İbrâhim Müteferrika,
Tütün Mübtelâsı 'Sofi'lere Ateş Püskürüyordu! ..

İslâm dînine girip hidâyete erdikten sonra, Osmanlı topraklarında ilk 'matbaa'yı kurmasıyla tanınan İbrâhim Müteferrika (ö. 1738) , zamanla Şer'î meselelerde önemli bir mesâfe katetmiş ve Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu kötü durumun İslâmî hükümlere muhâlefetten, namazı terkten, adâletsizlik, rüşvet ve bir kısım askerî ihmâllerden kaynaklandığını pâdişâha anlatmak için 'Usûlü'l-Hikem fî Nizâmü'l-Ümem' adında bir risâle te'lif etmişti. Ona göre halkı yoldan saptıran ve İlâhî hükümlere itaatten ayıran en önemli sebeplerden birisi de, Tasavvuf ehline yakışmayacak bir tarzda, bâzı 'sofî'lerin 'tütün'ü harâretle ciğerlerine çekmesiydi! ..

İbrâhim Müteferrika umum halka taş çıkartırcasına, elini-yüzünü, sakalını-sarığını 'îs-ü pâs'a bulayan(24) bu gibi kimselere resmen ateş püskürüyor, yazdığı bir manzûmede onlara büyük bir öfke içinde şöyle hitap ediyordu:

'Duhân içmekden ey sûfî, sararmış saza dönmişsin

Elinden bal mumı gitmez, hemân papaza dönmişsin! '(25)

İbrâhim Müteferrika ile aynı asırda yaşamış olan ve zamâne halkının gidişâtına kızan 'Risâle'-i Garîbe'nin meçhul müellifi de, sabah-akşam ciğerlerine 'duhân' çekip duran 'lüle' mübtelâlarını: 'Döşeli oda içinde nâzük kumâş yasdıklar ardına ve dıvâra duhân içüp de tüküren ağzı kurıyacaklar ve duhân lülesini barmağıyla basup esbâbına (elbisesine) silen pesned (çirkef) ler, ocak vâr iken mûm sofrasına, şem'dân içine lüle silken elleri tutulasılar ve ocakda ya mangalda âteş vâr iken mûmda lüle yakup mûmuñ üzerine tütün döken hımârlar (eşekler) ' diye nitelendirmiş,(26) haklarında hakaret ve bedduâya varan ağır sözler sarfetmişti! ..



Şeyhülislâm Mehmed Efendi'nin,
III. Ahmed'i Tütünden Caydırma Çabası:

'Tevârîh-i Sultân Süleymân' adlı anonim vekâyînâmede yazdığına göre; Sultan III. Ahmed Hân 'bir gün Şeyhülislâm Muhammed Efendi'yi' Topkapı Sarayı'na 'da'vet ve Hâs-oda'da bir sâ'at mikdârı musâhabet (sohbet) ' eder.(27) Sohbet sona erip de 'müftî efendi' odadan 'taşra çıkdukda', ayağının tozuyla derhâl 'ağalar'ın yanına gelerek, onlara: 'Ağalar! Pâdişâh'ımuzı hilâf-ı Şer'-i şerîf (dîne aykırı) işlere sevk eylemeden ihtirâz (sakındırmak) lâzımdur. Zıllu'llâh-ı 'âlem (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) 'dür. Hilâf-ı şer' (dîne muhâlif) olan husûsda men' idüñ! ' deyû üç kerre tekrâr ider.'(28) Ağalar 'müftî efendi'nin bu sözüne ilkin bir anlam veremezler. Ancak biraz sonra anlaşılır ki, meğer pâdişah Şeyhülislâm'dan 'duhân (sigara) hakkında fetvâ istemişler, molla dahî' şer'an mekrûh olan bu pisliğin içilmesine 'cevâz göstermemiş'ler.(29)

Müftî Efendi'nin bu tâviz vermez tutumu karşısında pâdişah, bunun zâten öteden beri yasak olduğunu, onun bu fetvâsına esâsen kendisinin de hak verdiğini söylemek maksadıyla, Sultan Dördüncü Murâd'ın geçmişteki icraatlarını hatırlatarak: ''Ecdâdımuz duhân mâddesinde siyâseten vâfir (çokça) âdem katl eylemişler! ' didüklerinde', Müftî efendi Sultan Murâd zamânında, selefî zihniyetli Kâdı-zâde Mehmed Efendi'nin sakat ve âmiyâne görüşleri doğrultusunda yapılan bu katliâmın da 'Şer'-i şerîf'le bağdaşmadığını ifâde ederek: 'Hilâf-ı Şer'dür, mes'ûl olurlar. Ancak âşikâre isti'mâlinden (kullanılışından) men' lâzımdur! ' deyû cevâb' vermişler.(30)

Osmanlı halkının başına çok büyük işler açan 'tütün'ün körüklediği bu târihî vak'alar her ne kadar artık târihe mâlolmuşsa da, topluma ve insan sağlığına verdiği zarar o günden bugüne bâkî kalmıştır.

Neden ve niçin içtiklerini bilmeksizin harâretle 'tütün'e sarılan günümüzün sigara mübtelâları da, bu pis otun kendilerine ne kazandırdığını ve neler kaybettirdiğini çok iyi düşünerek; artık hem kendilerini, hem de zarar verdikleri toplumu bu illetten kurtarmalıdır! ..