Mahkeme duvarlarında yazan “Adalet mülkün temelidir” sözünün değerini yaşayarak öğrendik.
Adaleti baskı altına alınmış bir toplum huzur ve güven hasreti içinde tedirgin ve mutsuz oluyor.
Bunu biliyoruz çünkü kendimiz böyle bir cenderenin mağduruyuz.
Demokrasinin arızaya geçtiği dönemlerde yargıya bakmak lâzım; yargı ayakta durmaya devam ediyorsa ümit var demektir.
İki gün önce Yargıtay Başkanı Gerçeker siyasi iktidarın yargı üzerinde kurduğu vesayete itiraz eden cesur bir çıkış yaptı.
Yargıtay’daki boş hâkim kadrolarına yapılacak seçimi kilitleme amaçlı iktidar baskısını ve telefon dinlemeler konusundaki yanlışları eleştirirken “Yangın büyüyor, ateş bacayı sardı” diye bağırdı.
Adaletle ilgili sorunun vahameti yüksek yargıdan yansıyan alârma siyasi iktidarın ve güdümündeki yasamanın kulak asmamasından kaynaklanıyor.
Bağımsızlığını umutsuzca savunmaya çalışan yargıdan başka kurum kalmadı Türkiye’de.
Hesap sorulacak
Toplumun aklı olan üniversiteler özgür ve yaratıcı düşünceler üretmekten uzaklaştı.
Toplumun vicdanı olan medya ve sivil toplum örgütleri, devlet terörü estiren araçlarla susturulmuş durumdalar.
Yöneticilere toplum adına kimse gerçek soruları soramıyor.
Ama bu korkuları yenebileceğimiz günlerin vaadini taşıyan bir aydınlık için adalet varlığını duyurabiliyorsa ümit de var olacaktır.
O ümidi canlandıran haber dün Danıştay’dan geldi.
Hâkim ve savcıların telefonlarının dinlenmesini sağlayan yönetmeliğin yürütmesini durduran Danıştay 5. Dairesi dinlemeyi yapan Adalet Bakanlığı müfettişlerinin de soruşturulmasına karar verdi.
Yürütmesi durdurulan o yönetmelikle Adalet Bakanlığı müfettişlerinin talebi üzerine 65 hâkim ve savcının telefonları dinlenmiş, teknik takip bağlamında ortam dinlemesine hedef seçilmişlerdi.
Ve onların hiçbiri suçlanamadı, hepsi “temiz” çıktı.
Bakan da ödesin..
Elbette bu hâkim ve savcıları izleten müfettişler hesap vermelidir.
“Hangi kuvvetli şüpheye dayandıkları” konusunda, izleme kararını çıkaran mahkemelerin hâkimlerine de hesap sorulmalıdır.
Demokrasilerde devlet vatandaşına pusu kurmaz.
Halbuki bu uygulamada hâkimler ve savcılar pusuya düşürülmek istenmiştir.
Müfettişler keşke “emir kulu” olmasalar ama acı gerçek tersini söylüyor. Ve bu durum, ortaya bir siyasi sorumlu çıkarıyor.
Azmettirici olan siyasi iktidardır; tümü masum 65 hâkim ve savcıyı töhmet altına sokup konuşmalarını dinleten ve bu pusudan elde edeceğini umduğu delillerle yargıyı ele geçirme planları yapan irade adına hiç değilse Adalet Bakanı bedel ödemek sorumluluğu altında değil mi?
Öyledir elbet... Batı’da böyle şey olmaz.
Olursa hükümet istifa etmek zorunda kalır. Ama bizde sorumlu bakan bile, bırakın çekilmeyi özür dileme zahmetine dahi girmeyecektir.
Danıştay’ın kararı, yargının onurunu koruma kararlılığını yansıtıyor.
Haksızlığın, tertip ve tuzakların üremesine yarayan karanlığın hesabını bozuyor.
Bundan mutlu olmalıyız.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla