• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
16 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    <span style='color: #000000'>kafkaslar</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-10-2009
    Mesajlar
    5,451
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4

    ABD’den intikam vuruşu

    http://www.milliyet.com.tr/abd-den-i...186243/?ver=97


    ABD, Pakistan Talibanı lideri Hakimullah Mehsud’a nokta vuruşu yaptı. Son kez, Afganistan’da 7 CIA ajanını öldüren canlı bomba El Balavi ile görülen Mehsud’un ölen 15 kişi arasında olduğu öne sürüldü

    ABD’ye ait insansız savaş uçaklarının dün Pakistan’da eski bir medreseye düzenlediği hava saldırısında 15 kişinin öldüğü, ölenler arasında Pakistan Talibanının lideri Hakimullah Mehsud’un da olabileceği bildirildi. Mehsud son olarak, geçen 30 Aralık’ta Afganistan’da 7 CIA ajanının öldürüldüğü intihar saldırısını düzenleyen Humam Halil Ebu Mulal El Balavi ile saldırıdan önce çekilen bir videoda görülmüştü. Dünkü saldırının hedefinin Hekimullah Mehsud olduğu açıklandı.
    Amerikan uçaklarının Afganistan sınırındaki Kuzey Veziristan bölgesinde düzenlediği saldırıda, aralarında Mehsud’un da bulunduğu Taliban liderlerinin toplantı yaptığı eski bir medresenin dört füzeyle vurulduğu bildirildi. Üst düzey bir Pakistanlı güvenlik yetkilisi, yerel halkın Mehsud’un saldırı sırasında o bölgede olduğunu doğruladığını belirterek, “Onun öldüğüne dair bilgiler alıyoruz, ama yüzde 100 emin değiliz” dedi.
    Pakistan Talibanı’nın Sözcüsü Azam Tarık ise, “Hakimullah Mehsud hava saldırısının düzenlendiği bölgedeydi. Ancak saldırı başlamadan bölgeyi terk etmişti. Kendisi hayatta ve güvendedir” dedi.

    Kötü insan veya insandı
    Bu arada, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da temaslarda bulunan ABD’nin Pakistan ve Afganistan Özel Temsilcisi Richard Holbrooke da dün, Pakistan ordusu tarafından yürütülen operasyonlar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan bölge halkının sorunlarını incelemek amacıyla Kuzey Veziristan’a gitti. Holbrooke, Hakimullah Mehsud’un öldürüldüğü yönündeki haberler hakkında yorum yapamayacağını belirtirken, “O çok kötü bir insan. Çok kötü bir insan veya insan-dı. O, uzun süredir bu bölgede bulunan en kötü insanlardan biri” dedi.

    Eski lider de yalanlanmıştı
    Taliban’ın eski lideri Beytullah Mehsud’un geçen ağustos ayında Amerikan insansız uçaklarının saldırısında ölmesinin ardından yerine Hakimullah Mehsud geçmişti. Taliban o dönemde, Beytullah Mehsud’un öldüğü iddialarını 3 hafta boyunca yalanlamış, bu süre zarfında örgüt içinde liderlik çatışması yaşandığı ortaya çıkmıştı.
    Afganistan’da 7 CIA ajanının öldürüldüğü saldırıyla bağlantılı olduğu ortaya çıkan Hakimullah Mehsud’un vurulmasının hem ABD hem de Pakistan için moral desteği sağlayacağı belirtiliyor. Ancak Mehsud öldürülmüş olsa bile Taliban’ı uzun vadede geriletmede etkili olmayacağı kaydediliyor.









    Taliban bile genç kadrolara fırsat vermeye başlamış.

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    14-11-2009
    Mesajlar
    1,895
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    hepsi amerikan senaryosu.
    müslüman terörist filan yok.
    amerika kendisi sahneye koydugu tiyatroyu oynatiyor.
    senarist Amerika.
    .
    Amac.?
    Afganistani Amerikanin 52 nolu eyaleti IRAK dan sonra 53 nolu eyaleti haline getirmek.
    .
    Türkiyeyide 54 nolu eyaleti yapacaklar.
    .

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    14-11-2009
    Mesajlar
    1,895
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Bu mesaj en son " 15.01.10 " tarihinde saat 19:30 itibariyle ibrahim-ch tarafından düzenlenmiştir...

  4. #4
    TF Bölüm Sorumlusu <span style='color: #006400'><span class='glow_FFA500'>_WOLF_</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-12-2007
    Mesajlar
    22,260
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Heryerde ummadıkları direnişlerle karşılaşıyolar.




    Uzaklık deyip dert ettiğin nedir ki sevgili..?..Biz, yaradanı görmeden sevmedik mi..?((MEVLANA))

  5. #5
    hunt me down adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    7,878
    Karizma Gücü
    7
    Valla 11 eylül'ü bilemem, ama Afganistan'da Taliban diye müslümanlardan oluşan bir terörist grup var.
    Gerçek şu ki, bu grup vaktinde Amerika tarafından kuruldu. Ama şu an tek başına, ve kimse için çalışmıyor.

  6. #6
    hunt me down adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    7,878
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı kafkaslar tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Türkiye uzun yıllar önce eyalet oldu.

    27 Mayıs İhtilalinden mi bahsediyorsunuz?
    Hayır, o oldukça gerekliydi bence.
    Ve bizim eyalet olduğumuzu düşünmüyorum.

  7. #7
    Kalemşör adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-01-2008
    Mesajlar
    2,743
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı kaiser tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    1950 yılından başladı o eyalet olma işi... 10 yıl ileriye gitmişsin.

    Hatta sana ilk eyalet valisini de tanıtayım. Sonra işleri bitince hemen sattılar ama.

    İncirlik Üssü 1951'de yapımına başlanmış ve 1954'de kurulmuştu. Tarihi bilmeyenler böyle atıp tutuyorlar ya ona gülüyorum.
    Yaniliyorsun 1947'de truman doktrini ile baslamisti eyalet olma isi.

  8. #8
    kaiser adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-10-2003
    Mesajlar
    8,571
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    ....

    Kafkaslar , üslup problemi yaşamıyorsun ama belirtmek isterim ki hayatımda böyle saçma bir kanıt görmedim. İki tane pul resmi koyup, ABD'ne bağımızı mı kanıtlamış sanıyorsun kendini? Bence intenetten copy/paste yapacağına biraz kitap biraz araştırma biraz tarih okumanda fayda var.
    Bir defa pulların tarihini bilmiyorsun. 15 Temmuz 1939 yılında basılmış bu pullar. Yani daha büyük savaşın bitmesinden önce..

    Kısacası Truman doktrininden de, ABD Kıta Avrupasını işgalinden de önce. Yani tarihsel olarak büyük bir uyumsuzluk var
    Böyle hatıra pulları basılırlar.

    Şimdi gelelim size biraz tarih dersine. Gerçekten hiç birşey bilmiyorsunuz. Ben bunları yazıyorum hemen cevap için copy/paste yapmak için site aramaya başlayın bakalım

    Arkadaşlar ABD 2.Dünya Savaşından evvel Dünya Siyasetinde çok etkin bir rol oynamıyordu. Hele Avrupada neredeyse hiç. Daha çok kendi ülkesinde ve kendi arka bahçesi olan Güney Amerika ile ilgiliydi. Bir de Pasifikte Japonlarla sorunları vardı.
    Dolayısıyla ABD ile Türkiye ilişkileri uzun süre boyunca ne menfi ne de müspet olarak ilerledi. ABD bize uzak olan bir ülkeydi. Onlar içinde biz.
    1929 Ekonomik Buhranı (Great Depression) ile ABD daha da kendi kabuğuna çekilmek zorunda kaldı. Ekonomik buhran ABD çok kötü vurmuştu. O zamanda yazılan romanları okuduysanız - hiç sanmıyorum-( Gazap Üzümleri mesela) bunu derinden farkedersiniz. ABD işsizlik oranı %33lere kadar çıktı. Sanayi ayrı vuruldu, tarım ayrı vuruldu. Tarım fiyatlarında özellikle mısırda oluşan büyük düşüşlerle ABD köylüsü kelimenin tam anlamıyla battı.

    Bahsedilen bu büyük global ekonomik kriz neredeyse 30ların sonuna kadar sürdü. Hatta Türkiyenin de ilerlemesine problem yarattı. Fakat büyük önderimiz Atatürk sayesinde biz krizi hafif sıyrıklarla atlattık. Neyse bu başka bir konu.

    Herneyse dolayısıyla ABD kendi dertleriyle meşguldü. Öyle Türkiye ile bağımlılık ilişkisi kurmasına da gerek yoktu. Türkiye ise yaklaşan savaştan nasıl yara almadan kurtulacağını düşünüyordu.

    İsmet İnönünün büyük diplomatik yetenekleri sayesinde Türkiye 2.Dünya Savaşı denen cehennemden kurtuldu. Sırf bunun için bile teşekkürü hakeden İnönüye hakaret edenleri anlamıyorum. O savaşta Türkiye TAM BAĞIMSIZ yapısını koruyarak SAVAŞA GİRMEDİ. Ne Almanlar ne de İngilizler ne Amerikalılar ne de SSCB bizi o savaşa sokmayı beceremedi. Çünkü İsmet Paşa ONURLU BİR DIŞ POLİTİKA yönetiyordu.
    O savaşa neden girmedik diyen kan sevicilere şimdiden sadece komşumuzdan birkaç rakam vereyim de sussunlar,
    Yunanistan 806,900 öül verdi ki bunun 700.000 sivildi. Nüfusunun %11,17'sini kaybetmişti.

    Savaştan sonra SSCB en karlı duruma geçmişti. Doğu Avrupaya yayılmış ve hatta Akdeniz sınırına gelmişti. Doğu Bloku adını verdiğimiz blok o zaman oluşmaya başlamıştı. Savaştan evvel aklına bile gelmeyecek yerler artık SSCB işgali altındaydı.
    Aynı şekilde ABD'de siyaset sahnesine çok güçlü bir şekilde gelmişti. Artık Almanya ve Fransa sahneden çekilmiş, İngiltere yıpranmıştı. ABD ise Avrupada ve Japonyada askeri gücüyle varolmaya başlamıştı.
    Artık zaman ABD ve SSCB'nindi. Tüm dünyada böyle bir denge kurulmaya başlamıştı. Çift kutuplu bir dünyaya adım atmıştık.

    Bu esnada hepimizi ilgilendiren çok önemli bir durum oluştu. Türkiye bu ikiliden hangisine yakın duracaktı. Komünizme karşı olan kadroların ağırlıklı olması SSCB ile ilişki kurmayı zorlaştırıyor, ABD ise yakınlaşmamızı sağlıyordu.
    O esnada asıl büyük kriz patlak verdi.
    Stalin Türkiyeden Moskova Anlaşmasının hükümlerine aykırı olarak Sarıkamış, Kars ve Artvini istedi ve İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında askeri üsler kurmak istedi ve bu amaçla Türkiye’ye baskı kurmaya çalıştı.
    Aynı şekilde Avrupada ve Asyada da Komünizmi yaymak için benzer yöntemler kullanmaya başlamıştı. Artık Dünya ABD ve SSCB arasındaki güç savaşına sahne olacaktı. ABD artık komünizme karşı baş mücadeleci olmuştu.
    İşte bu sırada bu gelişmelerin de yardımıyla Truman Doktrini ortaya çıktı. Truman’a göre ABD, komünizm ile mücadele eden ve SSCB baskısı altında olan ülkelere ekonomik ve askeri yardım yapmalıydı.
    Hem Türkiye hem de o sırada iç savaşın kızıştığı Yunanistan bu yardımlardan pay aldılar. Aslında almak da zorundaydılar.
    Bir tarafta toprak talep eden SSCB bir tarafta ise koruma vaat eden ama torpak talebinde bulunmayan ABD.
    Seçim çok zor olmadı.

    Fakat ABD baskısı da artmaya başlamıştı. Köy enstitülerinden, kalkınma planlarına, devletçi ve halkçı mali politikalara kadar herşey ABD için bir engeldi. ABD bir müttefik değil bir bağımlı devlet arıyordu.
    İsmet Paşadan bu tavizleri alması imkansızdı. Yine ABD'nin baskısıyla gerçekleşen seçimlerde savaş zamanındaki sıkıntıların da etkisiyle seçimi İsmet Paşa kaybetti.

    Artık ABD istediği daha liberal ekonomik politikaları uygulatabileceği ve kendisine daha da bağımlı olacak bir İktidara kavuşmuştu.

    Daha sonra ise Marshall Planı geldi. Menderes hükümetleri bu yardımlar ile bütçe açığı kapamaya çalıştığı, gereksiz ve sadece ABD istediği yatırımlar yaptığı için ( demiryolu yarine karayolu vb) bu plandan beklediğimiz etkiyi yakayamadık.
    Üstelik ABD'ne daha da bağımlı olmaya başladık. Halkçı ve devletçi ekonomik politikaları bırakıp yerine ABD istediği liberal ekonomik programa geçmeye çalıştık. Sonucunda Türk lirası bir daha asla toparlayamadı.
    ABD yine Menderes zamanında üsler vermeye başladık, hatta savaşması için Koreye ordu bile yolladık.
    Menderes Hükümetleri artık bedel üstüne bedel vermeye başlamışlardı. Sonrası ayrı hikaye...

    Benzer bir durum çok daha sonraları 24 Ocak kararları sonrasında da olmuştu. ABD 124 ocak kararları ile Türkiyeyi daha da serbest ekonomi düzenine somayı istiyordu. Bunun içinse mevcut kadroların tasfiyesi şarttı. O yüzden Darbe ve sonrasında Özalın gelmesi ve ülkeyi daha da teslim etmesi kendilerini çok memnun etmişti.
    Ülkedeki sol hareketlerin de ezilmesi için 12 eylülü kullanmış ve ülkeyi bu hale getirmeyi başarmıştı. Özal da bu planın sonraki aşamasıydı.
    Özalın veto yemeden darbeden sonraki seçimlere girmesi asla tesadüf değildi.


    Kısa bir tarih dersinden sonra hepinize iyi geceler diliyorum. Hepsini kendim yazdım. Copy paste yok yani
    Bu mesaj en son " 20.01.10 " tarihinde saat 14:39 itibariyle TF Haber Sorumlusu 4 tarafından düzenlenmiştir... Neden: silinen mesaja cevap niteliğinde ki kısım editlendi..
    Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir.

  9. #9
    <span style='color: #000000'>kafkaslar</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-10-2009
    Mesajlar
    5,451
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    İyi güzel ama benim ortaya koyduğum resim zaten konu ile alakalı bir resim.Ben getirip ortaya Seda Sayan resmi koymadım kı.ABD ile bağ konusuna gelince...O dönemde eğer ABD Devlet Başkanının resmi Atatürk ve İnönü ile yanyana basılıyorsa ve altında da İSTİKLALİNİN 150.YIL DÖNÜM HATIRASI yazıyorsa bunu fazla da anlatmaya gerek yok.Herşey ortada.

    Olay sadece puldan mı ibaret?Elbette hayır.Pulların 1939 tarihinde basılması neyi değiştiriyor?İnönünün Cumhurbaşkanı olduğu yıllar 11 Kasım 1938 – 22 Mayıs 1950 olarak bellidir.

    Hiçbir devlet hatıra amaçlı bile olsa kalkıp kendi Cumhurbaşkanının resminin yanına başka bir Devletin Cumhurbaşkanının resmini koyarak,altına da şu devletin bilmem neyinin anısına diye pul basmamıştır.


    Copy/paste ediyoruz ama konuyla alakalı olan kısımları copy/paste ediyoruz.Cevaplar sana saçma geliyor çünkü savunduğun noktaları çürütüyor.



    Arkadaşlar ABD 2.Dünya Savaşından evvel Dünya Siyasetinde çok etkin bir rol oynamıyordu. Hele Avrupada neredeyse hiç. Daha çok kendi ülkesinde ve kendi arka bahçesi olan Güney Amerika ile ilgiliydi. Bir de Pasifikte Japonlarla sorunları vardı.
    Osmanlı’nın çökme devri yaşadığı yıllarda, zamanın Amerikan cumhurbaşkanı Wilson kendi kafasına göre bir plan yapar ve Doğu Anadolu’nun Ermenilere, Güneydoğunun ayrılıkçı Kürtlere verilmesini planlar. Hatta bölgenin haritasını bile kendisi çizer. Bugün ortalıkta dolaşan bölünmüş Türkiye haritası da o zamandan kalma. Ve Wilson plan siyasi yollarla, bir takım baskılarla başarılamadığı takdirde, Türkiye’ye saldırılmasını-savaş açılmasını da önerir.
    Nitekim 1915 ve sonrası Anadolu dört bir taraftan istila edilir. İngilizler İstanbul ve civarını, boğazları, Yunanlılar Egeyi ve Trakyayı, İtalyanlar ve Fransızlar Güneyi isterler. Doğunun Ermenilere, Güneydoğunun da Kürtlere verilmesi kararlaştırılır. Türklere Sadece Ankara ve civarı ile Samsun’a kadar uzanan küçük bir toprak parçası bırakılır.
    Peki Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarında başarıya ulaşamayan Wilson planının amacı neydi?
    Bu planın amacı; Türkiye’nin doğusunda ve Güneydoğusunda kurulacak Ermenistan ve Kürdistan yoluyla, zengin yer altı kaynaklarına sahip Ortadoğudaki, Kafkalardaki ve Asya’daki ülkelere kolayca ulaşılarak istila etmek ve bölgedeki ülkelerin zenginlikleri sömürmek.




    Dolayısıyla ABD ile Türkiye ilişkileri uzun süre boyunca ne menfi ne de müspet olarak ilerledi. ABD bize uzak olan bir ülkeydi. Onlar içinde biz.
    1929 Ekonomik Buhranı (Great Depression) ile ABD daha da kendi kabuğuna çekilmek zorunda kaldı. Ekonomik buhran ABD çok kötü vurmuştu. O zamanda yazılan romanları okuduysanız - hiç sanmıyorum-( Gazap Üzümleri mesela) bunu derinden farkedersiniz. ABD işsizlik oranı %33lere kadar çıktı. Sanayi ayrı vuruldu, tarım ayrı vuruldu. Tarım fiyatlarında özellikle mısırda oluşan büyük düşüşlerle ABD köylüsü kelimenin tam anlamıyla battı.

    Türkiye Cumhuriyeti kurulurken ABD ile sıkı ekonomik ilişkiler geliştirmek isteyen ve Lozan Barış Antlaşması sırasında ABD'nin politik desteğini arayan TBMM ve hükümet, 1923 yılı başında Türkiye'de yatırım yapacak Amerikan şirketlerine yoğun teşvikler içeren Chester Teşvikleri yasasını kabul etti.




    Bahsedilen bu büyük global ekonomik kriz neredeyse 30ların sonuna kadar sürdü. Hatta Türkiyenin de ilerlemesine problem yarattı. Fakat büyük önderimiz Atatürk sayesinde biz krizi hafif sıyrıklarla atlattık. Neyse bu başka bir konu.

    Herneyse dolayısıyla ABD kendi dertleriyle meşguldü. Öyle Türkiye ile bağımlılık ilişkisi kurmasına da gerek yoktu. Türkiye ise yaklaşan savaştan nasıl yara almadan kurtulacağını düşünüyordu.

    İsmet İnönünün büyük diplomatik yetenekleri sayesinde Türkiye 2.Dünya Savaşı denen cehennemden kurtuldu. Sırf bunun için bile teşekkürü hakeden İnönüye hakaret edenleri anlamıyorum. O savaşta Türkiye TAM BAĞIMSIZ yapısını koruyarak SAVAŞA GİRMEDİ. Ne Almanlar ne de İngilizler ne Amerikalılar ne de SSCB bizi o savaşa sokmayı beceremedi. Çünkü İsmet Paşa ONURLU BİR DIŞ POLİTİKA yönetiyordu.
    O savaşa neden girmedik diyen kan sevicilere şimdiden sadece komşumuzdan birkaç rakam vereyim de sussunlar,
    Yunanistan 806,900 öül verdi ki bunun 700.000 sivildi. Nüfusunun %11,17'sini kaybetmişti.

    Türkiye Milli Şef döneminde birçok uluslararası oluşuma bu örgütleri fazla incelemeden, niyetlerini anlamadan, ülke yararına olup olmadığını yeterince araştırmadan üye olmuştur. Bunlar neler mi.?
    24 Ekim 1945’de kurulan BM’ye girildi.
    14 Şubat 1947’de Dünya Bankasına girildi.
    11 Mart 1947’de İMF’ye katılındı.
    22 Nisan 1947’de Truman Doktrini kabul edildi.
    4 Temmuz 1948’de Marshall Yardım Planı kabul edildi.
    Türkiye 15 Şubat 1952’de NATO’ya girdi. Herkes başvurunun DP iktidarı tarafından yapıldığını sanır, ancak Nato’ya giriş için başvuru 4 Mayıs 1950’de İNÖNÜ zamanında yapılmıştı. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde DP iktidara geldiği için Nato’ya giriş şerefini ise onlar yaşamıştır.







    Savaştan sonra SSCB en karlı duruma geçmişti. Doğu Avrupaya yayılmış ve hatta Akdeniz sınırına gelmişti. Doğu Bloku adını verdiğimiz blok o zaman oluşmaya başlamıştı. Savaştan evvel aklına bile gelmeyecek yerler artık SSCB işgali altındaydı.
    Aynı şekilde ABD'de siyaset sahnesine çok güçlü bir şekilde gelmişti. Artık Almanya ve Fransa sahneden çekilmiş, İngiltere yıpranmıştı. ABD ise Avrupada ve Japonyada askeri gücüyle varolmaya başlamıştı.
    Artık zaman ABD ve SSCB'nindi. Tüm dünyada böyle bir denge kurulmaya başlamıştı. Çift kutuplu bir dünyaya adım atmıştık.

    Bu esnada hepimizi ilgilendiren çok önemli bir durum oluştu. Türkiye bu ikiliden hangisine yakın duracaktı. Komünizme karşı olan kadroların ağırlıklı olması SSCB ile ilişki kurmayı zorlaştırıyor, ABD ise yakınlaşmamızı sağlıyordu.
    O esnada asıl büyük kriz patlak verdi.
    Stalin Türkiyeden Moskova Anlaşmasının hükümlerine aykırı olarak Sarıkamış, Kars ve Artvini istedi ve İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında askeri üsler kurmak istedi ve bu amaçla Türkiye’ye baskı kurmaya çalıştı.
    Aynı şekilde Avrupada ve Asyada da Komünizmi yaymak için benzer yöntemler kullanmaya başlamıştı. Artık Dünya ABD ve SSCB arasındaki güç savaşına sahne olacaktı. ABD artık komünizme karşı baş mücadeleci olmuştu.
    İşte bu sırada bu gelişmelerin de yardımıyla Truman Doktrini ortaya çıktı. Truman’a göre ABD, komünizm ile mücadele eden ve SSCB baskısı altında olan ülkelere ekonomik ve askeri yardım yapmalıydı.
    Hem Türkiye hem de o sırada iç savaşın kızıştığı Yunanistan bu yardımlardan pay aldılar. Aslında almak da zorundaydılar.
    Bir tarafta toprak talep eden SSCB bir tarafta ise koruma vaat eden ama torpak talebinde bulunmayan ABD.
    Seçim çok zor olmadı.

    Fakat ABD baskısı da artmaya başlamıştı. Köy enstitülerinden, kalkınma planlarına, devletçi ve halkçı mali politikalara kadar herşey ABD için bir engeldi. ABD bir müttefik değil bir bağımlı devlet arıyordu.
    İsmet Paşadan bu tavizleri alması imkansızdı. Yine ABD'nin baskısıyla gerçekleşen seçimlerde savaş zamanındaki sıkıntıların da etkisiyle seçimi İsmet Paşa kaybetti.

    Artık ABD istediği daha liberal ekonomik politikaları uygulatabileceği ve kendisine daha da bağımlı olacak bir İktidara kavuşmuştu.

    Daha sonra ise Marshall Planı geldi. Menderes hükümetleri bu yardımlar ile bütçe açığı kapamaya çalıştığı, gereksiz ve sadece ABD istediği yatırımlar yaptığı için ( demiryolu yarine karayolu vb) bu plandan beklediğimiz etkiyi yakayamadık.
    Üstelik ABD'ne daha da bağımlı olmaya başladık. Halkçı ve devletçi ekonomik politikaları bırakıp yerine ABD istediği liberal ekonomik programa geçmeye çalıştık. Sonucunda Türk lirası bir daha asla toparlayamadı.
    ABD yine Menderes zamanında üsler vermeye başladık, hatta savaşması için Koreye ordu bile yolladık.
    Menderes Hükümetleri artık bedel üstüne bedel vermeye başlamışlardı. Sonrası ayrı hikaye...

    Benzer bir durum çok daha sonraları 24 Ocak kararları sonrasında da olmuştu. ABD 124 ocak kararları ile Türkiyeyi daha da serbest ekonomi düzenine somayı istiyordu. Bunun içinse mevcut kadroların tasfiyesi şarttı. O yüzden Darbe ve sonrasında Özalın gelmesi ve ülkeyi daha da teslim etmesi kendilerini çok memnun etmişti.
    Ülkedeki sol hareketlerin de ezilmesi için 12 eylülü kullanmış ve ülkeyi bu hale getirmeyi başarmıştı. Özal da bu planın sonraki aşamasıydı.
    Özalın veto yemeden darbeden sonraki seçimlere girmesi asla tesadüf değildi.


    Kısa bir tarih dersinden sonra hepinize iyi geceler diliyorum. Hepsini kendim yazdım. Copy paste yok yani


    Türkiye Milli şef İnönü zamanında ABD ile çeşitli konularda bir dizi ikili antlaşmalar imzaladı. Bunların içinde öyleleri vardı ki, değil bağımsız bir ülke bir sömürge bile bu antlaşmaları imzalamazdı.
    ABD ile yapılan ilk ikili antlaşma 23 Şubat 1945’de ki “Karşılıklı Yardım Antlaşması”
    Adı “Karşılıklı Yardım” olan bu antlaşmanın temel özelliği, ABD isteklerinin Türkiye tarafından kabul edilmesi, Türkiye’yi ağır yükümlülükler altına sokması ve hiçbir yükümlülük altına girmeyen ABD’nin haklarının korunmasıdır. Antlaşmanın 2.maddesi şöyledir: “T.C. Hükümeti, sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD’ne temin edecektir.”
    Böyle bir maddenin bağımsız iki ülke arasında yapılan bir antlaşmada yer alması mümkün değildir. Türk Hükümeti ABD’ne hizmet sunmakla görevli olacak, bu görevin sınırı da belli olmayacak… Gerçekten inanılmaz…
    Bu antlaşmanın birde 5.maddesi vardır ki: “Türkiye parasını ödemiş olsa da ABD Başkanı gerek görürse aldığı malzemeleri geri vermeyi kabul etmiştir…”
    İkinci antlaşma, 27 Şubat 1946’da yapılan bir kredi antlaşmasıdır.
    Bu antlaşmanın özü dünyanın değişik yerlerinde ABD’nin elinde kalan ve ülkesine geri götürmesi pahalı olan eskimiş, bozuk savaş artığı malzemeyi satın alması koşuluyla Türkiye’ye 10 milyon dolar borç verilmesidir. Antlaşmanın II.bölüm 1.maddesi şöyledir: “ABD Dış Tasfiye Komisyonu, Türk Hükümetine satacağı malzemelerin fiyatlarının, envanterini ve listelerini verecektir. Satış fiyatı ilgili mümessiller tarafından görüşülecektir. Türk Hükümeti tarafından malzeme bulunduğu yerden ve bulunduğu gibi alınacaktır. Alınan malzemenin mülkiyeti Türkiye’ye geçmeyecektir. ABD Hükümeti alınan malzeme için herhangi bir teminat vermeyecektir. Bu ve önceki antlaşmada yer alan maddelerin ne anlama geldiğini Türkiye ve İnönü 1964 Johnson Mektubu ile öğrenecektir. 27 Aralık 1949’da imzalanan “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Antlaşma… Bu antlaşma Türk Milli Eğitimine yön verecek iradeye, ABD’nin önce ortak edilmesi daha sonra belirleyici olmasını sağlayacak koşulları yaratan bir antlaşmadır.
    Antlaşmanın 1.maddesi; “Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu antlaşma ile belirlenen ve parası Türk Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracaktır.” Antlaşmanın en dikkat çekici 5.maddesi ise; “Komisyon dördü T.C.Vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir…” İnanılması zor, ama bu antlaşmalar maalesef yapılmıştır.
    İttihat ve Terakki’nin batı tandanslı mantığını İsmet İnönü’nün Mustafa Kemal’e 1919 yılında henüz İstanbul’da iken yazdığı şu mektupta da görebilirsiniz;.. ”Bütün memleketi parçalamadan ülkeyi bir Amerikan denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek uygun çare gibidir."

  10. #10
    GutupAyusu adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-10-2005
    Mesajlar
    4,678
    Karizma Gücü
    7
    konuyu saptırmışsınız
    konuya gelince, o ölür yerine bu gelir. adamlar sürü gibi.

    eRepublik - eTürkiye - eVatandaş
    http://www.erepublik.com/en/referrer/Kapgan


 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Camilere 'intikam' saldırısı
    2005 Konuları bölümünde Xtreme-Power tarafından açılmış
    Yanıt: 4
    Son Mesaj: 11.07.05, 13:29

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •