Sevgiliye Verilemeyecek Mektup - Hüzün
Mecnunun leylasını beklediği gibi, hiçbir zaman kavuşmayacak ellerin ellerime ve bir gün karşına çıkıp seni ne kadar çok sevdiğimi haykıracağım cümle alem içinde...
Ne kadar gidecek böyle, halen seviyorum seni. Nasılsın diye soramıyorum, biliyorum ki sen hayatından memnun ve mutlusun. Benim kadar karamsar bakmıyorsun hayata, kaç yıl daha böyle acı içinde bekleyeceğim? Kaç yıl daha geçecek böyle sensiz güzel gözlüm? Yüzüne bakamıyorum görmüyorum gözlerini hatta neler düşündüğünü bile bilmiyorum. Yazmaya başladığımda hep aklıma gelir gözlerin, sonra da gözlerinin içindeki sevgi ile vurulup kalırım ben içindeki ateşe… Ellerim sana uzanmak istediğinde ise gökyüzünde asılı kalır. Sonra sözlerin iner derin uçurumların ürkütücü yanları gibi, yüreğimin kuytu köşelerine. Sana sevgiye dair söyleyemeyeceğim yazdıklarımı, içimdeki duygulara uyarlayıp, sözlerin en ince ifadesiyle anlatmak istiyorum…
Bazen geceleri anlamsız acılar yakalar beni… Karanlık sokaklarda korkmaya başlarım ve sığınacak kuytu bir köşe ararım. Belki de bu yüzden giderim kendimden uzaklara bir yerlere… Şimdi ellerine dokunmak vardı, gözlerinde boğulma telaşını yaşamak, sonrasında ağlamak vardı suskun zamanların ortasında. Biliyorum ki hiçbir zaman yaşanmayacak bir daha paylaştıklarım seninle… Ve bir daha hiç bu kadar sevmeyeceğim delice… Yüzün ve hüzün ikisi de aynı benim için. Yorgunum sararmış yapraklar gibi, yere düşercesine acımasız ve yaralı zamanların kurbanıyım. Sevilmek istiyorum yok olan zamanlarda seni beklerken…
Aslında daha açık konuşmalıyım, kalemi biraz daha sertleştirip içimdeki gün görmemiş tüm isyanların sesini anlatmalıyım. Yani bir bakıma korkularımı ve korkaklığımı… İçimdeki sana ait ne varsa bende anlam kazanmış her şeyi yazmalıyım adını kazıdığım her yere… Geldiğinde bu dağılmış hayatım toparlanırdı ama sadece o kadar… Ömrümün üşüyen yanlarında, şefkat isteyen zamanlarda, yalnızlığın tepemde nöbet tuttuğu anların hiç birinde olmadın. Ben hep o derin sevgimle yaklaştım sana, biraz gözlerini aradım, biraz da sıcaklığını istedim.
Ama sen hep kaçışların istikametinde, ben kural tanımaz uzun romanlar delisi… Nereye gidersem gideyim hep senin benden sakladığın şefkati, sıcaklığı, anlayışı aradım. Bir kere de olsa o derin merhametinle yaklaşsaydın belki de başkası hiçbir zaman olmazdı. Şu yalan denilen hayatımda, aramıza anlamsız savaşlar girmezdi. Uzaklığın vermiş olduğu korkularla, kırmazdı söylediklerimiz. Yüreğimizi toparlardı yorulmuş sevdamız ve yollarımıza baharlar düşerdi. Gözlerine gözlerim sözlerine şefkatim…
Şimdi ne kendimi ne de seni suçlamaya hakkım var. Geçmiş benim adıma seninle dolu ve hayatımın en anlamlı kısımlarından birisin. Dön diyemem, gel diyemem sana. Ama şunu bil ki yüreğimde bir yerin var, bunu hiç kimse dolduramaz. Bu ne bir merhaba ne de bir elvedadır. Nasıl anlamak istersen senin tercihindir. Belli bir süre belki… Yıl mı asır mı sen karar ver? Ben de asır kadar gibi uzun, hayat kadar kısa, ama anlamlı idi. Seni sevdiğimi söylerken, çok derin duygular içindeydim, sevgi doluydum. Bu mektup diğerlerinden farklı gelebilir sana, daha çok sevda, daha çok sitem ve aşk var bu mektubumda. Sende beni sevdiğini söylediğinde korkaktın, ürkektin ya da çekimser ve güvensizdin… Ama söylemiştin sevdiğini titrek ses tonuyla, nedenler büyük müydü bilmiyorum? Ben o nedenlerin büyüklüğünü gördüm ve hissettim, o yüzden ayrılmayı basitleştirdik.
Acı çeke çeke koptum senden… ‘’mecburuz başka çaremiz yok’’ demiştin. İnan halen acı çekiyorum ve senin de çektiğini biliyorum sevgilim. Seninle konuşmalarımızı özlüyorum, sesin saat tıkırtısı gibi kulaklarımda çınlıyor… Hiç unutmadım ki… Hatırlıyor musun? İlk gün isminle seslenirken çok şaşırmış ve heyecanlandığını söylemiştin. Açıkçası senden daha çok heyecan sarmıştı bedenimi, yüreğimi sevdan kuşatmaya başlamıştı bile, beyaz bayrak çektim, yenik düştüm sevdanın büyüklüğüne… Seni sevdiğimi hissetmiştim sevdiceğim, güzel gözlüm… İtiraf mıdır bilmem ama her şeyi seninle yaşamak istiyordum doyasıya… Kaçak ve yasak sevişmeler, soğuk gecelerde ısıtacaktı bizi… Seviyorum deyişini, özledim deyişini, unutamıyorum sevgilim.
Bu mektubu verecek ne bir postane ne de bir postacı var, hepsini yaktım. Sen gidince köpekler kovaladı duygularımı… Isırdılar, parçaladılar sensiz zayıf yönümü… Soğuk aldı sevgisiz kalbim, çok ağrıyor. Acı çekiyorum sensiz pazartesilerde, sensiz salılar anlamsız, çarşambalar soğuk, perşembelerim evde geçiyor, cuma cumartesilerim pazara karıştı… Tatildeyim sevgilim, sevmeyeceğim kimseyi… Hiç iş başı yapmayacak gözlerim, iş tutmayacak ellerim, emir almayacak sessizliğinden paslanan kulaklarım ve ömür boyu tatildeyim bir tanem. Seni sevdiğimi melekler not almışlardır sevap haneme, hesap günü âlem bilecek. Dilime soracaklar neden sevdiğimi, gözlerim anlatacak bütün özlemimi, yüreğim söyleyecek aşk ateşine düşüp yandığımı ve yaradan beni affedecektir senin gibi melek birini sevdiğim için.
Bu mektup gelmişim, geçmişim, günahlarım ve sevaplarım olacak. Sen bu mektubu belki de okuyamayacaksın. Her kes gibi dudak büküp geçeceksin. Bu ne bir merhaba, ne de bir elveda, nasıl anlam vermek istersen. Gözlerim gözlerine hasret, dilim ismine, kulaklarım sesine uzak, kalbim sevgine yasak… Seni çok sevdiğimi kimseler bilmeyecek. Kurumuş bir gül gibi solup gidecek Mecnun’un Leyla’sını beklediği gibi… Hiçbir zaman kavuşmayacak ellerin ellerime… Ama bir gün karşına çıkıp seni ne kadar çok sevdiğimi haykıracağım cümle alem içinde… Bekle geleceğim dönüşü olmayan yollardan..... Bekle geleceğim sevdiceğim...
.....Kimseler Bilmeyecek
Bir gün öleceğim virane meyhanede,
Elimde kırık kadeh, ağzıma kan dolacak.
Şarkımızı çaldıracağım, dertli kemancıya,
Son defa ismin dilimde, olacak
erdal babür


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
son_nokta
