İsrail ile Türkiye arasında yaşanan krizin belki de en çarpıcı anlarından birisi Başbakan Erdoğan'ın Rusya ziyareti öncesinde yaptığı basın toplantısında yaşandı. Öfkesi yüzünden okunan Başbakan kendisine krizle ilgili bir soru sorulması üzerine ve muhtemelen herkes "bakalım nereden ve nasıl çakacak" diye beklerken gayet sakin ve vakur bir cevap verdi. İşi bu krizi yönetmekten sorumlu olanlara havale etti.
Gerek Cumhurbaşkanı Gül gerekse Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve çalışma arkadaşları krizi köklü bir devlete yaraşır şekilde yönettiler. Siyasetlerinin sonucunu da aldılar.
Bir zamanlar Moşe Şaret, Abba Eban hatta Şimon Peres gibi mahir ve saygın şahsiyetlerin koltuğuna ırkçı bir hatayı getirmiş olan İsrail ise küçük düştü. İsrail basınında bu sakil kumpasın yarattığı utanç tüm boyutlarıyla ortadaydı.
Kriz patladığında Dışişleri Bakanlığının yaptığı ilk açıklamada adet olduğu üzere 500 yıl önce İspanya'dan kovulan yahudilere Osmanlı İmparatorluğunun kucak açtığına atıfta bulunuldu.
Geçen yıl İsrail'in Gazze saldırısında yaşanan kıyıma kızan Başbakan Erdoğan da kendi söyleminin antisemitik unsurlar içermediğini vurgulamak amacıyla aynı mantığı kullanmıştı.
Başka bir devletle yaşadığı sorundaki tutumunu, kendi vatandaşları üzerinden açıklamaya kalkmak bence yanlış ve sakıncalı bir tercih. İsrail ile Türk yahudilerini aynı kategori içine koyuyor.
Türkiye Cumhuriyeti İsrail devletinin kurulmasından sorumlu değildir. Birleşmiş Miletlerin Filistin'de bir Arap, bir yahudi devleti kurulmasını öngören kararına Türkiye karşı oy vermişti. Dolayısıyla İsrail devletinin kendi kuruluşu hakkında Türkiye devletine bir borcu yoktur. Ancak İsrail devlet Türkiye ile iyi ilişkilere hep büyük önem atfetmiştir.
Türkiye de çıkarlarına uygun gördüğü zaman İsrail'i tanımıştır. O günden beri bu ilişkiler sürmüştür. İlişkilerin meşrulaştırılmasında Sultan Bayezid'in akıllı bir kararla İspanya yahudilerini İmparatorluğa davet kararı çok yararlı bir zemin oluşturmuştur.
Türkiyeli yahudiler, Türk vatandaşıdır. Kısacası Türktürler. Bosna'da, Kosova'da, Bulgaristan'da, Azerbaycan'da, Ermenistan'da, Irak'ta, Suriye'de, Almanya'da yakınları olan tüm Türkler gibi onlar da başka bir devlet çatısı altında yaşayan kendi hısım ve akrabalarının güvenliği, dirliği ve hayat şartlarıyla ilgilenirler.
Kuşkusuz İsrail'in, 6 milyon Avrupa yahudisinin soykırımla yok edilmesinin ardından kurulmuş olması, varlığının halen sorgulanması bu ilişkiyi biraz daha farklı ve hassas kılar.
Kosovalı Arnavutların orada yaşayan Türklere uyguladığı ayırımcılıktan, Gürcistan'ın Abhazya'ya karşı tutumundan Ermenistan'ın Azeri topraklarını işgalinden nasıl Türkiye'nin Kosova Arnavutu, Gürcü veya Ermeni kökenli vatandaşları sorumlu değilse, İsrail'in yaptıklarından da Türk yahudileri sorumlu değildir.
Türk yahudileri İsrail devletinin Türkiye'de yaşayan vatandaşları da değildir. Anadolu'ya gelmiş tüm diğer halklar gibi vatan belledikleri ve sevdikleri topraklarda farklı bir dine mensup olarak yaşamaktadırlar. Dinlerinin farklılığı, eğer Türkiye laik bir devletse, eksik vatandaş oldukları anlamına gelmez.
İsrail'in Türkiye'de olumlu bir imajı olmadığı malum. Ancak İsrail karşıtlığı ile yahudi düşmanlığı arasındaki zaten ince olan çizgi son dönemlerde farklı kesimlerce bilerek siliniyor. Gazze saldırısı sırasında nefret söylemi şirazesinden çıkmıştı.
Türkiye kime yönelik olursa olsun nefret söylemine müsamaha göstermemelidir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla