-sıkıştı akrep ile yelkovan arasına yaşam
kan sızdı duvarlardan /güçsüzdü avuçlar
asılı kaldı gözler buğusuna bir beyaz kelebek kanadı
sonsuza giderken sen...-
karanlık acıya döllenmişti zaman
zoraki iniş yaptığımız cehennemde
öz kırığı kristal parçalar kanattığında tenimi
kaçış kapıları kapanıp kilitlenirken üzerimize
herhangi bir şekilde herkes gibi orada değildi O
derin bir iç çektiğimde
kumlu aynalara yansıdı yüzüm
o bende gülüyordu ve bunu kimse görmüyordu
günleri geri sayarken
ölmeyi istedi o - yaşamayı istedim ben
yeniden dediğinde
çok geçti inşası mümkünsüz kırılmaların
emindi ait olduğu yere
bense korkmuştum mutluluktan
üzgünken umut bu hapishanede
onlar kendini arıyordu umutsuzlukta
buz dağının doruğuna saplanmıştı mantık
karanlıkları adım adım yırtarken iç yürüyüş
giz-sır nefesindeydi aslında
üşüyordum…
hissettiğimde intihar zamanların kargaşasını
ve düşündüğümde ne kadar zordur bulmak kendini
sarsmalı insanı bazen kafasında kurduğu hayaller dedi biri
başka Yaratıcı yok dedi diğeri
vicdan hesap sorduğu anda zaman duracaktı oysa
yaramaz ilahlar alay ediyorken gözleri açık
loş koridorda doğruluyordu saklı silahlar
onların yüzlerini ezerdim senin gözyaşlarına rağmen
“geçimsizdi yalan
ağır bir tokattı gerçek”
kan omurganın aşağısına döküldüğünde
derinin düşündüğünden daha derin olduğunu gördüğünde
tarifsiz acıyı yenmek isteyeceksin
şafak günbatımına döndüğünde
ihtiyaç duyacaksın yakmaya
ölüme yalvaracaksın
kanayacaksın kaçışın olmadığı uyumuşluğa
kötü duyguları gömerken toprağa
bilmediğim bir el yordamıyla
defalarca kazıdım tırnaklarımla
düşen tek bir tohumu suladı gözyaşlarım
sakladı koynunda tarifsiz acıyla
başka kimse - evet hiç kimse yoktu yanımda
sırlarım usulca yanaştığında beni ben öldürdüm soğukkanlığımla
anladım…
Alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



