Önceki gecenin hiç uyumamışlığını saat 11:00 a kadar atlatabilmiştim. Öğlen sıcağı bayıltmadan uyumayı planlamıştım aslında, fakat akşam saatlerine kadar oyalandım 20:00 sularında uyudum.
Sabah ezanının sesi ile uyandım. Destekli bir kahvaltının ardından biraz internet haberlerinde gezdim, ülkemde olanlara küfür ettim. Stres yüklü olup olmadığımı bütün hücrelerimi hissetmeye çalışarak kontrol ettim, kısmen stresliydim. Çıkıp yürümeliydim. Sabahın bu saatinde çocuklar sokağa çıkıp bağıra çağıra top oynamaya başlamışlardı bile. Yürümeye başladığım istikamet güney... denize doğru gidiyordum ama 7-8 km daha vardı sahile. Neden? sorusunu bilmem kaç yüzbininci kez tekrar sordum kendime o an. Heralde bir genetik kod saklıydı içimizde. Denize doğru gitmek... suya.
Bakırköy sahilinde biraz yürüdükten sonra bir taşın üzerinde dinlenecektim, ancak; orası çok kalabalıktı. Yalnız olacağım bir yere gitmeliydim. Ne zordu. İstanbul`da bir yaya, yalnız olacağı bir sahil arıyordu...
Haznedar`da bir otobüs durağının yanından geçerken gıcırdayıp, tısslayarak duran körüklü bir otobüs önümde belirdi. Yaşlı bir çift ellerinde poşetler ile binmek için diğer bekleyenlerle birlikte hareketlendi. Ne kadar da yavaş hareket ediyorlardı. Birlikte hamle yapmışlar ama grubun en arkasında kalmışlardı. Yaşlı adam sağ elindeki poşetlerle birlikte, ynie sağ eliyle kapının kenarına destek verip vucudunu sola çevirerek otobüs merdivenine bir adım zar zor atabilmişti. Yaşlı kadın bunu başarabilir mi diye düşünürken gidip yardım edem dedim; bunu söylediğimde ise kadının yorgun gözlerinde bir bakış... Binlerce NEDEN sorusu aynı anda fışkırıverdi yüzüme. Yaşlı çift Cerrahpaşa`da indiler yine ağır aksak. İnerken yine baktı yaşlı kadın, ama bu kez özür diler gibiydi, gülümsedi. GÜLÜMSEYEMEDİM.
Son durak olan Eminönü`ne vardım. Her tarafım yosun ve deniz kokusu sardı. Sahil boyu yürümeliydim. Saat 09:00 sularıydı. Haliçten geçip karaköy-kabataş-beşiktaş yönüne doğru yürüme alternatifine karşı sarayburnu istikameti... Sarayburnu`nda çok yalnız kalırım, yada dönmek için çok zaman harcarım diyerek köprüye yöneldim. yürüdüm...
Kabataş`a yakın bir yerde Mimar sinan öğrencileri tarafından yapılmış heykelleri inceledim biraz. Hangi öğrenci kim bilir ne kadar emek vermişti, hangi ruh halinde iken o taşları traşlamıştı. Başkalarının nedenlerini, soru işaretlerini düşünmek hoşuma gidiyordu çünkü o sırada kendi soru işaretlerime cevap aramıyordum. Oturdum sahile...
Arkamdan geçen, sağımda solumda lise çağlarında ve huzur evi çağlarında insanlar geçti. Her biri ile ayrı ayrı sohbet etmiş gibi oldum. Tahminler yürüttüm neler düşündüklerine dair... Düşünmekte bir eylemde bulunmak kadar enerji harcıyor olmalı ki çok defa acıktım. Simitle doydum!
Gün batımına kadar oradaydım. İki yazdır çok defa gittim oraya. Ne zaman mülteci olsam, o sahile sığınırım.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

