

    ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş
    var ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
    gam çekme hakikatte eğer ârif isen
    farz eyle ki el'an yine âlem yoğ imiş.
    NEF'İ

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Değerli arkadaşımız hakan3140 bunu bizler yorumlayamayız.Yorumlayanlar zaten yorumlamış.Bizler zaten onların anlatımlarına bakıyoruz.

    Benim bir konum var, biraz sıkıcı olduğu için (yani uzun yazı) yeteri kadar ilgi çekmedi,malesef forumda uzun yazılar okunmuyor ama istersen bir ona bak.Dünyanın en eski kuranı..Şimdi bile o kuranı okuyabilecek,daha doğrusu anlayabilecek ve bundan bir din çıkarabilecek insan yok.Herşey zincirleme anlatandan, anlatana gelmiş.

    Bizim bütün bu yorumlarımız,fikir yürütmelerimiz en son anlatana göre..

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Biz erkekler için...

    Hey gidi heyy,ne günlermiş onlar..

    Burada kendimizi paralıyoruz şu aptal kadınlar için.Hepsi boş galiba...



    Madem öyle,laga lugayı boş verelimde ,güzel günlere dönelim bence


    Evlenmeyi boş verin parayı bulun cariye alın
    Eklenmiş Resimler Eklenmiş Resimler

  9. #9
    Searcher1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-05-2008
    Mesajlar
    1,465
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Demek ki 1400 yıldır hiçkimse "Meleket aymanukum" ifadesinin cariye değil de, nikahlı kadın anlamına geldiğini kimse anlayamamış, hatta anadili Arapça olanlar bile. Desene bütün İslam alemi yanlış biliyormuş bu ifadenin cariye anlamına geldiğini.

    Düşünmek veya yani şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’dur” (Furkan; 25/62)
    Yazıda ev bağlacının veya anlamında değil de yani anlamında kullanıldığını kanıtlamak için verilen ayetteki kalın yazılmış kısma dikkat edin, karmaşık bir cümle olmuş ya neyse, iddiaya göre şükretmek kelimesi düşünmenin açıklamasıymış. Şükretmek, nasıl düşünmenin açıklaması olabilir ki, apayrı kavramlar.

    Ayetin Diyanet çevirisi şu şekilde:
    Furkan/62. O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir.

    Esir alınarak köle yapılan ve böylece evlilik dışı nikahsız cinsel ilişki kurulabilen kadın demek olan “cariye” uygulamasına yol olmadığının apaçık delili denen ayetin tamamına bir bakalım:

    Nisa/25. Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları halinde sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    Ayete göre, cariyenin hür bir müslümanla evli olması bile, cariyelik statüsünü değiştirmiyor, cariye yine cariye, çünkü zina yaparsa ona hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı uygulanıyor.

    Kuran'ı anlamanın en iyi yolu, ayetlerin iniş(!) sebeplerini incelemektir. Bilindiği gibi, Kuran tek bir inmiş(!) bir kitap değildir, ayetlerin büyük bir kısmı, bir olay sonrasında yazılmıştır. Tahrim süresi'nin bazı ayetleri de Muhammed'in Mariye ile Hafsa'nın gününde, Hafsa'nın evinde yatması sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu olay aşağıdaki İslami kaynaklardan yapılan alıntılarda ayrıntılı olarak anlatılır.

    Tahrim/1. "Eşlerinin rızasını gözeterek, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi ni*çin kendine yasak ediyorsun? Allah bağışlayandır, acıyan'dır."

    Ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

    1- Mariye ile ilgili rivayetler:

    a- İbn Cerîr et-Taberî'nin İbn Abdurrahîm kanalıyla Zeyd ibn Eslem'den rivayetle tahric ettiği bir haberde o şöyle anlatıyor:

    Allah'ın Rasûlü (sa) bir gün hanımlarından birinin odasında oğlu İbrahim'in annesiyle temasta bulundu. Onu gören hanımı:

    "Ey Allah'ın elçisi, benim evimde, benim yatağımda ha?" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah onu (İbrahim'in annesini) kendisine yasakladı. Bu sefer de hanımı:

    "Ey Allah'ın elçisi, sana helâl olan bir şeyi kendine nasıl yasaklarsın?" dediyse de Rasûl-i Ekrem (sa) onunla bir daha asla birleşmiyeceğine dair hanımına yemin etti ve bunun üzerine: "Ey O Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu gözeterek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi neden kendine haram ediyorsun?" âyet-i kerimesi nazil oldu.[4]

    b- Taberî'nin Saîd ibn Yahya kanalıyla İbn Abbâs'tan rivayetle verdiği haber biraz daha detaylı. Bu rivayette İbn Abbâs şöyle anlatıyor: Ben, Hz. Ömer'e:

    "Allah Tealâ'nın haklarında "Eğer her ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz gerçek*ten kaymış olan kalbleriniz düzelmiş olur..." buyurduğu iki kadın kimdir?" diye sordum.

    "Onlar Aişe ve Hafsa'dır." deyip şöyle devam etti:

    "Sözün başlangıcı İbrahim'in kıbtî olan annesi hakkındaydı. Hz. Peygamber (sa), Hafsa'nın sırası olduğu günde ve onun odasında İbrahim'in annesiyle temasta bulunmuştu. Hafsa onları kendi odasında o şekilde bulunca:

    "Ey Allah'ın elçisi, benim gü*nümde, benim nöbetimde ve benim yatağımda ha? Eşlerinden hiçbirine yapma*dığın bir şeyi (bir kötülüğü) bana yaptın." dedi. Rasûlullah (sa):

    "İstemez misin ki ben onu kendime haram kılayım da bir daha ona hiç yaklaşmıyayım." buyur*du. Hafsa'nın:

    "Evet isterim." demesiyle de Hz. Peygamber onu (cariyesini) ken*dine haram kıldı ve:

    "Bunu başka birisine sakın söyleme." buyurdu. Ancak Hafsa bu sırrı saklıyamayıp Hz. Aişe'ye söyledi de Allah Tealâ onun, bu sırrı açığa vurduğunu bildirdi ve

    "Ey O Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu gözete*rek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi neden kendine haram ediyorsun?" âyet-i ke*rimesini indirdi.[5]

    c- Muhammed b. Mansur et-Tûsî, Ali b. Amr b. Mehdî'den, o Hüseyn b. İsmail el-Mehamilî'den, o Abdullah b. Şebib'den, o İshak b. Muhammed'den, o Abdullah b. Ömer'den, o Ebu'n-Nasr Mevla Ömer b. Abdillah'tan, o Ali b. Abbas'tan, o İbn Abbas'tan, o da Ömer'den bize şunu rivayet etti:

    "Rasulullah (s.a.v.) oğlunun annesi olan Mariye ile, Hafsa'nın evinde cinsî mü*nasebette bulundu. Hafsa, Rasulullah (s.a.v.)'ı ve Mariye'yi kendi evinde buldu. Dedi ki:

    "Onu benim evime niçin soktun? Hanımlarının arasında bunu bana neden yaptın? Benim sana olan sevgimden mi yaptın?" Rasulullah (s.a.v.) ona:

    "Sen bunu Aişe'ye söyleme. Eğer Mariye'ye bir daha yaklaşırsam, o bana haram olsun." buyurdu. Hafsa dedi ki:

    "O, senin cariyen olduğu halde sana nasıl haram olur?" Rasulullah (s.a.v.) ona yaklaşmamaya yemin etti ve Hafsa'ya buyurdu ki:

    "Bunu kimseye söyleme."

    Hafsa bu konuyu Aişe’ye söyledi. Rasulullah (s.a.v.) da kadınlarına bir ay yak*laşmamak üzere yemin etti ve onlardan yirmi dokuz gece uzak kaldı (ila yaptı). Allah Teala da bu âyeti indirdi."[6]

    d- Enes'ten sahih bir senetle Nesâî ve Hâkim anlattı. Enes:

    “Rasûlullah'ın cariyesi vardı, onunla cima ederdi. Hafsa ve Aişe Rasulullah’ın (s.a.v.) onu nefsine haram kılmasını arzu ederdi. Bunun üzerine Allahü Teâlâ, Tahrim: 66/1 âyetini indirdi.” [7]

    e- Ebu Hüreyre hadîsinden zayıf bir senetle Taberânî anlattı:

    “Rasûlullah Mariye'yle Hafsa'nın evinde cinsî münâsebette bulundu. Hafsa eve geldi, Mariye'yi Rasûlullah ile beraber buldu. Dedi ki:

    “Diğer hanımlarının evinde değil de benim evimde mi?” Aleyhisselâm:

    “Mariye'ye dokunursam o bana haram olsun ey Hafsa, bunu gizle.” buyurdu. Hafsa evinden çıktı, Âişe'ye geldi ve durumu ona anlattı. Allahü Teâlâ, Tahrim: 66/1-2 âyetlerini indirdi.[8]

    Bu kaynaklarda da görüldüğü gibi Mariye, Muhammed'in cariyesidir. Tek ayrıcalığı, Muhammed'den çocuk sahibi olmasıdır.

    Reyhane'nin Muhammed'in cariyesi mi, yoksa nikahlı karısı mı olduğu konusunda İslami kaynaklarda kesin bir bilgi yok. Ölene kadar cariye olarak kaldığı da yazıyor, sonradan İslam'ı kabul edip nikahlandığı da. Kesin olan, Beni Kureyza savaşı sonrası elde edilen ganimetler arasında olduğu.

  10. #10
    mustangank adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-11-2009
    Mesajlar
    145
    Karizma Gücü
    3
    dünyada aptallar olduğu mütteçce, padişah denilen şahıslar daha çok cariye becerir, aptallar ise mastırbasyon ile geçinmeye devam eder

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •