Mecliste AKP’nin sayısal gücüne sahip bir iktidara yasa yaparken hileye başvurmak yakışmıyor.

Katlanılan ayıba da değmiyor.

İşte askerlere sivil yargı yolunu açan düzenleme... İktidar darbe, cunta, terör ve çete suçlarına karışan askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmaları gerektiğini göğsünü gere gere savunabilir, o açık fikirler ortamında direnen muhaliflerini halkın gözünden düşürebilirdi.

Ama ne yaptı? Pusuya yattı, yorucu bir günün gece yarısı muhalefet sıralarının baygın düştüğü bir anda bu düzenleme bir torba kanunun içinde geçiriliverdi.

Ofsayttan atılan golün sevinci uzun sürmedi tabii. Hile ve acele ayaklara dolandı, Anayasa Mahkemesi düzenlemeyi hem de oybirliği ile iptal etti.

AKP’nin bu gelişmeyi, boyuna bosuna yakışmayacak utandırıcı bir yenilgi olarak görmesi ve bu ibretten yararlanarak benzer ayıplara düşmemesi gerekir ama böyle bir ümidin ışığı yok ortada.

Partinin anayasacısı Prof. Kuzu dün “Bu karar yanlış bir karardır” diye çıkış yaptı. İktidar aleyhindeki her karara muhalif kalmakla ünlenen mahkeme başkanının bile pes ettiğini unuttu herhalde.

Yargıya sefer açmak...

Belli ki iktidar yöneticileri, referanduma götürülecek mini anayasa değişikliği paketini kamuoyu önünde savunurken Anayasa Mahkemesi’nden çıkan bu iptal kararının ellerini güçlendireceğini hesap ediyorlar.

Nitekim Burhan Kuzu “Süren davaları (asker kişilerle ilgili) etkileyen bir şey olursa gerekli tedbirleri alırız” dedi.

Artık gizlisi saklısı kalmadı; AKP, bütün bu darbe iddialarını ve asker aleyhinde yürütülen dehşet kampanyalarını kullanarak yüksek yargıyı zaptetme amaçlı hamleyi referandumla gerçekleştirmeye çalışacaktır.

Bu da başka türlü bir balyozdur!

Şuradan belli ki Başbakan Erdoğan son “balyoz planı” ile ilgili haberleri, sorumluluk taşıyan bir devlet adamının sabrı ve ihtiyatı içinde sükûnet göstererek karşılamamış, yine bütün bu olumsuzlukları askerlere yakıştırdığını belli eden bir tutumla adeta üstüne atlamıştır.

Dün “Kimse milletimize korku salmasın. Milletimizi korkutarak siyasi rant sağlamasın” dedi.

Böyle bir uyarının sözcüsü değil muhatabı olacak yerdedir. Çünkü susturulan medya, sindirilen sivil toplum kuruluşları ve kuşatılan yargı, devlet gücünü kötüye kullanan iktidarın yıkıntılarıdır.

Korkuyu ranta çeviren asıl iktidardır. Çünkü muhalif sesler korku ve baskı ile susturuluyor.

Halk şüpheye düşerse...

Başbakan dün “Kendisini TBMM’nin ve millet iradesinin üstünde görenler apaçık gaflet ve dalâlet içinde olurlar” dedi.

Erdoğan’ın Atatürk’ten esinlendiği sözcük ve deyimler hazinesi yavaş da olsa genişliyor. Bu memnuniyet verici ama iktidarın referandum aracından yararlanarak yargı bağımsızlığına son verme hazırlığı, gaflet ve dalaletin adresini yeniden düşünmeye insanı zorluyor.

Türkiye’de yürütme erki, bağımsız olması gereken yasamaya da hükmediyor. Daha doğrusu Başbakan Erdoğan yalnız hükümete değil meclise de hükmediyor.

Bağımsız bir yargı bize normal işleyen demokratik devletlerden daha çok gerekiyor.

Ama AKP onu da aynı tek adam iradesinin emrine katmanın savaşını yapıyor. Sivil faşizm budur!

Referandumun süresi bu hesapla kısaltılıyor.

Yine de yeise düşmemek lâzım. Halkın çoğunluğu ne olup bittiğini fark etmese bile “yangından mal kaçırma” telâşı gösteren iktidardan şüphelenebilir ve ona iyi bir ders verebilir.

Seçim sandığı hükmünde bir referandum sandığı... Olur mu olur!