“Aynalı Çarşı”larda ne alınır ne satılır bilinmez. Bilinen odur ki çarşıların aynalarında çehresi yok çakır gözlü bağrı yanık kara-yağızların…Yanık bir türküdür. Eser durur çam dallarında “Evreşe Yolları”nda… Bağrına taş basan anaların yüzü gülmeyen gelinlerin gidip de gelmeyen yiğitlerin türküsüdür ÇANAKKALE…
Neler söylenmedi ki?.. Ne kitaplar yazıldı ne söylevler verildi… Her yıldönümünde herkes tarafından bir başka notayla söylendi bu yanık türkü. Çanakkale ağzına kilit vurdu “Kilitbahir”de. Sustu. Burnunun direği sızladı “Nâraburnu”nda. Suvla’ya döktü sıcak gözyaşlarını…
Tarih zamanı tetikliyor her yıldönümünde. Patlayan tomurcukların uğultusu değildir duyulan 18 Martlarda. Bahar dallarında zonklayan ömürlerinin baharında bu toprak için toprak olmuş şehitlerin nabızlarıdır…
Akıl almaz bir gerçeğin yakasına al gelinciklerden işlenmiş kan türküsüdür Çanakkale… Çanakkale; tarihin efsaneleştiği coğrafyadır. Mehmetçik’in dünyaya “dur” dediği bir kavşak “Hasta Adam”ın kıyam ettiği bir kıyamettir Çanakkale!..
“Bir sıkımlık canı var hasta adamın” diyordu Winston Churchil. “Boğazını sıkacağız!..” Bu boğaz Çanakkale Boğazı idi. Hedef ise İstanbul…
Büyük Britanya İmparatorluğunun Deniz Bakanı Churchil devam ediyordu ateşli söylevine İtilaf Devletlerinin Harp Meclisinde: “Muhteşem donanmamızın Çanakkale Boğazı’ndan Marmara’ya girdiği haberi bile Osmanlı Padişahı’nı sarayında titretmeye yetecektir. İki gülle ile kubbesini başına yıkmak işten bile değildir…”
Troya… Yedi kat gelinlik içinde yedi benli bir gelin…Onun aşkıyla ne yiğitler aklını oynattı nice canlar verildi dizlerinin dibinde… Çanakkale Boğazı… Yeşilin her lahza ton değiştirdiği al gelincik dantelli yakasından balkıyan süt mavisi gerdanına nice gözler gerdanlık oldu asırlar boyunca…
Sürekli el değiştirip durdu bu can özü coğrafya. İsa’dan önce; Lelegler Mykenler Frigyalılar Lidyalılar Persler Makedonyalılar Helenler..gidenler-gelenler…
İsa’dan sonra da sürekli zorlanıp durdu Çanakkale Boğazı. Sürekli el değiştirip durdu bu küçücük coğrafya. Birinci Yüzyılda Romalılar buraya egemen oldular. 717’de Mesleme bin Abdülmelik komutasındaki İslâm ordusu Aydos’tan Çanakkale Boğazı’nı geçip Gelibolu üzerinden İstanbul önlerine kadar geldi. Orhan Gazi döneminde Rumeli’de fetihlerde bulunmakla görevlendirilen Süleyman Paşa’nın Çardak’tan karşı kıyıdaki Çimge’ye gemilerle geçtiği tarih 1356’dır. Yıldırım Beyazıt boğazı korumak ve yeni gemiler inşa etmek üzere Osmanlılar’ın ilk önemli tersanesini Gelibolu’da kurmuştur. Çağ kapatıp çağ açan Fâtih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden sonra Çanakkale Boğazı’nın iki yakasına iki kilit vurdu. Rumeli yakasına Kilitbahir Anadolu yakasına Seddülbahir kalelerini inşa ettirerek bir daha bu boğazdan yâd rüzgârların geçmesini önledi. Sözü edilen kaleler değişik zamanlarda onarılarak yenilenirken zamanın şartlarına göre yeni tabyalarla takviye edildi…Ancak her “hayasızca akın”a siper olan Mehmetçik’in “imân dolu göğsü”dür. İşte aşılmaz kale aşınmaz tabya geçilmez metris odur…
Ve Boğaz Harbi…
Mehmet Âkif’in; “Şu boğaz harbi nedir var mı ki dünyada eşi?” dizesiyle vücut bulan o eşi ve benzeri görülmemiş kıyamete iki hafta kala İtilaf Devletlerinin Birleşik Donanma Komutanı Amiral Carden Londra’ya bir telgraf çekiyordu makine başında. Tarih; 2 Mart l915
“Hava uygun olursa 15 gün sonra İstanbul’da olacağım…”
Hava ve deniz gayet uygundu ama hasmını “topun namlusundan görenlerin” tavrı pek uygun değildi Carden için… Amiral gemisinden seyrettiği Gelibolu sırtları benzini soldurdu sağlığı bozuldu garibin. Churchil sıkıştırıyordu Carden’i. Neden hâlâ sıkmıyordu hasta adamın boğazını?.. Sıkı mı? Sıkamıyordu işte…
Yerine Akdeniz Filo Komutanı Amiral De Robeck atandı. Sıkarsa o sıkacaktı…
18 Mart 1915…
“Yenilmez Armada” Amiral De Robeck komutasında ve sabahın çok erken saatlerinde harekete geçti. Dev savaş gemilerinin sirenleri kıyametin sûrunu üflemeye başladılar…
Amiral forsunun toka edildiği İNFLEXİBLE adlı İngiliz kruvazörü önde QUEEN ELİZABETH LORD NELSON AGAMEMNON MAGESTİC BOUVET ve diğerleri olmak üzere 19 ağır zırhlı ve kruvazör çok sayıda hafif kruvazör şilep nakliye hastane gemisi uluyarak su üstünden keşfi mümkün olmayan denizaltı gemileri ise deniz altından hücuma geçtiler…
Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Miralay Cevat Bey (Sonra Paşa olan Cevat Çobanlı) müttefik Alman subayların yanlış planlarına rağmen uyguladığı inisiyatifle Dardanos Namazgâh Hamidiye Mecidiye Çimenlik gibi on tabyada bataryalarını yerleştirerek gereken önlemleri aldı.
7 Mart’ı 8 Mart’a bağlayan gecenin geç saatlerinde Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey komutasındaki Nusrat mayın gemisi mayın grup komutanı Yüzbaşı Hâfız Nazmi Bey ve bir avuç Mehmetçik bastıran sisin de kesif karanlıklarında Boğaz’ın kapkara sularına açılmış daha önce döşenen ve düşman uçakları tarafından yerleri haritalara işlenmiş mayınlara ilave olarak elde kalan son 26 adet mayını Karanlık Liman’a can pahasına döküverdiler. İşte bu son mayınlardan düşmanların haberi yoktu…
“Yenilmez Armada”nın dev gemilerinin devâsa topları her gümbürdedikçe Tabyalarımızın üzerine ölüm yağıyordu. Yamaçlar toz-duman içindeydi. Ama nedense bu tabyalardan tek bir top bile patlamıyordu. De Robeck şaşkınlık içinde seyrediyordu Çanakkale sırtlarını Amiral gemisinden. Neden? Neden karşı bir atış yoktu tabyalardan. Ya gemilerin yağdırdığı cehennem yaylımında yok olup gidiyordu tabyalar ya da…Evet. Onların 35’lik dev toplarının menzili içindeydi Türk tabyaları. Ama onlar hâlâ bizim topların menziline girmemişlerdi…
Ve düşman armadasının kopardığı kıyametin alev topu arasından kıyam etti Mehmetçik…
Asıl mahşer o zaman başladı düşman için…
İngilizlerin İrresistible ve Ocean Fransızların Bouvet adlı dev zırhlıları Edremitli Seyit Onbaşı gibi kahramanların imân gücüyle kaldırdıkları 276 kiloluk güllelerle denizin dibini boylamış İnflexible Agamemnon Sufren Gaulois ve daha birçok irili ufaklı gemi bir daha savaşa sokulamayacak derecede ağır hasarlı olarak yedekte geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Dardanos Batarya komutanı Yüzbaşı Hasan ve gözetleme subayı Üsteğmen Mevsuf ile birlikte Türk savunmasının kaybı böylesi bir cehennemde 58 şehit 75 yaralıdır. 10 kadar top kullanılamaz hâle gelmiş düşman gemilerinin cehenneme çevirdiği Kilitbahir köyü ile Çanakkale’nin bir kısmı yanmış ve tahribata uğramıştır.
Oysa Yenilmez Armada dünya ve tarih önünde en büyük utanç ve yenilgiyi yaşamış onca gemi ve silah kaybından başka binin üzerinde donanma askerini de Boğaz’ın akıntılarına bırakarak geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Bir destandır Çanakkale…18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı ile başlayıp 9 Ocak 1916 da son düşman askerinin de gizlice kaçarak terk ettiği Çanakkale geçilememiştir. On ay kadar süren bu akıl almaz savaşlarda hep düşman hezimeti vardır. Zığın deresinde Anafartalar’da Kanlı sırtta Conk bayırında Suvla körfezinde esen rüzgârlar şehid tenlerinden mis kokular yayar onurlu yamaçlara…
Bir türküdür Çanakkale…Bıyığı terlememiş gençlere yakılan “gençliğim eyvah” nakaratlı ak pürçekli anaların al kınalı gelinlerin hançerelerinden alev gibi harlayan bir ağıttır Çanakkale…
Toprağın her zerresine bir kurşun her adımına bir şehidin düştüğü toprak tarihin efsaneleştiği coğrafyadır Çanakkale…


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla