Bugün İsrail Büyükelçimiz’e yapılan hakareti ve onun da hiç fark etmemiş gibi gülerek oturmasını yazacak ve kendisine acilen Ömer Seyfettin’in “İncili Kaftan” hikâyesini okumasını önerecektim ama dün başladığım yazıyı bitirmem gerekiyor.

Yerim kalmadığı için Ali Bayramoğlu’nun “Türkiye, Sovyetler Birliği’nin Gorbaçov döneminde yaşadığı dönüşümü yaşıyor” benzetmesine değinemedim. Aralarında siyasetçilerin, hukukçuların da bulunduğu okurlarımızdan: “Çoktan tarihe karışmış Sovyetler Birliği’nden söz eden yazar o değişimde de bugün Türkiye’deki gidişte de esas belirleyicinin ABD olduğuna neden hiç değinmemiş” diyen çok sayıda mektup geldi. Bunun üzerine; 1989 yılında Zürih’te sahip olduğu kültür merkezi ile yayınevinin aynısını bir kültür faaliyeti olarak ve Gorbaçov’un isteğiyle Rusya’da kurmak üzere Moskova’ya giden, daha sonra da bir süre “Gorbaçov yönetiminin Kültür Danışmanlığını” yapan uluslararası araştırmacı yazar Aytunç Altındal’a sordum:

Şunları söyledi; “Gorbaçov döneminde Sovyetler Birliği’nin üretim tarzı ve üretim ilişkilerinin rejimi değişti, sosyalist sistemden kapitalist ekonomiye geçildi. Türkiye’de böyle bir şey mi oldu, mülkiyet rejimi değişikliği mi var, temelde bir rejim değişikliği var da biz mi görmüyoruz? ‘Gorbaçov’un yaptığı yapılıyor’ demek Sovyetler’deki olaylardan tümüyle habersiz olunduğunu gösterir. Türkiye’de bugüne kadar darbeleri ordu yapmıştı, bugün sivillerin darbe niteliğinde girişimleri söz konusudur. Yapılan ‘devleti tasfiye etme’ değil, laik devleti tasfiye etme girişimidir. Bunları gizlemek için Gorbaçov örneği de çok yanlış bir örnektir.”

HEP ÖRTÜLÜ CÜMLELER

Haydi bu yanlış yapıldı diyelim, ya ertesi gün “Kürt meselesi”, “Açılım durursa büyük bedel ödenir” laflarını tekrarlayarak yaptığı uzun konuşmada Kürt meselesinin ne olduğu, BDP’nin ve tabii amaç terörü yok etmek olduğuna göre PKK’nın meselesi ile hükümetin meselesinin neden birbirleriyle alakasız olduğu, hangi talepler karşılanırsa bu meselenin çözüleceği neden analiz edilmemiş?

Edilmemiş çünkü talepler dile getirilecek gibi değil. Onun için sloganlarla, üstü örtülü cümleler ve laf oyunlarıyla, bir yandan hükümete de “değişirseniz sizin için de kötü olur” mesajlarıyla idare edeceksiniz.

Ertesi gün kendi gruplarından bir başka isim “Türkiye’nin asla otoriter bir rejime gitmediğini, böyle bir süreçte örneğin Ergenekon’u buna delil gösterenlerin yanıldığını, yanlış ve haksız gözaltıların olabileceğini” söylüyor, daha sonra da “AKP’nin verdiği demokrasi mücadelesinde, yapmak istediği Anayasa değişikliğine ‘sistem içinde güçlü olanlar’ın izin vermediğini” öne sürüyor ve soruyordu “AK Parti’nin yapmaya çalıştığı Anayasa’da temel hak ve özgürlükleri boğan hangi madde vardı?”

BİRAZCIK YASA DIŞI!

Tabii, ayrıca bir hukukçu olan Bülent Arınç’ın “Dinlemeler yasa dışı olabilir ama o konuşmalardaki hukuksuzluğun hiç mi önemi yok” diyebildiği, bir hükümetin (Adalet Bakanlığı ‘Ben dinlettim’ diyor) yasa dışı bir olaya imza atmasını hukuki bulabildiği bir ülkede “başkaları ne demiş” diye sorulmaz artık ama... Yanıltmanın, saptırmanın bir sınırı olmalı, değil mi efendim?

Bu konuşanların hukukta usul kurallarının böyle anlamsız sözlerle küçümsenemeyeceğini, yasa dışı olaylara ve yanlış/haksız tutuklamalara (gözaltı değil) mazeret aranamayacağını bilmeleri gerekiyor. “Otoriter rejim” vurgularının sadece Ergenekon meselesiyle sınırlı olmadığını; medyadan yargıya, üniversitelerden sivil toplum kuruluşlarına ve vatandaşa kadar herkesin ve her kesimin karşı karşıya olduğu ağır baskıdan söz edildiğini hatırlayıvermeleri gerekiyor.

Acaba “demokratikleşme, modernleşme” incilerini sıralayanlar neden bu baskıları veya örneğin asıl demokratikleşme olan “seçim sistemi, partiler yasası, yüzde 10 barajı, dokunulmazlıklar” gibi konuları hiç ağızlarına almıyorlar?

AKP’nin anayasa değişikliği “temel hak ve özgürlükleri boğan madde” nedeniyle mi yoksa Anayasa’nın “değiştirilemez ilk 3 maddesi” ile bağlantılı olduğu daha önceden de bilinen 42’nci madde nedeniyle mi yapılamadı? AKP’nin “cumhurbaşkanını halkın seçmesi” ile ilgili Anayasa değişikliğine neden itiraz edilmedi de buna edildi?

Sonra acaba hangi ülkede “rejime karşı eylemlerin odağı” olanlara Anayasa değişikliği yapma imkânı verilmiştir ki?

Bunların cevabı yok maalesef... At ortaya bir söz, anlayan anlasın anlamayanı belki inandırırsın taktiği...

Bilerek “zihinsel kaos” yaratanların uzman kesilmeye hakkı olmamalı!