Savaştan sonra SSCB en karlı duruma geçmişti. Doğu Avrupaya yayılmış ve hatta Akdeniz sınırına gelmişti. Doğu Bloku adını verdiğimiz blok o zaman oluşmaya başlamıştı. Savaştan evvel aklına bile gelmeyecek yerler artık SSCB işgali altındaydı.
Aynı şekilde ABD'de siyaset sahnesine çok güçlü bir şekilde gelmişti. Artık Almanya ve Fransa sahneden çekilmiş, İngiltere yıpranmıştı. ABD ise Avrupada ve Japonyada askeri gücüyle varolmaya başlamıştı.
Artık zaman ABD ve SSCB'nindi. Tüm dünyada böyle bir denge kurulmaya başlamıştı. Çift kutuplu bir dünyaya adım atmıştık.
Bu esnada hepimizi ilgilendiren çok önemli bir durum oluştu. Türkiye bu ikiliden hangisine yakın duracaktı. Komünizme karşı olan kadroların ağırlıklı olması SSCB ile ilişki kurmayı zorlaştırıyor, ABD ise yakınlaşmamızı sağlıyordu.
O esnada asıl büyük kriz patlak verdi.
Stalin Türkiyeden Moskova Anlaşmasının hükümlerine aykırı olarak Sarıkamış, Kars ve Artvini istedi ve İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında askeri üsler kurmak istedi ve bu amaçla Türkiye’ye baskı kurmaya çalıştı.
Aynı şekilde Avrupada ve Asyada da Komünizmi yaymak için benzer yöntemler kullanmaya başlamıştı. Artık Dünya ABD ve SSCB arasındaki güç savaşına sahne olacaktı. ABD artık komünizme karşı baş mücadeleci olmuştu.
İşte bu sırada bu gelişmelerin de yardımıyla Truman Doktrini ortaya çıktı. Truman’a göre ABD, komünizm ile mücadele eden ve SSCB baskısı altında olan ülkelere ekonomik ve askeri yardım yapmalıydı.
Hem Türkiye hem de o sırada iç savaşın kızıştığı Yunanistan bu yardımlardan pay aldılar. Aslında almak da zorundaydılar.
Bir tarafta toprak talep eden SSCB bir tarafta ise koruma vaat eden ama torpak talebinde bulunmayan ABD.
Seçim çok zor olmadı.
Fakat ABD baskısı da artmaya başlamıştı. Köy enstitülerinden, kalkınma planlarına, devletçi ve halkçı mali politikalara kadar herşey ABD için bir engeldi. ABD bir müttefik değil bir bağımlı devlet arıyordu.
İsmet Paşadan bu tavizleri alması imkansızdı. Yine ABD'nin baskısıyla gerçekleşen seçimlerde savaş zamanındaki sıkıntıların da etkisiyle seçimi İsmet Paşa kaybetti.
Artık ABD istediği daha liberal ekonomik politikaları uygulatabileceği ve kendisine daha da bağımlı olacak bir İktidara kavuşmuştu.
Daha sonra ise Marshall Planı geldi. Menderes hükümetleri bu yardımlar ile bütçe açığı kapamaya çalıştığı, gereksiz ve sadece ABD istediği yatırımlar yaptığı için ( demiryolu yarine karayolu vb) bu plandan beklediğimiz etkiyi yakayamadık.
Üstelik ABD'ne daha da bağımlı olmaya başladık. Halkçı ve devletçi ekonomik politikaları bırakıp yerine ABD istediği liberal ekonomik programa geçmeye çalıştık. Sonucunda Türk lirası bir daha asla toparlayamadı.
ABD yine Menderes zamanında üsler vermeye başladık, hatta savaşması için Koreye ordu bile yolladık.
Menderes Hükümetleri artık bedel üstüne bedel vermeye başlamışlardı. Sonrası ayrı hikaye...
Benzer bir durum çok daha sonraları 24 Ocak kararları sonrasında da olmuştu. ABD 124 ocak kararları ile Türkiyeyi daha da serbest ekonomi düzenine somayı istiyordu. Bunun içinse mevcut kadroların tasfiyesi şarttı. O yüzden Darbe ve sonrasında Özalın gelmesi ve ülkeyi daha da teslim etmesi kendilerini çok memnun etmişti.
Ülkedeki sol hareketlerin de ezilmesi için 12 eylülü kullanmış ve ülkeyi bu hale getirmeyi başarmıştı. Özal da bu planın sonraki aşamasıydı.
Özalın veto yemeden darbeden sonraki seçimlere girmesi asla tesadüf değildi.
Kısa bir tarih dersinden sonra hepinize iyi geceler diliyorum. Hepsini kendim yazdım. Copy paste yok yani