Hangi İnsan
Kayan bir yıldız misali akıp giden zaman içerisinde, yaşamın değişik alanlarında karşımıza çıkan insanların, kendilerinden çok üstlendikleri rollerine anlamlar yükleriz.İnsanların üstlenmiş oldukları bu rollerine verdiğimiz önemi daima da ön planda tutup,ruhsal derinliğinin gerçeklerini ise reddederiz. Böylesine anlamlar ve değerler yüklediğimiz bu insanların, hiçte beklenilmeyen duygusal veya davranışsal tepkilerine şahit olduğumuzda ise yaşadıklarımızı hayretle ifade ederiz.Yaşanılan bu ve benzeri deneyimlerden sonrada kendi kendimizle başbaşa kaldığımızda ise, yahu ben bu insanı bu güne kadar nasıl olurda tanıyamamışım diyede, kendi kendimizi sorgularız. İşte burada yapılan en büyük yanlışlık; günlük yaşamın gerçekliği içerisinde, insanları sadece ve sadece dıştan şahit olunan rolleri ile değerlendirmemizdir.
Örneğin bir konferansta kürsüye çıkarak,dünyayı bir kardeşlik ve barış köyüne dönüştürmek istediğini ifade eden birisini, sadece bu sosyal ortamdaki davranışı ve duygulanım biçimi ile değerlendirirseniz, bu insanın ne kadarda insancıl ve barışçıl birisi olduğunuda doğrudan kabul etmiş olursunuz.Oysa bir gün bir yerde seyredeceğiniz veya okuyacağınız bir haberle, o çok iyi ve değerli birisi diye zihninizin köşesine oturttuğunuz insanın, dünyayı kana bulamaya ve de insanları iliklerine kadarda sömürmeye çalışanların en büyük destekçisi rolüne soyunduğuna şahit olduğunuzda ise, yanılmış olmanın dayanılmaz ezikliğini bütün ağırlığı ile hissedersiniz.İsterseniz çevrenize şöyle bir bakında, gözlerinizin içerisine baka baka müslüman ve Türk olmaktan ne kadarda gurur duyduğunu söyleyenlerin Kerkük ve Telaferdeki müslüman Türkü katledenlerinde en büyük destekçileri olduğunu da fark edin. Yani esas yüzleri dıştan maskelenmiş olanların, ruhsal derinliklerindeki gerçek yüzlerini görün.
Aslında Her insan kendi başına farklı bir dünyadır. Kendine özgüde duygulara, düşüncelere ve davranış potansiyeline sahiptir.Ancak bu insanlar arasındaki, asgari benzerlikler ise sosyal gruplaşmaların ortaya çıkmasınada zemin hazırlar. Bir köy kahvesinde aynı masa etrafında toplanmış insanlar, görünürde biribirilerine son derece uyumluymuş izlenimi verirlersede, herbiri kendi evine döndüğünde veya herhangi bir şekilde kendikendileriyle başbaşa kaldıklarında, daha kısa bir süre önce, birlikteyken son derece uyumlu oldukları görüntüsü verdikleri insanları, zihinlerinin derinliklerinde sorgulamaya ve eleştirmeye başlarlar.Bu durum insanın derinlik psikolojisinin bir gerçeğidir.Görünürde herkesin şiddetle reddettiği, ancak gizliden gizliye de insanları yönlendiren ve de kendi aralarında kıyasıya bir savaşın yaşanmasına neden olan gerçek bir potansiyeldir. Ancak! işin en keyifli yanı da nedir biliyormusunuz? Zihninin derinliklerini az çok tahmin edebildiginiz insanın, içsel olarak beyninde taşıdıklarını dış dünyaya karşı reddettiğini görebilmektir.İnsan oğlu gerçekten çok karmaşık dinamikleri olan tam bir muammadır.
Buna dayanaraktan size birde somut ipucu vereyim. Siz hiç insanlık tarihi boyunca ben savaş taraftarıyım, diğerlerini öldürmeliyiz diyen veya rüşvet almalıyız, çünkü rüşvet bizim hakkımız dır diyebilen bir siyasetçiye rastladınızmı .Eminimki hepinizin buna cevabı kocaman bir hayır olacaktır. Ancak siz hiç dünyada savaşların olmadığı veya rüşvetlerin dönmediği bir dönem biliyormusunuz? Eminimki bununda cevabı yine kocaman bir hayır olacaktır. O zaman sizlere, bu kadar savaşların başlatılmasının emirlerini veren veya bu kadar rüşvetleri alıpta ceplerine indirenler uzaylılarmıydı diye sorsam, buna ne cevap verirdiniz? Eminim ki bu defada kafanız karışıp, şaşırır kalırdınız.Yani dış dünyaya sözel olarak ifade edilenler ile, ruhsal derinliklerin gerçeklerinin neden olduğu davranışlar bir birinden son derece farklıdır.Var olan bu gerçek gereği gibi önemsenipte kullanılmadığından, sosyal ve siyasi yaşamımız hep skandallar ve hayal kırıklıkları ile dolmuştur.
Tabii bunları ben demiyorum. İnsanın derinlik psikolojisi ile uğraşan onbinlerce bilim adamı söylüyor. Üstelikte bunlar hayatın en önemli noktalarındaki çok önemli pozisyonları işgal ediyorlar. Psikolojik harp'ten tutunda reklam dünyasına kadar olan bütün mevzileri ele geçirmiş ve dünyaya da yön veriyorlar.Geçenlerde bir yazı okuduğumda bazı açılardan gerçekten ne kadarda geri kaldığımızı çok derinden hisettim.
Adamın birisi dış dünya ile mücadele etmede, açıkcası savaş vermede, halen namluların sıcaklığından filan bahsediyordu. Oysa dönüpte gelişmiş dünyanın insanlarına baktığınızda ise, adamlar seçmiş oldukları savaş yöntemleri gereği, internet ve diğer bilişim teknolojilerini profesyonelce kullanaraktan, insanlarımızın zihinlerini ele geçiriyorlar. Sonrasında da Zihinleri el geçirilmiş insanlarımızın bedenlerinide kendilerine hizmet ettiriyorlar. İşte şimdiki savaşlar bu anlamlarda veriliyor. Yani ! gelinen noktada,bizim sıcak namlular ile verilebilineceğini düşündüğümüz savaş biçimi, uzay teknolojisinin karşısında kağnı rekabet etmeye benziyor.
GÜNÜN SÖZÜ : GÖVDEYİ ÖLDÜRENLERDEN KORKMAYINIZ.
RUHU ÖLDÜRENLERDEN KORKUNUZ.
EFLATUN
Yalçın Güzelhan/ORTADOĞU


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla