Neredeyse bir yıl doldu dolacak. Mayınlı toprakların temizlenip, yoksul köylülere dağıtılması gecikiyor! Gecikiyor mu, geciktiriliyor mu? Takipçisi olacağım, yazmaya devam edeceğim.
Bugün, gündeme dönelim.
Cumhurbaşkanı’nın uçağına binerek Hindistan’a giden iktidar yandaşı gazete başyazarları, yayın müdürleri, orta sayfa, dip sayfa yazarlarının hemen tamamına yakınının “verdiği uyarıyı” yazalım.
Ezeriz uyarısı yaptılar.
Cumhurbaşkanı’na verildi.
Ancak asıl mesaj halkadır.
Havada kalmasın.
Yitip kaybolmasın.
Şifreli anlatım olmasın.
Cumhurbaşkanı uçağına binip, gözlem-görüntü-haber yazması gereken yazarlar, ne oldu da iki-üç gün bekleyemediler.
2-3 gün sonra gezi bitecek.
Ülkeye dönecekler.
3 gün sonra yazabilirlerdi. Cumhurbaşkanı’nın yani Çankaya’nın uçağına binip Hindistan’ı, boyunlarına astıkları “VIP gazetecisi kartlarıyla” devlet protokol imtiyazlı makosenleri içinde gezip tozarken Ankara’dan düğmeye basılmışçasına hep birden aynı ağızla, aynı tavırla, aynı kaş çatımıyla “Çankaya yanlış adım atıyor…” diye yazıverdiler.
Uçağa binenler…
Ve Türkiye’de kalanlar…
Aynı anda yazıverdiler.
Hışımla çatık kaş gösterdiler.
***
Bu hışımlı çatık kaş nedendir?
Çatık kaşın açılımı şudur:
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü “kardeşimdir” diyerek Çankaya Köşkü’ne taşıyan Ankara’daki iktidarın önde gelenleri, Hindistan gezisi sırasında sıraladığı; ne şiş yansın ne kebap misali çok düşük dozlu eleştiriye bile tahammül edemediler.
Yazarlarını tetiklediler.
Ve “Sen Kayserili bir tornacının oğlusun… Seni oraya biz getirdik… Bizim gibi düşünecek, bizim gibi davranacak, bizim gibi konuşacak, bizim gibi olacaksın…” diye yazdırdılar.
Olmazsan!
Yeniden seçilemezsin.
Abdullah Gül, Kayserili halk çocuğuydu. Halk gibi yaşamıştı, bir tornacının oğluydu. Aslını hiçbir zaman inkâr etmez, Kayseri’ye her gidişinde ya bahçede bamya toplamaya ya da babasıyla pekmez kaynatmaya koşardı. Politikaya girişi, partiler kuruşu da hep itilmiş (türbanlı) kakılmış (gureba) ezilmiş (garip) insanları düşünmesindendi…
***
Bu değerler geride kaldı!
Şimdi yüzüne vuruyorlar:
Sen tornacının oğlusun!
Biz olmazsak sen hiçsin.
Yeniden seçilemezsin.
Yeniden VIP olmazsın.
Yeniden uçağa binemezsin.
Yanında, seni yağlayacak, koltuklayacak, övecek gazeteci götüremezsin. Zaten götürdüğün gazeteciler de bizim malımızdır. Bizden işaret beklerler. Biz ne dersek onu yazarlar. Tornacının oğlu olduğunu unutma!
Hindistan gezisi faydalı oldu!
Şapka düştü.
Kel göründü.
Niyet kendisini ele verdi.
Çankaya uçağına binip Hindistan’a giden Sinan Çetin, “düşen şapka-görünen kel”in filmini, fona melodram dozu yüksek Hint müziğini koyarak, çekebilse Türk sinemasına katkı olur!