Askerî plan tatbikatlarının bir amacı, gelecek senaryolarını öngörmektir.

İkinci ve daha önemli amacı, vatanı, milleti devleti düşman tehlikesine karşı koruyacak savunma tedbirlerini aramak ve geliştirmektir.

Ama bu arayışın başvurduğu hayal gücünün bir sınırı olmalı.

İçerideki zincirin zayıf bir halkası her an kopabilir çünkü.

Son zamanlarda sıklıkla görüldüğü biçimde bilgiler dışarı sızabilir, “ordu darbe hazırlıyor ve harp oyunu örtüsü altında bu gerçeği saklıyor”denilebilir.

İstanbul’daki 1. Ordu Komutanlığı’nda 2003 Martı’nda yapılan seminerde tartışılan “Balyoz Harekât Planı” işte tam da bu zaafları ile gündemi altüst etmiştir.

Planda adı geçen kurumların ve kişilerin gerçek olması, senaryodaki olayların hayal değil öngörüler olduğu yolunda endişeler uyandırmıştır.

Genelkurmay Başkanlığı dün seminerin harekât planlarını geliştirmeye ve eğitime yönelik olağan faaliyet olduğunu belirten bir açıklama yayınladı.

Açıklamada cami bombalamak ve Ege’de kendi uçağımızı düşürmek gibi eylemler hakkında şu değerlendirme yapıldı:

“.. Ortaya atılan iddiaları aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir.”

Paşa’dan hodri meydan

Bu değerlendirme doğrudur. Zaten haberin bu kadar sarsıcı etki yapmasına da darbeye giden yolun, aklı ve vicdanı olan hiç kimsenin kabul edemeyeceği yöntemlerle inşa edileceği iddiası sebep olmuştur.

Dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan dün TV ekranından Taraf Gazetesi yöneticilerine meydan okudu ve şöyle seslendi:

“Kayıtlarda benim veya başka bir arkadaşımın şurayı bombalayacağız sözünü bulurlarsa onların alınlarını karışlarım. Yazılı veya sözlü bir beyanımı bulsunlar...”

Asker, hedef olduğu psikolojik savaşta nasıl daha etkin olabilir, ona bakmalıdır.

Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın dünkü çıkışı bu arayışa ilham verebilir.

Mesela Taraf’a sızdırılan belgelerin orijinalleri ortaya dökülür, iftira amaçlı eklemeler kolaylıkla ortaya çıkarılabilir.

Böylesi suçlamalar karşısında TSK daha çevik ve inandırıcı olmak zorundadır artık.

Neden?.. Vatandaşların hür ve meşru bir şekilde ifade ettikleri iradelerini kabul etmesini bilmek yalnız demokrasiye bağlılığın değil vatanseverliğin de gereğidir.

Adımızı silin o listeden

Her askeri darbe, gelişine sebep gösterdiği tehlikeleri büyütmekten başka işe yaramadı. Halk bunu biliyor. Biz de bu bilincin ülkeyi koruyacağına güveniyoruz.

Dün Taraf’ta harekât planına kamuoyu desteği sağlamakta yardımcı olacağı umulan gazeteciler ile karşı çıkacakları için tutuklanmaları öngörülen gazetecilerin listeleri yayınlandı.

“Muhtemel destekçiler” arasında adımı görünce irkildim ve incindim. Zafer Mutlu’yla karşılaştığımda onun da aynı duygular içinde olduğunu gördüm.

Evet biz Türkiye’de birlik ve bütünlüğün güneşi batmasın, laikliğin ışığı sönmesin, hukukun üstünlüğü tahrip edilmesin isteriz.

Kalan ömrümüzü de bu amaçlara adayacağımız kesindir ama askeri darbeleri bu ideallerin şansı olarak görmeyiz, geçmişe bakarak bahtsızlığı sayarız.

O nedenle o listeden çıkarılmayı talep etmek hakkımızdır.

Ordu muhalifi olmak başka, askeri darbeye karşı olmak başkadır.

Hürriyetsiz bir Türkiye olmayacağı gibi yaşadığımız coğrafyada ve şartlar içinde ordusuz bir hürriyet de olamaz.

Askerin gerçek dostları, demokrasiye bağlılığını her fırsatta kanıtlayan bir ordu isteyenlerdir.