• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 10 12345678910 SonSon
91 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Meddah adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2009
    Mesajlar
    213
    Karizma Gücü
    4

    Darbenin adı Balyoz

    2003 tarihli Çarşaf ve Sakal kodlu eylem planlarına göre, darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerinde cuma günü bombalı saldırı düzenlenecekti.

    2002 yılının son günleriydi. 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden yirmi iki yıl geçmiş, 28 Şubat 1997 postmodern müdahalesinin hedefi olan siyasetçilerin bir bölümünün kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelmişti.

    Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir grup bu sonuçtan çok rahatsızdı. Bu grup, 12 Eylül’deki Bayrak Harekâtı’nı birebir model alan çok kapsamlı bir darbe planı için düğmeye bastı ve yaptığı çalışmaya Balyoz Güvenlik Harekât Planı adını verdi.

    Balyoz, daha önce basına yansıyan Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarından farklı olarak, icra sürecinin bütün aşamaları en ince ayrıntılarına kadar tasavvur edilmiş bir darbe planı.

    Her şey hazır ve kayıtlıymış
    Bu planın her veçhesi bilgisayar ortamında belgelere dökülmüş durumda. Darbe hazırlık toplantılarının ses kayıtları, bu toplantılara katılan üst rütbeli muvazzafların ellerinden çıkma notlar, “çok gizli” kaydı altındaki resmî harekât emirleri, sıkıyönetim ve darbe zeminini hazırlama amaçlı Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj kod adlı eylem planları, darbe sırasında gerçekleştirilecek gözaltı ve el koyma süreçleri ile darbe sonrasında uygulanacak hükümet programı bu belgelerde en ince ayrıntısına kadar yer alıyor.

    Ayrıca, darbe sırasında görev alacak personel ve sorumlulukları, gözaltına alınacak gazetecilerin ve darbecilerin öngördüğü bakanlar kurulunun üyeleri de bir bir listelenmiş.

    5000 sayfadan çok belge var
    Taraf Balyoz Darbe Planı’nın 2002 sonunda başlayan ve 2003 martına kadar süren çalışmalarının, basılı haliyle toplam beş bin sayfayı aşan belgelerine ulaştı. Bu belgeler arasında, “ıslak” yazışmalar, power point sunumları ve orijinal antetli askeri CD’ler var. Dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın ve Dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek’in imzasını taşıyan harekât planları ile Birinci Ordu Harekât Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeri’nin darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda aldığı özel notlar, darbe planının konuşulduğu kapsamlı bir toplantının kesintisiz ses kayıtları ve planın icra aşamasına geçtiğini gösteren çok kapsamlı fişleme tutanakları da bu belgeler arasında yer alıyor.

    Taraf, 2004’te emekliye ayrılan Orgeneral Çetin Doğan önderliğinde yürütülen ve Kara Kuvvetleri’nin yanı sıra Hava, Deniz ve Jandarma’dan adları belirlenmiş personelin katılımı sağlanan darbe planının, Türkiye’nin sadece yakın geçmişine değil güncel meselelerine de ışık tutan ayrıntılarını bugünden itibaren okurlarına sunacak.

    İzleyen paragraflarda, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grubun sıkıyönetim ve darbe hevesini gerçekleştirebilmek için İstanbul’un büyük camilerinde Cuma namazı kılan cemaatin havaya uçurulmasından bir Türk askerî uçağının yine Türk askerlerince düşürülmesine varan bir dizi suçu nasıl planladığının ibretlik hikâyesini okuyacaksınız.

    Org. Çetin Doğan’ın öncülüğünde
    Balyoz Güvenlik Harekât Planı’nın bir babası varsa, o da dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan.

    Doğan, AKP’nin iktidara gelişinden hemen sonra tüm birliklere tebliğ ettiği “Laik Cumhuriyet İlkelerine Karşı Son Zamanlardaki Davranışlar” konulu, belgesi Taraf’ta mevcut yazıyla doğrudan AKP’yi hedef alıyor.

    Hükümeti devirme amaçlı girişimlere zaman kaybetmeden başlanması gerektiğini ifade eden Doğan, bu hedefe yönelik olarak, her yıl düzenlenen rutin Birinci Ordu Plan Seminerleri’nde değişikliğe giderek “iç tehdit” olgusunu dış tehdidin önüne alıyor ve söz konusu semineri de hazırlattığı darbe planını kamufle eden “jenerik bir senaryo çalışması” olarak lanse ediyor.

    Rutin toplantıda örtülü görev
    Ayrıntılarını yan sayfada yayımladığımız Balyoz Güvenlik Harekât Planı, Türkiye genelinde sıkıyönetim ilân edilmesi sonrasında yapılacak darbenin icraat yöntemini tarif ediyor ve 2 Eylül’deki Bayrak Harekât Planı’nın 2003 Türkiye’sine uyarlanması esasına dayanıyor.
    Planın altında “Balyoz Sıkıyönetim Komutanı” unvanıyla imzası olan Orgeneral Doğan, yukarıda sözü geçen Birinci Ordu Plan Semineri’nin “kamuflaj” işlevini ve öncesinde yapılmasını emrettiği hazırlıkları şöyle anlatıyor:

    “Balyoz Planı’nın, ‘Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo’ isimli jenerik bir plan şeklinde oynanacağı plan seminerine kadar, irticai, yıkıcı ve bölücü gruplara ait mevcut tüm listeler ile teşkil edilecek olan özel görev timlerinin listeleri güncellenecek ve devamlı olarak güncel tutulacak. Buna paralel olarak, Balyoz Güvenlik Harekât Planı, ‘Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo’ isimli jenerik bir plan şeklinde, ‘GİZLİ’ gizlilik derecesinde ve özel olarak seçilmiş, sınırlı sayıda personelin katılımıyla icra edilecek bir plan seminerinde denenecek ve müzakere edilecek.”

    Bu ifadeler ve toplam 29 generalle 133 subayın katıldığı toplantı esnasındaki konuşmalar, söz konusu rutin seminerden bir “örtülü görev” çıkarıldığının da kanıtı.

    12 Eylül’ü model aldılar
    Taraf’ın, akışını gerek yazılı dökümden gerekse, bizzat Doğan’ın emriyle yapılan ses kayıtlarından takip ettiği 4-6 Mart 2003 tarihli Birinci Ordu Plan Semineri’nin bir “darbe provası” olarak cereyan ettiğini, seminer esnasında kurmay bir subayın sarf ettiği şu sözler de kanıtlıyor:

    “12 Eylül darbesiyle ülke süt liman hale geldi. Şimdi böyle bir tehdidin ortadan kaldırılması için fazla uğraşa gerek yok. Yani kuvvetleri sağa sola göndermenin… Bana göre yapılacak en kolay hareket tarzı, 12 Eylül gibi bir harekâtın baştan itibaren organize edilmek suretiyle, bir anda söndürülmesine imkan sağlar diye düşünüyorum. Tabii, bunu burada söylemek istemedik ama sonunda bunu vurgulamaya çalışıyoruz.”

    Sıkıyönetim uğruna katliam
    Birinci Ordu Plan Semineri öncesinde hazırlanan hareket planları “Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesi” ve “darbe için elverişli koşulların oluşturulması” hedeflerini taşıyor. Bu hedeflerle çok sayıda insanın ölmesine yol açabilecek, büyük tepki ve kaos yaratacak, Türkiye’yi Yunanistan’la savaşa sokabilecek eylemler öngörülüyor.

    Bu planlardan biri “ÇOK GİZLİ” damgasını, Şubat 2003 tarihini ve Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın imzasını taşıyan Oraj Hava Harekât Planı.
    Planın “Vazife” bölümünde aynen şöyle deniyor:

    “Hava Kuvvetleri Komutanlığı olarak Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesini sağlamak ve Sıkıyönetim Komutanlıklarının faaliyetlerinin başarıya ulaşmasını sağlamak maksadıyla; Yunanistan’la gerginliği artıracak ve irtica yanlılarını tahrik ederek TSK aleyhine faaliyetlere başlamalarını sağlayacak, envanterindeki mevcut silah sistemlerini kullanarak psikolojik etki yaratarak hükümet ve TBMM üzerinde baskı kuracak, personel görevlendirmesi yaparak Sıkıyönetim Komutanlıklarına destek verecektir.”

    Jetimizi düşürtelim ya da düşürelim
    Oraj Hava Harekât Planı, “Türk Hava Kuvvetleri’nin Ege Denizi’ndeki uçuşlarının sayısının arttırılmasını” ve “Türk savaş uçaklarının Yunanistan tarafından engellendiğinin ve taciz edildiğinin gündeme getirilmesini” öngörüyor.

    Oraj’ın “İcra” bölümünün tüyler ürpertici ikinci maddesi aynen şöyle:

    “Emirle Ege uçuşları sırasında Yunan Hava Kuvvetlerine ait uçaklar taciz edilerek tahrik edilecek bir çatışma ortamı oluşturulacaktır. Mümkünse bir uçağımızın Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi sağlanacak, bu gerçekleşmediği takdirde yeniden teşkilatlandırılan ÖZEL FİLO personelinden bir pilotun uygun zaman ve yerde kolundaki uçağa atış yapmak sureti ile kendi uçağımızın düşürülmesi sağlanacaktır. Uçağın, Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldüğü yönünde medyada haberler yaptırılarak, AKP Hükümetinin bu konudaki acizliği ortaya konulacaktır.”

    Ege’de savaş provokasyonu
    Orja’nın devamında, Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine getirebilecek gerilim planı şöyle ayrıntılandırılıyor:

    “Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde ve özellikle Filolarda Yunan Hava Kuvvetleri’ne yönelik husumet ve gerginlik kontrollü olarak artırılacak, pilotların uçuşlarda daha agresif olmaları sağlanacaktır. Benzer olaylarda meşru müdafaa kapsamında atış dahi yapabileceği gayri resmi olarak pilotlara deklare edilecektir.”

    Bu provokasyon havada devam ederken, Trakya sınırında gerginliğin arttırılması ve bütün bölgede seferberlik havası yaratılması da hedefleniyor:

    “Gerginlik Trakya sınırında da arttırılacak, Trakya sınırına yakın bölgelerde devriye görevleri icra edilecek, Deniz Kuvvetleri ile Ege Denizinde sürekli müşterek eğitim yapılacaktır. Balıkesir, Bandırma, Çiğli, Çorlu ve Dalaman meydanlarında 24 saat esasına göre yerde uçak bekletilecek, en küçük olaylarda dahi scramble uçakları kaldırılacaktır. 134 üncü Filo K.lığı (Türk Yıldızları) iki günde bir sanayi odaları, iş adamları, barolar vb. davetlisi olarak farklı şehirler üzerinde gösteriler yapacak, halkın TSK’ne duyduğu sempati pekiştirilecek, gösteriler sırasında halka ve özellikle de çocuklara hediyeler dağıtılacaktır.”

    Hava Müzesi’ne cübbeli baskın
    Orja’nın Türk-Yunan gerilimi senaryosunu iç karışıklığa tahvil etme ve ordu ile “irticacı” tabir edilen kesim arasında çatışma ortamı yaratma amaçlı icra hükümleri, Fatih ve Kadıköy semalarındaki gösterileri de kapsıyor. Bu gösteriler ardından, “cübbeli, sarıklı, çarşaflı” gruplar oluşturularak Hava Müzesi’ne saldırılması planlanıyor:

    “134’üncü Filo Komutanlığı İstanbul’da birer gün ara ile iki gösteri yapacaktır. İlk gösteri Kadıköy Meydanı üzerinde olacak ve büyük bir kalabalığın katılması sağlanacak İstanbul garnizonu içerisinde bulunan askeri öğrenciler ile er ve erbaşlar sivil kıyafetli olarak gösteriye katılacaktır. İkinci gösteri ise Fatih’te Çarşamba semti üzerinde gerçekleştirilecektir. Gösterinin yapıldığı gece yarısı cübbeli, sarıklı ve çarşaflı gruplar ellerindeki yeşil bayrakları ve molotof kokteylleri ile Hava Müzesini basarak müzedeki uçakları tahrip etmeleri sağlanacaktır.”

    Şiddete şiddetle karşılık verilecek
    Planın devamında şöyle deniyor: “3’üncü ve 8’ inci Ana Jet Üs Komutanlıkları başta olmak üzere tüm hava birlikleri nizamiyelerine şeriat isteyen gruplar tarafından saldırılar düzenlenecek, mülki amirlerin izinleri beklenmeden olaylara müdahale edilecek geçici süreler ile hava birlikleri etrafındaki bölgelerde sokaklarda, caddelerde ve çevre yolu ve karayollarında güvenlik bölgeleri oluşturularak denetim sağlanacak, arama yapılacak, şüpheli olduğu gerekçesi ile bazı şahıslar belli süreler alıkonulacaktır. Şiddet gösterenlere şiddetle cevap verilecek gerekli durumlarda silah kullanmaktan çekinilmeyecektir.”

    Ankara Ticaret Odası’nın davetiyle
    “Tek yol sıkıyönetim” şiarını taşıdığı izlenimi veren Orja, hedefini açıkça ortaya koyuyor:
    “Hükümetin sıkıyönetim ilan etmesi sağlanıncaya kadar faaliyetlere aralıksız devam edilecektir. Meclisin sıkıyönetim ilan etmesi için gerekli oy oranı yakalanamazsa, Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) davetlisi olarak Ankara şehir merkezi üzerinde hava gösterileri yapılacak, TBMM’nin çalıştığı gün ve saatlerde meclis üzerinden çok alçak uçuşlar yapılmak sureti ile TSK’nin varlığı hissettirilecektir.

    Sıkıyönetim ilan edildikten sonra Ege ve Trakya’da faaliyetler tedricen azaltılacak ve gerilim ihtiyaç nispetinde düşürülecektir. Özellikle İstanbul’daki sivil itaatsizliğe karşı Bandırma, Çorlu Meydanlarında 4’er uçak 24 saat hazırlık durumunda gösteri uçuşu ve gerçek atış yapabilecek şekilde yerde karışık yükle hazır bekletilecek, bu maksatla 162 nci Filo Komutanlığı’nın yarısı Çorlu Meydanı’na intikal ettirilecektir.”

    Balyoz Güvenlik Harekât Planı’yla bağlantılı eylem planlarından en vahim ikisi “Çarşaf” ve “Sakal” adlarını taşıyor.

    Çarşaf Eylem Planı Harekât Emri’nde Jandarma Yüzbaşı Hüseyin Topuz’un, Sakal Eylem Planı Harekât Emri’nde ise Jandarma Binbaşı Hüseyin Özçoban’ın imzaları var. Belgeleri Taraf’ın elinde bulunan her iki eylem planı da, İstanbul’daki camilere saldırı düzenlenmesini öngörüyor. Çarşaf Planı İstanbul Fatih, Sakal Planı ise Beyazıt Camii’ni hedef alıyor ve her iki plan da hemen hemen aynı keşif, taarruz ve tahrip talişmatlarını içeriyor.
    Bu talimatları Çarşaf Planı’ndaki haliyle, ilgili belgeden aktarıyoruz:

    Fatih ve Beyazıt’a Cuma saldırısı
    Vazife bölümünde “Darbe için elverişli koşulları oluşturmak maksadıyla, İstanbul Fatih Camii’nde G Günü S Saatinde tedhiş faaliyeti icra edilecektir” yazan Çarşaf Eylem Planı’nın “İcra” hükümleri şöyle:

    “Keşif Emniyet Timi tarafından faaliyetten bir hafta ve bir gün önce Cuma namazı vaktinde yapılan keşif neticeleri Keşif Emniyet Tim Komutanı tarafından Ekip Liderine bildirilecek ve hedef bölgesindeki son değişikliklere göre faaliyet planı güncellenecektir. Faaliyetten bir saat önce bölgenin son keşfi yapılacak, faaliyeti etkileyebilecek herhangi bir husus varsa ivedi olarak Ekip Liderine bildirilecektir. Üç kişiden oluşacak olan Keşif Emniyet Timinin iki personeli hedef bölgesi dışında , bir personeli ise içeride (cami avlusu ve cami içerisinde) keşif yapacaktır. Dış keşifte; bir personel camiin yakın çevresinin keşfini (Cami avlusu yakın çevresi) diğer personel ise uzak keşfini (Cami 500 m. Çevresi ) yapacaktır. Hedefte tahrip, cep telefonu düzenekli patlayıcı ile gerçekleştirilecek, patlayıcı madde ayrı bir Ekip tarafından hazırlanacak ve faaliyetin icra tarihinden bir gün önce Taarruz Tim komutanı tarafından teslim alınacak ve faaliyet zamanına kadar Tahrip Unsuru tarafından eğitim ve provaları yapılacaktır.”
    Çarşaf’ın devamında şöyle deniyor:

    “Tahrip düzeneği Cuma namazının farzının kılınmasını müteakip patlatılacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taaruz timi en geç S saatinde yerlerini almış olacaktır. Taarruz timi icra edeceği faaliyetin provasını bir gün önceden aynı saatte aynı mekânda yapacaktır. G günü sabah S-2 saatinde tüm hazırlıklar yapılmış ve malzemeler alınmış olarak hedef bölgesine hareket edilecek, (hedef bölgesi ve civarı G günü kalabalık olacağından) araçlar tenha bir yerde park edilecek ve hedef bölgesine yaya olarak yaklaşılacaktır. Keşif Emniyet Timi hedefte son keşfini yapmasını müteakip Emniyet görevi için tertiplenecek Keşif Emniyet –A Camiinin kuzeyinde, Keşif Emniyet –B camiinin güneybatısında Keşif Emniyet-C Camiinin güneydoğusunda hedef bölgeyi gözlemleyecek şekilde yerleşecektir. Keşif Emniyet Timinin yerleşmesini müteakip Taarruz Timi yerini alacaktır.

    Tahrip düzeneği bir çanta içerisine yerleştirilmiş olarak Tahrip -A tarafından camii içerisinde caminin iç kısımlarındaki cemaate yakın ayakkabılığa bırakılacak kendisi de cami çıkışında kapıya yakın bir yerde yerini alacaktır.

    Keşif Emniyet Timi en geç S saatinden 10 dakika evvel yerleşmiş olacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taarruz Timi en geç S saatinden 5 dakika önce yerlerini almış olacak, faaliyet Cuma namazının farzının kılınmasından sonra icra edilecektir. Tahrip-A farzın kılınmasını müteakip süratle camiden çıkacak ve “Tahrip Hazır” İşaretini verecektir.
    Tahrip-A’nın camiden çıkmasını müteakip avluyu terk etmesi “Tahrip Hazır” camiden çıkmayı müteakip avluda şadırvanda ellerini yıkaması ise “Tahrip İptal” işareti olacaktır. Tahrip –A’ nın “Tahrip hazır işaretini” gören ve camii avlusunda bekleyen Tahrip-B, camii avlusundan çıkıp 300 m. kadar uzaklaştıktan sonra ilgili telefon numarasını arayarak tahribi gerçekleştirecektir. Tahrip timi patlamayı müteakip bölgeden süratle sıyrılacaktır. Patlama esnasında; Kayıt –A camii üst katından, Kayıt-B camii alt katından patlama ânını ve sonrasında oluşan panik havasını çekecek, patlama sonrası önce camii avlusunda toplanan ve sonra ana caddeye intikal ederek caddeyi kapatan öfkeli kalabalığın camii avlusunda toplanmasını ve caddedeki eylemlerini hem Kayıt-A hem de Kayıt-B birbirlerinden bağımsız ayrı noktalardan üzerlerindeki video kayıt cihazlarıyla kaydedeceklerdir. Kayıt timi (Kayıt-A ve Kayıt-B ) kaydettikleri görüntü kayıtlarını Keşif Emniyet Tim Komutanına teslim edecek ve müteakiben bölgeyi geldikleri araçlarla terk edeceklerdir. Keşif Emniyet Tim K.’nı söz konusu görüntüleri ivedi olarak internet üzerinden yayılmasını sağlayacaktır. Patlamayı müteakip oluşan kargaşadan da istifadeyle cami içerisindeki Tahrik timinden Tahrik-A bir kısım radikal Fatih esnafı içerisine sızdırılmış Tahrik-B ile irtibata geçecektir. Tahrik- A ve Tahrik-B irtibatlı bulundukları ve halkın içerisine sızmış bulunan provokatörleri harekete geçirecek. Böylece Cami cemaatinin, çoğunluğunu Fatihli esnafın oluşturduğu öfkeli radikal grupla ana cadde üzerinde birleşmesi sağlanacaktır. Yapılacak manipülasyonlarla öfkeli grubun yaşananları irticai söylemler ve sloganlar eşliğinde protesto etmesi sağlanacaktır. Faaliyetin icrasından sonra; Tahrip unsuru tahribi müteakip, Kayıt Timi kayıtlarını tamamlamalarını ve Keşif Emniyet tim komutanı ile buluşmayı müteakip yaya olarak ayrı güzergâhlardan arabalarını park ettikleri bölgeye intikal edecek ve kendi araçları ile bölgeden uzaklaşacaklardır. (Tahrip unsuru bir araca, Kayıt timi diğer araca binecek şekilde)Faaliyet sonrası durum, trafik sıkışıklığı, yol kapaması, arama ve bunun gibi sebeplerle araçlı intikale imkân vermediği takdirde, unsurlar yaya olarak ayrı ayrı güzergâhlardan toplu taşım araçlarını kullanarak “emin ev”de buluşacaklardır.”

    Amaç yaralı sayısını arttırmak
    “Çarşaf” ve “Sakal” eylem planlarının “koordinasyon talimatı” başlıklı bölümlerinde hedef “yaralı sayısını arttırmak” olarak kayda geçiriliyor. Çarşaf’ın ilgili bölümü şöyle:

    “Ekip Lideri ve ekibi tarafından; Fatih esnafı içerisinde yer alan ve dini grup cemaatlerle faaliyet içerisinde olan şahıslarla irtibat çok dikkatli kurulacak, içeriden yürütülecek propagandanın çerçevesi operasyon öncesi bildirilerek yönlendirilecektir. Faaliyette kullanılacak tahrip düzeneği başka bir Ekip tarafından temin edilecek ve üst komutanlığın yapacağı koordine neticesinde, emredilecek yer ve zamanda Tahrip Unsur komutanına teslim edilecektir.

    Konulacak malzemenin ölümden daha çok yaralanmaya sebep olacak şekilde hazırlanması sağlanacaktır. Cami ve çevrede bulunan kameraların durumu tespit edilecektir. Tv’lerde canlı yayına bağlanarak fikir ifade edebilecek olanların tespiti ve yönlendirmesi Ankara’dan yapılacaktır.”

    Emniyetli telefonlar, kiralık araçlar
    “Çarşaf” planının “Komuta ve Muhabere” bölümünde ise şöyle deniyor:
    “Operasyon Ekip Lideri tarafından yönetilecektir. Ekip lideri Tahrip Timinde Tahrip-B görevini icra edecek, görevi müteakip, faaliyetleri hedef bölgeye hakim bir noktadan takip ve kontrol edecektir.Ekip lideri etkisiz hale gelmesi durumunda Tahrik Tim Komutanı(Tahrik-A) emir komutayı alacaktır. Operasyon esnasında muhabere, emniyetli cep telefonları ile sağlanacaktır. Operasyon timinin cep telefonları evlerinde ve eşlerinde olacaktır. Operasyon günü için kullanılacak cep telefonlarını Keşif Timi temin edecek aynı gün sabah tüm telefonlar personele dağıtılacaktır. Sadece ihtiyaç olduğu takdirde telefonlar kullanılacaktır. Olayı müteakip cep telefonları kapatılıp Keşif Emniyet Tim K.’na geri teslim edilecektir. Operasyonda kiralık araçlar kullanılacak ve araçlar kiralanırken gerçek isimle kayıt yapılmayacaktır.”

    Balyoz Harekât Planı
    Harekât planının altında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın imzası var. Doğan’ın imzasında kullandığı unvan “Balyoz Sıkıyönetim Komutanı.”

    Planın vazife bölümünde hedef şöyle anlatılıyor: “Balyoz Komutanlığı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlayarak muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmak maksadıyla; derhal, AKP Hükümetini iktidardan uzaklaştıracak ve mevcut irticai yapılanmayı şiddetle bertaraf ederek, belirlenen kadroları iktidara getirerek laik devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis edecektir.” İşte icra planını da yarın Taraf’ta okuyacağınız Balyoz Harekât Planı’nın geniş bir özeti.

    Maksat:
    (1)BALYOZ Komutanlığı, İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına yerine getirme azim ve kararlılığı içerisinde laik devlet otoritesinin temini için gerekli olan tedbirleri alacaktır.

    (2)Harekatın maksadı; ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmaktır.

    Düşman Durumu:
    (1)İrticai grupların, hedefe giden yolda engel olarak gördükleri TSK’ya karşı bir taraftan sızma gayretleri artarak devam ederken diğer taraftan yıpratma, komuta zafiyeti içerisinde ve dinsiz gösterme çabaları da artan bir ivme ile devam etmektedir.

    (2)Mevcut iktidarın uygulamalarından cesaret bulan irticai grupların, devlet düzenimizin temelini oluşturan laiklik ilkesini kendi çıkar ve amaçlarına göre yorumladıkları görülmektedir. Bu kapsamda; başta öğretim kurumları olmak üzere, kamu hizmetlerinin yerine getirildiği çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında, irticai hareketin simgesi olan türban ve başörtüsü kullanılmasında ısrarlı davrandıkları gözlenmektedir. Bu yoldaki ısrar, masumane bir tercihten ziyade, laik cumhuriyet ilkelerine karşı dine dayalı bir devlet düzeni kurmaya yönelik din ve vicdan hürriyetini aşan sistemli çabaların bir parçası olarak devam ettirilmektedir.
    (3)ABD ve AB ülkelerinin karşılıklı paslaşmalarını seyreden ve ülke menfaatlerini gözetmeden her talebi emir telakki eden, Büyük Atatürk’ün deyimi ile müstevlilerin siyasi emellerine boyun eğmiş AKP Hükümeti;
    İrticai faaliyetlerin ülke içerisinde artmasına, güç kazanmasına, kadrolaşmasına ve teşkilatlanmasına tam destek vermekte,
    (b)Ekonomik çözümsüzlüklerin yol açtığı boşluklardan da istifade ederek, istediği karşı devrimi gerçekleştirebileceğini hissettirmekte ve tüm ülke genelinde AKP yandaşları, tarikat ve cemaatler ile devlet kademelerinde hızla kadrolaşmakta,
    (c)İktidarın kendisine sağladığı imkân ve kabiliyetleri kullanarak medya, sivil toplum örgütleri ve bürokrasiyi kendine bağımlı hale getirmeye çalışmakta,
    (ç)Mevcut yetkiler ile hukuki boşluklardan da istifade edilerek mürteci ve dogmatik yapıda insan yetiştirmeye uygun ortam sağlayan medrese, tekke ve zaviye tipi, eğitim ve öğretim birliğini ortadan kaldıran çarpık bir eğitim sisteminin yeniden hayata geçirilmesini hedeflemekte,
    (d)Bu amaçlarına ulaşmak maksadıyla, anayasa değişikliği ve hukuk reformu adı altında TSK ile birlikte laik cumhuriyetin en önemli teminatı anayasal kurumların etkinliğini kıracak, kendi amaçları doğrultusunda evrimleştirecek yollar aramakta,
    (e)Başta dışarıdan müzahir ABD ve AB ülkeleri olmak üzere, içeriden irtica ile iltisaklı medya, hukuk, bürokrasi, emniyet, maliye ve daha birçok kamu kurum ve kuruluşunda örgütlenmiş yandaşları ile koordineli ve planlı çalışmalarla laik kesimi ve rakiplerini hareket edemez hale getirmekte,
    (f)AB üyeliğini ve terör sorununu bahane ederek, Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye yönelik çabalarını, dış desteğin de etkisiyle devam ettirmektedirler.
    (4)AKP Hükümetine, AB üyeliği kapsamında dış güçler tarafından sağlanan mali ve siyasal destek devam ederken, Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile İslami gruplar tarafından sağlanan ekonomik destek de artmaktadır. ABD, AB, irticai unsurlar, bölücü unsurlar ve AKP ortak eylem ve söylem birliği ile hareket etmektedirler.
    (5)İktidar ve irtica yanlısı basın yayın organları her geçen gün cesaretlenip palazlanırken, muhalif basın, geçmişte yaptığı şahsi yanlışlıkların bedelini, görevini yapmayarak ve/veya yapamayarak ödemektedir. Toplumsal muhalefet sindirilmiş, muhalif basın ekonomik ve mali denetim tehdidi ile susturulmuştur.
    İrticai faaliyet gösteren vakıf ve dernekler ile yıkıcı bölücü unsurlar işbirliklerini alenen yapma pervasızlığını göstermektedirler. Bunu AB süreci, birlik - beraberlik, kardeşlik, demokrasi vb. evrensel temaları kullanarak yapmaktadırlar.
    (7)Buna karşın muhalefet partileri de etkin, önleyici, alternatif oluşturan, siyasal iktidarın faaliyetlerini denetleyici ve geniş halk kitlelerinde yankı bulan bir muhalefet sergileyememekte; basit, tutarsız, kişiliksiz, silik ve günü kurtarmaya yönelik söylemlerle muhalefet yapmaktadırlar. Mevcut durumları itibari ile halkta giderek artan bir umutsuzluğa yol açmaktadırlar. Laik cumhuriyeti kurtaracak, birlik ve beraberliği sağlayacak ve gerekli tedbirleri alacak siyasi ufuktan yoksun liderler, koltuklarını korumanın ötesinde, kısır ve uzlaşmaz tavırların üstünde bir davranış ortaya koyamamaktadırlar.
    Dost Durumu:
    (1)3 Kasım seçimlerinde AKP, % 30 civarında oy almıştır. Ancak son günlerde öne çıkan ümmetçilik faaliyetlerine rağmen, bu oranın tamamının irticayı desteklediği sonucunun çıkarılmasının uygun olmayacağı değerlendirilmektedir. Bunlardan birçoğu daha önceki hükümetlerin icraatsızlığına tepki oyları olup, AKP içinde de harekatımıza, müzahir ve dost gruplar bulunmakta, ihtimaller karşısında yönetici elite yakın durmaktadırlar.
    (2)Buna rağmen, şimdiye kadar içimizde barınmayanlar meclise taşınmıştır. Bu meydan okuma karşısında kategorili personel pervasızca biraz daha cesaretlenmiş ve kadrolaşma faaliyetlerine hız vermişlerdir. Bu nedenle anılan personelin, sadece Silahlı Kuvvetler içerisinden değil, bütün kamu kurum ve kuruluşlarından derhal uzaklaştırılmaları bir zorunluluk haline gelmiştir.
    (3)Her türlü olumsuz şartlara rağmen cumhuriyeti koruma ve kollamaya yönelik eylem ve planlamalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda;
    TSK bünyesindeki dost ve müzahir unsurlar dışında kalan, özellikle yüksek rütbeli personelin kontrol altında tutulmasına,
    (b)TSK’nın her kademesine müzahir eleman temini konusunda referans uygulamasına (ÇYDD, ADD, Türkiye Gençlik Birliği vb.) devam edilerek azami koordinasyon sağlanmasına,
    ...
    (d)TSK haricindeki dost unsurlar tarafından yapılacak ekonomik operasyonlar, basın yayın faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinin yakından takip edilmesine ve gerektiğinde koordinasyonun sağlanmasına,
    (e)Aleyhe yapılan her türlü propaganda ve yasal düzenleme girişimlerinde muhalefet partileri ile koordineli fikir ve eylem birliği içerisinde hareketler sergilenmesine devam edilecektir.


    http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2010/01/20

    http://www.taraf.com.tr/haber/46614.htm

    Artık oklar çuvala sığmıyor. Çok ciddi iddalar var, TSK ve Başbuğ bu konuya ciddi şekilde eğilmeli ve gerçekler ortaya çıkarılmalı. Diyecek laf bulamıyorum, iddalar çok vahim.
    Ne gariptir ki Avrupa denince çoğumuz kuralsız, tutkularına uygun yaşamayı anlıyoruz, ama bu kesinlikle doğru değildir. O sisli ülkelerde tahmin ettiğimiz şekilde hayat süren ayak takımı bulunmaktadır; ancak onlar Avrupa'yı ortaya çıkaran zümre değil, sosyal devlet anlayışlarından parazit olarak geçinenlerdir. Onlara asgari geçim bahşedilmezse, Batı'yı tehdit eden huzursuzluk kaynağı oluşur.
    Türk Felsefe Tarihi - Mehmet Niyazi (S.18)

  2. #2
    cavusbarnss adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-01-2010
    Mesajlar
    25
    Karizma Gücü
    0
    bu planlari yapan generaller bence bu ulkenin evladi olamazlar. kendi insanlarini oldurmeyi dusunmek..bu nasil gozu donmus bir ihtiras firtinasidir , anlasilir degil..vatani seviyormus vatan tehlikedeymis..bu kafa ile bunlar nasil bu makamlara gelmis tum bunlar sorgulanmali..harbiye ye adim atan her insana birinci ders olarak demokrasi ogretilmeli..eger vatanini seviyorsan darbe yapmayacaksin diye beyinleri kazinmali.. yoksa bunun sonu yok.. bir darbeci gider digeri gelir.
    tsk nin zihinsel devrime ihtiyaci var..

  3. #3
    hunt me down adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    7,878
    Karizma Gücü
    7
    Ne diyeyim.
    Ben pek inandırıcı bulmuyorum böyle bir planın olduğunu.
    Eğer ki sahiden baştakilerden rahatsızsan, gidersin başbakana suikast düzenlersin.
    Yok cami bombalanacakmış, uçak düşürülecekmiş, ondan dolayı da hükümet darbe yapacakmış.
    Ulan buna çocuk inanmaz be ya.

  4. #4
    selpay adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2006
    Mesajlar
    649
    Karizma Gücü
    6
    Alıntı hunt me down tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ne diyeyim.
    Ben pek inandırıcı bulmuyorum böyle bir planın olduğunu.
    Eğer ki sahiden baştakilerden rahatsızsan, gidersin başbakana suikast düzenlersin.
    Yok cami bombalanacakmış, uçak düşürülecekmiş, ondan dolayı da hükümet darbe yapacakmış.
    Ulan buna çocuk inanmaz be ya.

    Bu sözler cehaletin ürünüdür. Türkiye'nin yaşadığı hangi darbede askere direkt hükümet binasına gitmiştirde darbe yapmıştır. Ya sağ sol çatışması oluşturulmuştur ya dinci laik çatışması çıkarılmıştır ve oluşan kaos ortamından hükümetin görevden alınması sağlanmştır.

    Mesela şunu söyliyim 28 Şubat döneminde asker neden Erbakan'a doğrudan çıkıpta onu indirmedi de Aczimendiler denen ne idüğü belirsiz bir grubun ve Ali Kalkancıların ortay çıkmasından sonra Refahyol hükümetini görevden almıştır.

    Türkiyede yıllardan beridir yapılan oyunlar seri numaralarıyla aynıdır bu sebeple artık organize yapılan kaos çıkarma planları hep çuvallamaya mahkum oluyor.

    Sevinelim ülke darbecilerden kurtuluyor.
    SEZER'E HAK OLAN GÜL'E KABAHAT Mİ?

  5. #5
    Meddah adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2009
    Mesajlar
    213
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı hunt me down tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ne diyeyim.
    Ben pek inandırıcı bulmuyorum böyle bir planın olduğunu.
    Eğer ki sahiden baştakilerden rahatsızsan, gidersin başbakana suikast düzenlersin.
    Yok cami bombalanacakmış, uçak düşürülecekmiş, ondan dolayı da hükümet darbe yapacakmış.
    Ulan buna çocuk inanmaz be ya.
    O halde Bülent Arınç'a suikast düzenleneceği iddalarına inanıyorsun!
    Ne gariptir ki Avrupa denince çoğumuz kuralsız, tutkularına uygun yaşamayı anlıyoruz, ama bu kesinlikle doğru değildir. O sisli ülkelerde tahmin ettiğimiz şekilde hayat süren ayak takımı bulunmaktadır; ancak onlar Avrupa'yı ortaya çıkaran zümre değil, sosyal devlet anlayışlarından parazit olarak geçinenlerdir. Onlara asgari geçim bahşedilmezse, Batı'yı tehdit eden huzursuzluk kaynağı oluşur.
    Türk Felsefe Tarihi - Mehmet Niyazi (S.18)

  6. #6
    hunt me down adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    7,878
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı Meddah tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    O halde Bülent Arınç'a suikast düzenleneceği iddalarına inanıyorsun!
    Tabii ki inanmıyorum.
    Bülent Arınç'ın canlısının Türkiye'ye faydası yok iken, ölüsünün mü faydası olacak?

    Alıntı selpay tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bu sözler cehaletin ürünüdür. Türkiye'nin yaşadığı hangi darbede askere direkt hükümet binasına gitmiştirde darbe yapmıştır. Ya sağ sol çatışması oluşturulmuştur ya dinci laik çatışması çıkarılmıştır ve oluşan kaos ortamından hükümetin görevden alınması sağlanmştır.

    Mesela şunu söyliyim 28 Şubat döneminde asker neden Erbakan'a doğrudan çıkıpta onu indirmedi de Aczimendiler denen ne idüğü belirsiz bir grubun ve Ali Kalkancıların ortay çıkmasından sonra Refahyol hükümetini görevden almıştır.

    Türkiyede yıllardan beridir yapılan oyunlar seri numaralarıyla aynıdır bu sebeple artık organize yapılan kaos çıkarma planları hep çuvallamaya mahkum oluyor.

    Sevinelim ülke darbecilerden kurtuluyor.
    Erbakan kendisi yeterince kaşınmıştı. O kaşındığı için Tanklar sokaklara döküldü.
    AKP'de yeterince kaşınırsa, onlara da aynısı olur, bundan emin olabilirsin.
    Ve bak, iyi bak. Gidip cami bombalamakla, neyi başarmayı planlıyorlar?
    Uçak düşünce, "vay uçağın düşmesinden siz sorumlusunuz" mu diyecekler?
    PKK o kadar bomba patlattığında gidip darbe mi yaptı ordu?
    Cami bombalandığında hükümeti mi suçlayacak da darbe yapacak? Yahu bu mantığı anlamakta zorlanıyorum, gerçekten be arkadaş. Bunu önceden de söyledim, ve şimdi de söylüyorum. Ordu darbe yapacak olsa, bunu yapar. Ve bunu emir komuta zinciri içinde yapar. Ülkede darbe yapılması için zemin hazırlamaya bile gerek yok. AKP kendi başına zaten kaşınıyor, ama demek ki yeterince kaşınmamış ki hala askerler tepelerine binmediler.

  7. #7
    Meddah adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2009
    Mesajlar
    213
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı hunt me down tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Tabii ki inanmıyorum.
    Bülent Arınç'ın canlısının Türkiye'ye faydası yok iken, ölüsünün mü faydası olacak?
    Anladım
    Ne gariptir ki Avrupa denince çoğumuz kuralsız, tutkularına uygun yaşamayı anlıyoruz, ama bu kesinlikle doğru değildir. O sisli ülkelerde tahmin ettiğimiz şekilde hayat süren ayak takımı bulunmaktadır; ancak onlar Avrupa'yı ortaya çıkaran zümre değil, sosyal devlet anlayışlarından parazit olarak geçinenlerdir. Onlara asgari geçim bahşedilmezse, Batı'yı tehdit eden huzursuzluk kaynağı oluşur.
    Türk Felsefe Tarihi - Mehmet Niyazi (S.18)

  8. #8
    dede 60 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-04-2007
    Mesajlar
    10,095
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı hunt me down tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Tabii ki inanmıyorum.
    Bülent Arınç'ın canlısının Türkiye'ye faydası yok iken, ölüsünün mü faydası olacak?
    İşte bu kadar.

  9. #9
    necatikaya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-08-2006
    Mesajlar
    3,102
    Karizma Gücü
    6
    Türk Silahlı Kuvvetleri darbe yapamaz değil,darbe yapmaz.Bu iki şıkkı birbirinden ayırın.Anlamayanlar,sürekli Türk Silahlı Kuvvetlerine hiç utanıp sıkılmadan çamur atmaya çalışan, dışardan beslenen ve ne üdüğü belirsiz bir takım soytarılar.Yeter artık.Bu orduyu bitirirseniz alayınız bitersiniz.Ben bu tipleri hamam böceği olarak görüyorum ve görüldüğü yerde ezilmeli diyorum.Esasında bunlar sinek vızıltısı.Türk Silahlı Kuvvetlerine her zaman güvenim tamdır ve tek güvencemdir.Öyle üçbeş sirk soytarısının vızıltısı ancak kendilerini ve yandaşlarını tatmin eder.Gerisi hikaye..

  10. #10
    <span style='color: #000000'>kafkaslar</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-10-2009
    Mesajlar
    5,451
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersinin darbeler konusunda ilginç bir açıklaması var.



    ERSİN: “SUİKASTLERİN ARKASINDA KONTRGERİLLA VAR”


    Bu örgütün varlığı ilk kez 12 Mart 1971 askeri müdahalesinden sonra kamuoyunun gündemine girmiştir. O dönemde ve sonraki yıllarda, adından sıkça söz edilmesine rağmen, her nasılsa bu gizli örgütün var olup olmadığı ve faaliyetleri ortaya çıkarılamamıştır. Aradan yıllar geçmiş olmasına karşın, bugün dahi 12 Eylül öncesindeki bazı toplu ölüm olayların ve suikastların arkasında kontrgerillanın olduğu söylenmektedir.

    “Bu gizli örgütün, CİA denetiminde faaliyet gösterip 12 Eylül öncesindeki anarşi ve t erörün bir kanadını oluşturan aşırı sağ eylemci, ülkücü dernek ve partilerle işbirliği yaparak ülkenin adım adım darbeye gidişinde, etkin rol oynadığına ilişkin aksi kanıtlanmayan çok ciddi iddialar vardır.”

    “İddialara karşılık yetkili kişiler suskun kalmakta, ya da doyurucu olmayan sözlerle konuyu geçiştirmeye çalışmaktadır. Oysa, üzerine giderek bu sorunu çözmek yerine, örtmeye çalışma çabaları, kamuoyunda tedirginlik yaratmaktadır.”

    “NATO’ya üye diğer Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren bir gizli NATO örgütünün, aynı pakta üye olup, demokrasi ve ekonomik gelişmesi diğer üye ülkelerden çok gerilerde olan Türkiye’de olmaması pek mümkün görünmemektedir.”

    Ersin, önergenin sonunda da, gizli NATO örgütü olduğu iddia edilen Gladio’nun olup olmadığının araştırılması için TBMM bünyesinde bir meclis araştırma komisyonu kurulmasını istiyor.

    aynı kaynakta yine başka bir açıklama.


    CHP Genel Sekreter Yardımcısı Algan Hacaloğlu, 2 Mart 1993



    “Özel Harp Dairesi, yasalara göre kurulmuş bir organ olmadığından, amacında işleyişinde ve eylemlerinde yasal dayanak aranması olası değildir. Bu nedenle bu örgütü, yaptığı yasadışı eylemlerden soyutlayarak, yasal organlarda, yasal olarak aramak ve bulmak da mümkün değildir.”

    "Hizbullah’ın işlediği cinayetlerin hiçbirisinin ortaya çıkarılamaması, “Bu örgüt korunuyor mu” sorusunu ister istemez gündeme getirmektedir... Hizbullah terörünün, devlet koruması, kollaması ve hatta yer yer yönlendirmesiyle palazlandığına ilişkin yaygın bir kanaat vardır. Güneydoğu’ya gidiniz halkla görüşünüz. Sıradan halkla görüşünüz, size Hizbullah örgütünün arkasında kontrgerillanın olduğunu söyleyecektir.”
    “Sosyal Demokrat Halkçı Partinin bir Diyarbakır Meclis üyesi, bir yüzbaşı tarafından kiralık katil tutularak öldürülmek istenmiştir… Sayın Başbakanın ve İçişleri Bakanı müsteşarının da tanık olduğu cinayet siparişi, kiralık katilin cayması ve olayın açıklığa çıkması sonucu akim kalmıştır… Eğer yüzbaşı farklı bağlantıların güvencesi altında olmasaydı, hiç böyle davranabilir, olay hiç böyle kapatılabilir miydi?”

    “Kendilerini MİT görevlisi olarak tanımlayan 7 kişinin emniyette sorgulamadan aldıkları 5 kişiyi Muş’ta vahşice katletmiş olmalarına rağmen, hala haklarında bir kovuşturma açılmamış olması, hala ellerini kollarını sallayarak dolaşabilmeleri, kontrgerilla’nın kanıtı değildir de nedir?”

    “Bu cinayetleri kimler işlemektedir. 3600 ü bulan, geçmişte Güney Amerika’da yaşanan yüz kızartıcı boyutları çoktan aşan bu faili meçhul cinayetleri ne zaman açıklığa kavuşturacaksınız? Can güvenliğini ve hukukun üstünlüğünü ne zaman sağlayacaksınız. Yüce Meclisin kontrgerilla üzerindeki sis perdesini kaldırması gerçeklerin ortaya çıkmasına geçit vermesi görevidir.”

    İşte bütün bunlar da ordunun ülke genelinde gizli faaliyetlerde bulunduğuna kanaat getirilmesine yol açıyor.Yetkili şahıslar da sessiz kalınca doğal olarak ortalık karışıyor.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Tüm yönleri ile Balyoz Davası
    HABERLER ve GÜNDEM bölümünde |BenHur| tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 13.10.11, 22:05
  2. Bir Darbenin Anatomisi
    2006 Konuları bölümünde MT26s tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 31.01.06, 13:20

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •