Yeter artık katilleri kahraman yaptığınız!


Zaten iki gündür Abdi İpekçi’nin katili, Papa’nın suikastçısı Mehmet Ali Ağca’nın sanki önemli bir devlet adamı ya da bir kahramanmış gibi yere göğe sığdırılamadığını, lüks araçlarla geceliği 540 Euro olan Sheraton süitlerine götürüldüğünü, gazetecilere oynadığı ‘mesih’ rolünü, avukatlarının ‘bir de Hollywood filminde oynamak istediğini’ söylemesini, basın toplantısı için verdiği ültimatomları izlerken kanım beynime yeterinden fazla çıkmıştı.

Gazetelerin manşetleriyle, tam sayfa haberleriyle ve TV’lerin de yayınlarıyla bu “kahramanlaştırma”yı sürdürdüğünü görünce ve katilin bundan sonra cinayet-suikast istismarıyla zengin olacağı haberlerini de okuyunca bu kez başıma ağrılar girdi.

Hani insan izlerken ‘Eh bu rezaleti gören gençler -eğer yeterince sağlam bir alt yapıya sahip değillerse ve ekonomik sıkıntı içindelerse- yanılarak aynı yolu denemeyi pekalâ düşünebilirler. Sadece böyle şöhret olmak için bile düşünebilirler’ diyor.

Gazeteci ordusu tarafından krallar gibi karşılanan katille ilgili haberde ise avukatı “Bugün odasında dinlenecek, basın toplantısına hazırlık yapacak” diyor, bir gazeteci ise “İngilizce mi, Türkçe mi konuşacağını” soruyor.

Böyle gazetecileri duyunca gazeteciliğimden utanıyorum ben... Gözünü kırpmadan cinayet işleyen ağır suçlulara “bir başarıya imza atmış” muamelesi yapanları topluca görünce insanlığımdan da utanıyorum.

Türkiye’ye ne oldu, başımıza gelenler, arka arkaya yaşadığımız abuk subuk olaylar ve acılar bize insanlığımızı mı unutturdu? Tüm değerlerimiz yerle bir mi oldu?

Dün yine TV’de, Köşk’te şehit ailelerine ve gazilere Devlet Övünç Madalyası verme töreninde, Cumhurbaşkanı Gül ile konuşurken önce ağlayan, sonra fenalaşarak yere düşen terör şehidi yüzbaşı Tekin Işık’ın babasını ve bu tablo karşısında dövünerek ağlayan anasını görünce (üstelik arka arkaya 9-10 kez gösteriyorlar) gözümden akan yaşları tutamaz oldum.

Nasıl bir acı yaşadıklarını, canlarından bir parçanın koptuğunu ve bu acının asla dinmeyeceğini, hiçbir övünç madalyasının yeterli olmayacağını anlatıyordu ana babanın hali... Yere düşen baba saçlarını yoluyordu bilinçsizce... Hangi yürek dayanabilir ki buna?

Peki böyle tarifsiz bir acıyla hayatları zindana dönmüş aileler teröristbaşı Öcalan’ın da bir siyasi lider haline getirilmesine, hücresinden devlete emirler yağdırıp “yol haritaları” açıklamasına, İtalya’ya makaleler göndermesine, PKK’lı teröristlerin düğün derneklerle kahramanlar gibi karşılanmasına nasıl dayanabilirler acaba bunu düşünen var mı?

“Açılım yapıyoruz” diye PKK’nın ve liderinin isteklerini yerine getirme çabasına düşenler önce kendilerini bu şehit anasıyla babasının veya gazilerin yerine bir koysunlar, ondan sonra karar versinler.

VİCDANLAR KANATILDI

Ayrıca... Şehit ailelerinde bu acıları yaşayanların sayısı 15-20 bin kişi olabilir ama onların acısını hisseden vatandaşların sayısı en az 50 milyondur, bunu da bilsinler. Atılacak hatalı adımların hesabını seçimlerde de yalnız 15-20 bin kişi sormayacaktır yani... (Hile olmayacağını varsayarak söylüyorum tabii.)

Ağca ve onun gibi katillerin (ya da tecavüzcülerin) bundan önce tüm tepkilere, uyarılara rağmen oy hesabı ile çıkarılmış aflarla cezasız kalmalarının vicdanları nasıl kanattığı, çıkan suçluların çoğunun benzer suçları tekrar işledikleri defalarca görüldü.

Türkiye adalet açısından da çağdışı bir ülke olarak kalmakta ısrarlıysa ve bunu kimse önleyemeyecekse diyecek yok, çaresiziz... Ama eğer bir hukuk devleti ise “medeni ülkelerde en az ömür boyu hapis cezası alacağı” suçlar işlemiş kişileri affetme özgürlüğüne bundan sonra tek bir başbakan bile sahip olamamalıdır.

Topluma da bu olaylar karşısında susup izlemek değil, tepkisini ortaya koymak düşüyor.

http://haber.gazetevatan.com/haberde...goryid=4&wid=4

Çok güzel anlatmış Türkiyenin durumunu
şurası özetliyor yazıyı;
Türkiye adalet açısından da çağdışı bir ülke olarak kalmakta ısrarlıysa ve bunu kimse önleyemeyecekse diyecek yok, çaresiziz... Ama eğer bir hukuk devleti ise “medeni ülkelerde en az ömür boyu hapis cezası alacağı” suçlar işlemiş kişileri affetme özgürlüğüne bundan sonra tek bir başbakan bile sahip olamamalıdır.
+
En büyük suçlu basındır