• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    SantiMunez adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-11-2008
    Mesajlar
    122
    Karizma Gücü
    4

    Duyuru Ayasofya’nın Müzeye Çevrilmesi !


    Ayasofya’da mozaiklerin açılması yönünde ki talep üzerine 1934 te İstanbul Müzeleri müdürü Aziz Ogan başkanlığında müze müdürleri,mütehassıslar, belediye temsilcisi, vakıflar müdür ve mimarlarından oluşan 8-9 kişilik bir komisyon kurulur. komisyon heyetinden Alman Erkhard Ungar; caminin mabed kısmının aynen açık kalması gerektiğinde ısrar etmiştir. Bu Alman dışındaki Türk üyeler mabedin tamamen kapatılması yönünde karar bildirmişlerdir…
    İmparator Justinianus devrinde Hristiyanlık belli bir güç kazanmış ve haliyle imparator inanların inanç ihtiyaçlarını karşılamanın yanında Allâh’ı memnun edecek bir ibadethane yapma gereği duymuştu.Meşhur Nika yangınından 39 gün sonra 23 Şubat 532 de inşaata başlamıştır.
    Bu kilise ilk yapıldığında,Büyük kilise ‘Megale Ekklesia’ adı ile adlandırılmıştı. Ancak 5. yy da buraya sadece ‘Sophia’ denilmeye başlanmıştı. Daha sonra Ayasofya ismi ile meşhur olmuş ve İstanbul’un fethinden sonra da aynı ismi muhafaza etmiştir.
    Ayasofya isminin değişik kaynaklarda ‘Tanrı’nın hikmeti, Tanrı’nın evi, Tanrı ehlinin birleştiği yer’ anlamına geldiği yazmaktadır.
    İnşaat 5 sene 10 ay 4 gün zarfında bitirildi. Acaba bu koca mabed günümüzün maddi değeri olarak ne kadara mâl olmuştu… Bunun cevabı muhtelif olmakla beraber Araştırmacıların ekserisi şuna karar vermiştir.75 milyon sterlin yani,180 milyon dolar harcanmıştır.
    Ve fatih sonrası ilk cuma namazı Ayasofya’da kılınmak üzere camiye çevrilir. Fatih Sultan Mehmet Han’dan sonra bütün patişahlar birer tamirat veya ekleme yapmışlardır. Nitekim Yavuz Sultan Selim Han Halifeliğin simgesi olan Peygamber hırkasını burada giymiştir.
    Konunun daha iyi anlaşılmasu için Tarihi süreçte Ayasofya üzerine kimlerin hangi niyetler beslediklerini kısada olsa yazmakta fayda var.
    İstanbul’un fethine mütakip Ayasofya’nın camiye çevrelmesi ile Hristiyan alemi byük değer kaybeder. Ancak Ayasofya özlemi bu dinin mensuplarında hiç sönmedi.
    Tarihte Yunan basınında, ayasofya’nın eski hali anlatıldıktan sonra şu sözlerle habere son verirler. şimdi murdar Türkler telvis ediyor (pisliyor) demişlerdir.
    1888 yılında Yunanlı Anastasyos adlı şahıs, Ayasofya camiinin kilise olmak üzere Yunanlılara iadesini alenen istemiştir.
    1919 da Rumlar, Ayasofya civarında bir çok arsa ve binayı yüksek fiyatlarla almaya başladılar. Rumların niyeti açıktı; Ayasofya’nın etrafını sarmak ileride amaçlarını yerine getirebilmek.
    Milli Mücadele döneminde İstanbul’un işgalinde bir çok önemli bina ve fabrika işgal edilmiş kuvvetli silahlar tarafından hedef haline gelmişti. Bu arada Hükümet (Mehmet Vahidettin) akıllı bir hareketle işgalcilerden daha erken davranarak bir tabur askeri camii avlusuna yerleştirir.
    Bu taburun komutanı Binbaşı Tevfik beydi. Ancak düşman kuvvetleri ve Yunan emelleri doğrultusunda caminin boşaltılması gerekiyordu.
    Fransız ordusu kumandanı beyaz bir bayrak ile gelip Binbaşımız Tevfik beye ‘ Siz asker değilmisiniz ? Buraları terk edip bize teslim etmeniz doğrultusunda emir almadınız mı ? der. Tevfik bey Evet ben bir askerim. Bir asker olduğum için sizi,ben sağ olduğum sürece bu kapıdan geçirmeyeceğim.Şayet zorla girmeye teşebbüs edecek olursanız caminin dört tarafına yeterli miktarda tahrip kalıbı yerleştirdim. Eğer ısrarda devam ederseniz bu koca mabed bu taburun üstüne çökecektir ve siz bu mabede giremiyeceksiniz.
    Fransız komutan durumu üstlerine bildirir ve geri çekilir.
    Ayasofya’da mozaiklerin açılması yönünde ki talep üzerine 1934 te İstanbul Müzeleri müdürü Aziz Ogan başkanlığında müze müdürleri,mütehassıslar, belediye temsilcisi, vakıflar müdür ve mimarlarından oluşan 8-9 kişilik bir komisyon kurulur. komisyon heyetinden Alman Erkhard Ungar; caminin mabed kısmının aynen açık kalması gerektiğinde ısrar etmiştir. Bu Alman dışındaki Türk üyeler mabedin tamamen kapatılması yönünde karar bildirmişlerdir.
    Komisyon bir rapor hazırlayarak 27 Ağustos 1934 tarihinde maarif vekaletine sunmuştur. Raporda yazanlar ise dudak uçuklatacak cinstendir.
    ‘İç kapı ve pencerelerin tamir edilmesi.Son cemaat mahallinin müzelik eşyayı teşhir edecek hale getirilmesi,camiye bitişik kimsesizler yurdunun (Fatih medresesi) kaldırılması…’konularına temas ediyordu. Ayrıca ‘Caminin mabed kısmının ibadete kapatılması suretiyle buraya Bizans eserleri konularak Bizans müzesi yapılması, bu arada Ayasofya’nın asırlarca osmanlı eseri halinde kullanıldığı hususuda göz önüne alınarak uygun bir yerinde Türk eserlerinin de teşhir edilmesi istenmiştir…
    Acaba bu müzeye çevrilme durumunda gizli pazarlıllar söz konusumu dur ? Buyurunuz bu sorunun cevabını Merhum Celal Bayar’dan dinleyelim.
    Bayar’ın anlattıklarına göre Yunan Başbakanı’nın Atina’da kendisini karşıladığı sırada, balkan paktına kabul edilebilmemiz için Ayasofya konusunu açtığını; Anadolu macerasının unutulmadığını üzgün bir halde ifade ederek ‘kamuoyunu memnun edecek bir ortam doğsa, belki bundan yararlanıp belki bir şeyler yapılabilir’ şeklindeki Yunan başbakanı’nın sözlerini M.Kemal Atatürk’e anlatarak taviz istediklerini söyleyince, M.Kemal, şu açıklamada bulunmuştur.
    Az önce vakıflar umum müdürü buradaydı.Ayasofya camiini tamir edecek para bulamıyorlar.Bugün kü hali ile de harab ve bakımsız ! Ayasofya’yı müze yapsak, hem harabiyetten kurtarsak, hem Yunanlılar’a bir jest yapsak,Balkan paktını kurtarabilirmiyiz ? Öyleyse yapalım.’
    ….. Ve böylece Ayasofya Camii müzeye dönüşmüştür fikren.
    Ayasofya,Hristiyanlaştırılmış Roma devrinde bazilika tarzında bir kilise ve Doğu Roma imparatorluğu zamanında ise yeniden inşa edilmiş en büyük kilisedir. Büyük Kilise olarak 25 Aralık 537′de açılışından İstanbul’un fethine kadar 915 sene 5 ay 5 gün kilise, fetihden yani 29 Mayıs 1453′den 24 Kasım 1934′e kadar 481 yıl 5 ay 16 gün cami, bu tarihten itibaren müze olarak kullanılagelmiş; tam 1396 sene 10 ay 21 gün iki ayrı semavi dine ibadetgah,mabed olmuştur.
    Sadece pek çok tarihi olaya sahne Justinianus’un tahtını tehlikeye soktu. İmparator yenilgiyi kabul edip kaçmayı planlarken, bu tehlike Justinianus’un hanımı Theodora ve komutan Belisarios’un mahareti ile bastırılır. 18 Ocak’ta ihtilal kanlı bir şekilde bastırıldı. 35.000 insan bu ihtilalde öldü. Bu rakamın 35-40 bin arasında olduğu da söylenmektedir.
    Hipodrom denilen şimdiki Sultan Ahmed meydanında on binlerce kişiyi öldürerek tahtını ve canını kurtaran justinianus, buna rağmen tarihe kanlı bir hükümdar olarak geçmedi. Ayasofya’nın imarı ve diğer kiliselere verdiği önem dolayısıyla adı kan ve zulüm ile anılmaktan kurtuldu.
    29 Mayıs 1453 salı günü fetih gerçekleşir ve böylece Hristiyanlık aleminin en uğursuz günü SALI sendromu başlar.Üzücü olan şey ise bizden olduğunu söyleyen boş kafalarında salı gününü kendilerine uğursuz saylamalarıdır… Man kafa,boş kafa ve tın kafa…
    İstanbul’un fethinden sonra ilk cuma namazı kilise den çevrilme Ayasofya camiinde kılınır. Fatih Sultan Mehmet han Ayasofya için külliye inşa ettirip giderlerinin karşılanması için özel vakıflar açar…
    Ulu hakan belki de sonradan yaşanacakları bilmiş olmalı ki Meşhur Bedduasını okur.


    Lakin Ayasofya Camiinin nasıl oldu da Bir anda karar alınarak Müzeye çevrildiği hala bir muammadır ve esrarını korumaktadır.
    Kurulan heyette sekiz Türk yanında birde Alman Erkhard Ungar da bulunmaktadır. Alman caminin tamamen ibadete kapatılması teklifine karşı çıkar ve kendi fikrini ‘mabed kısmının açık kalması şartıyla müzeye çevrilmesi gerektiğini’ söylemiştir.

    Şuan Ayasofya`nın girişinde asılı olan kararname:

    ...
    Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber...
    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?...
    Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun !
    Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!
    :hz
    Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
    Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
    O demde ki,perdeler kalkar,perdeler iner,
    Azraile hoşgeldin,diyebilmekte hüner...

  2. #2
    <span style='color: #8B0000'>Tek Adam</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2007
    Mesajlar
    8,691
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Nankörler, Atatürk olmasa babanız kimdi bilmezdiniz. Atatürk olmasa camiler sirke çevirirlerdi. Atatürk olmasa siz olmazdınız. Atatürk ayasofyayı müze olarak görmek istemişse öyle kalacaktır ve kalıyorda. Yediğiniz kaba pislemeyin, osmanlıcılık yapmayın. Burası Laik Türkiye cumhuriyetidir. Ayasofyada müzedir.

    Necip fazıl gibilerin ayasofya meselesi yüzünden Atatürk'e kin kusması yetmiyormuş gibi forumlarda da yeni necipler türedi. Ayasofyanın müze olması doğru olandır, sanki yeterince cami yokmuş gibi şekilcilik peşinde koşmayın!
    “Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.”

    Ülke ne zaman darda kalsa bir KEMAL çıkıyor!

  3. #3
    SantiMunez adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-11-2008
    Mesajlar
    122
    Karizma Gücü
    4
    en büyük yalan da bu değil mi zaten
    ...
    Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber...
    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?...
    Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun !
    Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!
    :hz
    Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
    Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
    O demde ki,perdeler kalkar,perdeler iner,
    Azraile hoşgeldin,diyebilmekte hüner...

  4. #4
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Ayasofyanın Müzeye Dönüştürülmesi

    Ayasofya nın Müzeye Dönüştürülmesi(1935)





    Geçtiğimiz günlerde Eminönü Belediyesi Ayasofya’nın tarihsel tanımının yapıldığı ve hukuki durumunun dile getirildiği ilginç bir toplantı düzenledi. Avukat Sedat Balkan konuyu en ince detayına kadar anlatarak Ayasofya’yı bir kez daha gözler önüne serdi ve Ekrem Kaftan da Ayasofya’yı içeren şiirleri ile toplantıya renk kattı.

    İstanbul’un anıt yapılarından Ayasofya tarihi geçmişinin yanı sıra mimarisi mozaikleri ve Osmanlı döneminde yapılmış ekleri ile her zaman gündemde kalmıştır. Bizans ve Osmanlı kültürlerini araştıranlar bu görkemli yapıya her zaman özen göstermişlerdir. Ayasofya 916 yıl kilise 481 yıl cami olmuş 1935’ten bu yana da müze işlevini sürdürmektedir. Gün olmuş siyasi gündemi değiştirmek isteyenler ortada hiç neden yokken Ayasofya’yı dile getirmiş ve dikkatleri bu yöne çekmişlerdir. Gün olmuş bazı siyasiler de kendi görüşleri doğrultusunda siyasi yatırımlarına bu yapı ile ulaşmak istemişlerdir. Ayasofya’nın cami veya müze işlevinden hangisinin daha etkin olacağı tartışılmış bunlar zaman zaman hız kazanmış bir süre sonra da unutulmuştur. Ne var ki bu konudaki tartışmalar sürerken akıl ve bilimin ışığı altında konunun boyutları felsefi görüşün öngördüğü neden ve niçin sorularının yanıtları hiçbir zaman aranmamıştır.

    Ayasofya’nın nasıl müze olduğunun nedenlerini üzerine ve bu konuda nasıl çalışıldığının üzerine bilimsel yönden hiçbir zaman inilmemiştir. Konuya açıklık getirmek amacıyla bu dönemleri bir kez daha açıklamanın yerinde olacağını düşünüyorum (detaylı bilgi için Bkz: Erdem Yücel “Belgelerin Işığı Altında Ayasofya’nın Müze Oluşu ile İlgili Bazı Gerçekler” Türk Dünyası Araştırmaları İst. 1992 S.78 s.183-222).

    Ayasofya Büyük Atatürk’ün isteği Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun Kararı ile müze olmuştur. Bu konuda gerçek bir kararnamenin olmadığı konuyu bilmeyenlerce zaman zaman dile getirilmiş televizyon ekranlarına bile yansımıştır. Oysa bu kararname Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nde bir örneği de Ayasofya Müze Müdürünün odasında asılıdır. Ayasofya’da yıllar önce açılan bir sergide ise eski müdürlerden Sabahattin Türkoğlu tarafından bu kararname sergilenmişti. Kuşkusuz bu konuda şüphesi olan ulema! gidip bu kararnameyi görebilirler. Bunu belirttikten sonra şimdi biz konumuza dönelim: Ayasofya’daki özel bir toplantı tutanağından öğrendiğimize göre İstanbul Asar-ı Atika Müzeleri Müdürü (İstanbul Arkeoloji Müzeleri) Aziz Ogan’ın odasına beklenmedik bir anda Maarif Vekili Abidin Özmen gelir ve Ondan Ayasofya’nın müzeye çevrileceği bunun için ilgili hazırlıkların yapılmasını ve bir komisyon kurulmasını ister. Ardından da yazılı emri orada yazar imzalar ve müze müdürüne verir. Bundan sonra Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi için komisyon kurulur. Bu komisyon İstanbul Asar-ı Atika Müzeleri Müdürü Aziz Bey’in (Ogan) başkanlığında Evkaf Müdürü Niyazi Bey Eski Eserleri Koruma Encümeninden Efdaleddin Bey (Tekinel) Mimar Kemal Bey (Altan) Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Bey (Öz) ve Müzeler Uzmanı E.Ungel’den oluşturulmuştur. Ayrıca komisyona İstanbul’da bulunduğu günlerde Müzeler Genel Müdürü Ferit Bey’in ve İstanbul Belediyesi’nin seçeceği bir kişinin de katılması uygun görülmüştür. Komisyon İstanbul Asar-ı Atika Müzesinde 27.8.1934 günü ilk toplantısını yapmış öncelikle caminin müzeye çevrilmesi için asli durumu bozulmadan yapılacak onarımlar belirlenmiştir. Bunu izleyen toplantıda Asar-ı Atika Müzesinden Bizans lahitlerinin vaftiz teknelerinin ambonların Nur-u Osmani Cami avlusunda bulunan porfir lahdin Zeyrek Camisindeki lahdin ve İstanbul’un çeşitli yerlerinde bulunan sütun sütun başlığı ve mimari parçaların Ayasofya bahçesinde sergilenmesine karar verilmiştir. Bunun ardından da Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden halıların yazma eserlerin kitap kaplarının rahlelerin şamdanların gülapdanların çekmecelerin ve benzeri eserlerin camekânlar içerisinde Ayasofya’da sergilenmesi kararlaştırılmıştır. Ayasofya’nın dış narteksine Bizans eserlerinin konulması üst galeriye de Osmanlı eserlerinin yerleştirilmesi düşünülmüştür. Bu raporun Ankara’ya gönderilmesinin ardından Maarif Vekili Abidin Özmen Vekiller Heyetinin almış olduğu kararı komisyona iletmiştir. Buna göre Ayasofya Müzeler Müdürlüğünce teslim alınacak eski eser niteliğinde olanlar Ayasofya’da kalacak bu niteliği taşımayanlar Evkaf idaresine geri verilecektir. Ardından müzede fazla eserin sergilenmesinin uygun olmadığı da açıkça belirtilmiştir. Ankara’dan gelen ikinci bir emirde komisyondan bazı konulara açıklık getirilmesi istenmiştir. Bu arada Ayasofya’nın ana kubbesi altına rastlayan alana eserler konulursa genel mimari düzenin bozulacağı da belirtilmiştir. Üst galerilerde eser teşhiri düşünülüyorsa bunların detaylı bir projelerinin olup olmadığı da komisyondan sorulmuştur. Bu konudaki yazışmalar devam etmiş Vekiller Heyetinin kararı şu noktada birleşmiştir: Ayasofya bir anıt müzedir. İstanbul Arkeoloji Müzelerindeki Roma ve Bizans lahitleri buraya getirilmeyecek yerlerinde bırakılacaktır. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi ile Çinili Köşkteki eserler de aynı şekilde yerinde kalacaktır. Yalnızca Ayasofya avlusunda önceki yıllarda toplanmış olan mezar taşları mezarlığı andırmayacak biçimde düzenlenecek ve müze görünümü ağırlık kazanacaktır. Böylece Büyük Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda Ayasofya müzesinde eser sergilenmesinde son derece akılcı bir yol izlenmiştir. Ayasofya’nın anıt-müze oluşundan yola çıkılmış ve içeride yoğun bir sergilenmeye yapının mimarisine uygun olmayan konuma getirilmesi engellenmiştir. Ayasofya’nın dış narteksindeki Bizans eserleri dışında içerideki mozaikleri mimarisi ve Osmanlı çağı eserleri ön plânda ziyaretçiye sunulmuştur. Askeri dehasının yanı sıra Atatürk’ün derin bir kültür birikimi olduğu burada bir kez daha ortaya çıkmıştır.

    Ayasofya İstanbul Vali Muavini Evkaf Müdürü ve Müzeler Genel Müdürü arasında yapılan bir protokol ile müze yönetimine devredilmiştir. Yeni kadrolar sağlanıncaya kadar imam ve müezzinler dışında caminin hayrat hademesinden altı kişi nöbetleşe gece bekçisi olmuş onlara İstanbul Arkeoloji Müzesinden bir mutemet ile bir muhafız eklenmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzesinin yönetiminde Ali Sami Boyar’ın sorumluluğunda müze 1 Şubat 1935’te ziyarete açılmıştır. İlk gün 463 yerli 370 yabancı müzeyi gezmiştir.

    Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya ile ilgili vakfiyesinin uygulanışı ile yapının müze oluşu arasında bazı çelişkiler olduğu zaman zaman iddia edilmiştir. İslâmiyetin önemli bir dayanışma kuruluşu olan vakıflar yüzyıllar boyunca yaşamıştır. Dini ve hukuki bir kuruluş olan insanlığa hizmeti amaçlayan vakıfların Osmanlı kültür ve sanatı ile çok yakın ilişkisi vardır. Vakıf müessesesi Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak döneminde daha da gelişmiştir. Ancak çağın değişen koşulları altında geçmişte çok yararı olan bu vakıfların bazıları günümüzde işlevini yitirmiştir. Ayasofya vakfiyesi de bunlardan biridir. Eskilerin deyişi ile bu tür iddiaların tartışmaların “abesle iştigalden” başka bir şey değildir. Yalnızca üzerinde durulacak çözümlenmesi gereken Sedat Balkan’ın da ileri sürdüğü gibi bazı sorunlar bulunmaktadır. Ayasofya’nın hukuken gerçek mülk sahibi kimdir? Yapının bütünü Kültür Bakanlığı’nın kullanımında olmasına karşılık içerisindeki küçük bazı mekânlar ile Babussaade Caddesinde bulunan dükkânlar vakıfların mülkiyetindedir. Soğuk Çeşme Sokağı ile Ayasofya arasındaki imaret vakıfların mülkiyetinde olup kullanım dışında kendi haline bırakılmıştır. Onun hemen bitişiğindeki mekân Kültür Bakanlığı Döner sermaye İşletme Müdürlüğünün (DÖSİM) satış dükkanıdır. Ayasofya içerisindeki Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra yaptırmış olduğu medrese yıkılmıştır. Bu medresenin 1983-84 yılında merhum Mimar Alparslan Koyunlu ile kazısını yapmış temellerini ortaya çıkarmış ve yeniden restitüsyonu yapılarak müzenin kullanımı için bakanlığa projelerini sunmuştuk. Ne yazık ki tüm çabamıza rağmen bunda başarılı olamadık.

    Fatih Sultan Mehmet’in köhneleşmiş son günlerini yaşayan Bizans’ı yıkarak fethedilen bütün ülkelerde en büyük kilisenin camiye dönüştürülmesi geleneğine uyularak Ayasofya da camiye çevrilmiştir. Öte yanda Atatürk de çökmüş bir Osmanlı İmparatorluğu’ndan yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Türklerin yetiştirdiği bu iki büyük dahiden biri İstanbul’u Bizans’tan almış Ayasofya’yı cami yapmış diğeri de güçlü İtilaf Devletlerinin elinden 6 Ekim’de bu şehri kurtarmış ardından da günün koşullarına uygun olarak müzeye çevirmiştir.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Güniz Sokak'taki eve ve müzeye de haciz. (Milliyet 26 10 2005)
    2005 Konuları bölümünde Pire tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 26.10.05, 09:30
  2. Data Track'lerin MP3'e çevrilmesi hakkında yardım isteği
    2008 Konuları bölümünde Samsa tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 21.10.05, 16:31
  3. Ayasofya’da İpek Yolu sergisi açıldı
    2005 Konuları bölümünde dundik tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 04.09.05, 00:53

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •